9 Aralık 2019 Pazartesi •

Mesnevi aslında ne diyor

19.07.2019
Osman KAYAER

Mesnevi aslında ne diyor / Osman KAYAER

Mevlana’nın Mesnevisi, bir şiir kitabı. Ama bildiğimiz şiir kitaplarından değil. Aynı zamanda bir irşad, psikoloji ve edep kitabı.[1] Bunca zamandır yaşıyor olmasını insana ilişkin doğru tespitlerine borçlu. Çünkü insan, en çok kendinden bir şeyler bulduğu kitapları okur.

Bütün kitaplar gibi Mesnevi de telif edildiği zamanın özelliklerini taşır. Mesnevi, Mevlana’nın icadı değil, daha öncede var olan edebi bir şiir türüdür. Mevlana’nın Mesnevi’si , şöhretinden ötürü diğer mesnevileri gölgede bırakmış, sadece kendisi anılır hale gelmiştir. Hayvanları ve nesneleri konuşturma da Mevlana’nın icadı değildir. Uzağa gitmeye gerek yok. Kur’an’ı Kerim’de mesela karıncalar konuşturulmakta, bal arısına vahiy edildiği söylenmektedir.

Bütün mesellerde olduğu gibi, Mevlana da mesellerinde bir benzeyen ile benzetilen vasıtasıyla meramını anlatmaktadır.

Ve en önemlisi, Mesnevi’nin konusu baştan sona insandır. Bu yüzden orada konuşturulan her hayvan ya da nesnenin gerçekte bir “insan tipi” ya da “insanın bir unsuru” olarak zikredildiğini unutmamak gerek. Mesela Mevlana, Padişah ile aşık olduğu Hizmetçi’nin hikayesini anlattığında “ruh” ile “nefs”in hikayesini anlatıyor demektir. Hizmetçinin aşık olduğu Kuyumcu ise “heva”dır. Uzak bir şehirde yaşayan Kuyumcuyu ikna edip getirmek üzere gönderilen iki kişi de “akıl” ve “duyu”lardır.

Mesnevinin bu özelliğini bilmeyenler onu anlamadıkları, hikayelerin zahir manasına takılıp kaldıkları için Donkişot gibi hayali yel değirmenlerine dolu dizgin saldırmaktan kendilerini alamamaktadırlar. Bu satırların yazarı da gençliğinde onlardan biriydi. Halbuki Mesnevi’nin ne dediğini yada meramının ne olduğunu bir anlasalar, belki de onu ellerinden düşürmeyecekler.

Mevlana’ya en çok zarar verenler ise Sabetaycılardır. Çünkü onlar, Mevlana’nın “mecazi bir şiir dili” kullanıyor olmasından istifade ederek kendi görüşlerini (Kabala öğretisini) Mevlana’nın görüşleri arasına gizleyerek insanları kandırmaktadırlar. Kur’an’ın lisanı ele söyleyecek olursak onlar “hak” ile “batıl”ı karıştırıp halka sunmaktadırlar.

Neyse... Lafı fazla dolandırmanın manası yok. Biz, Mevlana’nın bizzat kendi eliyle yazdığı Mesnevi’nin ilk on sekiz beytinden ilkinde ne dediğine bir bakalım isterseniz.

(Bişnev!) Dinle bu ney neler anlatıyor, ayrılıktan nasıl dert yanıyor.

Mevlana Kur’an’a saygısından dolayı kitabına besmelenin ilk harfini çağrıştırsın diye “be” ile başlayan “bişnev” kelimesi ile giriş yapıyor. Mevlana’nın “bişnev” kelimesini seçmesinin sebeplerinden biri de “dinle” anlamına gelmesi münasebetiyle “oku” emri ile benzerliğidir. Dikkat ederseniz her iki kelimede de (oku ve dinle) insanın dikkat kesilerek bir şeyler öğrenmesini tembihleyen bir mana taşır.

