9 Aralık 2019 Pazartesi •

Ortak Bir Algının Oluşumu…

15.07.2019
Abdulaziz TANTİK

Ortak bir düşünce zemini kurulamadığı sürece bize dayatılan görüşlerin girdabında debelenmeye devam edeceğiz.

O yüzden bize dayatılan temel kavramlarla hesaplaşmaya başlamayı öneririm...

Avrupa merkezli bir kültür ve bilgi evreninden beslenen zihnin kendini tanımlaması veya başka kültür evrenlerini dinlemeyi becerebilmesi mümkün görünmüyor.

Çünkü Avrupa merkezli bakış, Avrupa dışındaki bütün kültür ve bilgi havzalarına uzak durmayı gerektiriyor. İnsanlık tecrübesi bağlamında ele alındığında, Avrupa tecrübesi asgari olana tekabül etmektedir.

Avrupa merkezli bakışın çok güçlü bir yabancılaşma hissi uyandırdığı açıktır.

Yabancılaşmanın psikolojik hastalıkların temelini oluşturduğu gibi psikoloji dışı hastalıkların stresten kaynaklı olduğu düşünüldüğünde onların da kaynağı durumunu korumaktadır. Yani her türlü hastalığın sebebi olan yabancılaşma modernlik bağlamında kaçınılmaz gibi durmaktadır. Yabancılaşmanın temelini ise modernliğin sahip olduğu kurgusallığın yattığını söylemek bir aydın sorumluluğudur. Batı düşüncesi, muhataplarını gerilikle, cahillikle, yetersizlikle akılsızlıkla itham ederek var olmaya çalışıyor. Bu ithamların doğal sonucu olarak bir aşağılık duygusunun varlığını ilzam ederek çift yönlü bir yabancılaşmayı öne çıkarmaktadır. Hem muhataplarında derin bir aşağılık kompleksi oluşturarak yabancılaştırdığı gibi kendisinde de bu yalana olan güvenin pratik veya akli aksiyomlarda yanlışlanabilmesi yüzünden tepkisel bir yabancılaşmaya kapı aralamaktadır. O yüzden Avrupa bunalımlı bir kişiliği içselleştirerek yaşamaya devam ediyor. Bu durumu Avrupa merkezli kişiler nasıl yaşıyor sorusuna verilen cevaplarda bulmak her zaman mümkün…

İnsanların eşitlik, özgürlük ve demokrasi yalanları ile nasıl aldatıldıklarının canlı tanıklarıyız. Özellikle eşitlik ile adalet duygusu yok edildi. Özgürlük ile hak ve hukuk gibi temel mefhumlar ve bununla birlikte psikolojik zemini kuran utanma, edep gibi temel davranışlar da ortadan kaldırıldı. Demokrasi ile de kocaman bir tiyatro kurularak şovmenliğe pirim verildi. Demokrasi, Avrupa dışında kalan bütün ülkelere kan ve gözyaşından başka bir şey getirmedi. Ayrıca en önemli etkisi ise liyakat ve ehliyeti yok etmesi ve totaliterliği meşrulaştırması... Bir avuç kapitalist ailenin çıkarına bütün insanların hak ve hukukları rahatlıkla göz ardı edilebilir oldu… Daha ötesi eşitlik öyle bir noktaya taşındı ki bugün toplumsal cinsiyet kavramı ile bütün cinsellikler eş değer hale getirilerek yeni sapkınlıkların kapısı sonuna kadar aralandı. Eşitlik diyerek yarın yapay zekâların insanla aynı haklara sahip olacağı yeni bir düzenin kurulması da an meselesi...

Yapay zekâ denilince hemen bir itiraz yükseltiliverir. “O kadar da değil.” Aslında tam da o kadar yani… Meselenin özü; bugün tartıştığımız bir konu eğer bilinçli bir tercihle gündeme getirilmişse ki genelde öyle olur; o zaman yirmi yıl sonrasının zeminini kurmaya yaramaktadır. Sadece şöyle zihinsel bir tarihsel geçmişe gidelim ve bugüne kadar oluşturulan kırılma anlarına bakalım, nasıl geleceğimizi belirlemeye devam etmektedir. Sadece 90lı yıllarda İslamcıların tartışmaya başladığı sivilleşme