Bilindiği üzere Kur’an’ın ilk ayetleri insanın Allah tarafından yaratılmış bir varlık olduğunu söyler. (Alak 1-2). Kur’an’ı Kerim’de yazdığına göre insan, ilkin balçıktan yaratılmıştır.(Hicr 26) Mevlana, insanı bataklıkta biten kamıştan yapılmış “ney” ile sembolize etmek suretiyle fikriyatının temelinde Kur’an’ın olduğunu daha işin başında dile getirmiştir. Bataklıktan koparılan kamış, mahir bir ustanın elinde bir çok evreden geçirilerek “ney” haline getirilir. İnsan da tıpkı böyledir. İnsan, anasın rahminde bataklıktaki kamış gibi su içinde büyür. Rahimden çıkarıldığı (doğduğu) andan itibaren olgunlaşıncaya kadar pek çok evreden geçer. Eğer peygamberlerin eğitiminden geçerek olgunlaşırsa güzel filler, kötü ustaların elinde ifsat olursa çirkin fiiller işler.

Geçmişte olduğu gibi bugün de böyle olduğunu hep birlikte görmekteyiz. Karl Marx’ın da dediği gibi “insan yaşadığı tarihin ürünüdür.” Kendini vahiyden beslenen peygamberlere teslim edenler hariç (müstesna).

Mevlana bu beyit ile insanın dünyaya bir hatası yüzünden cennetten gönderildiğini ve farkında olmasa bile mutsuzluğunun temelinde bu ayrılık derdinin olduğunu söylemektedir. Hatta başka bir beytinde “cezan buysa mükafatın nasıldır”[2] diyerek insanın cennete olan özlemini dünyayı sevse bile derinden, derinden devam ettiğini dile getirmektedir. Yani o, insanın aslında cennete ait bir varlık olduğunu, dünyaya geçici bir süreliğine gönderildiğini söyleyen Kur’an’ın görüşünü (Bakara 135-138) dile getirmektedir. İnsan, gençliğinde bunu kavrayamasa da ihtiyarladığında dünyanın geçici bir mekan olduğunu bittecrübe anlar.

İnsanın en önemli müteharriklerinden biri de kökenini bilme dürtüsüdür. Bunu evlatlık olduğunu öğrenen bir çocuğun, gerçek ana babasını nasıl karşı konulmaz bir arzu ile öğrenmek istemesinde kolayca görebiliriz. İnsan asıl yurdundan ayrıldığını ve buraya ait olmadığını kavradığında da aynı şey gerçekleşecek ve karşı konulmaz bir arzu ile asıl vatanına özlem duyacaktır.

İşte Mesnevi, bizim dünyaya ait olmadığınızı kulağımıza fısıldayarak içimize bir ukte koymakla işe başlıyor. Artık gerisi sizin aslınızı öğrenmek isteyip istemediğinize bağlı olarak değişecek. (Devam edecek)

 

 

[1] Aranızdan bazılarının bir kaç hikayeyi mevzubahis ederek “amma da edep kitabı ha!” dediğini duyar gibi oluyorum. Ama unutmayın ki sizin dinlerken bile haya ettiğiniz kötülükleri yapan çok sayıda insan var şu yeryüzünde. Onları yok sayıp mevzubahis etmediğinizde problem çözülmüyor.

O kötülüklerin engellenmesi belki de onların tüm çıplaklığıyla anlatılması ve halka gösterilmesi ile mümkündür. Mevlana, Mesnevi’de bu tür hikayeleri anlattıktan sonra mutlaka bahsi geçen fiillerden uzak durulması gerektiğini söyleyen bir iki beyit dile getirir.  

Mesnevideki bazı hikayeler kabih olsa bile ilah, melek yada peygamber olmayan bir adamın yazdıklarından bir kaçının yanlış olmasından daha tabii ne olabilir ki. Bize düzen sözü dinlemek ve en güzeline uymaktır. (Zümer 18) Yanlış olanı da terk etmektir.

[2] Mevlana bu beyit ile dünyanın güzelliğini de kabul ediyor.

Yorum Ekle
Yorumlar
Lokman Bal

24.07.2019

Hocam; yüreğinize sağlık, kaleminiz daim olsun. İnsan bıkmadan okuya biliyor.
Adil Büyükçolak

19.07.2019

GÜZEL VE ANLAMLI BİR MESNEVİ YORUMU . SAĞ OLASIN VAR OLASIN OSMAN ABİ
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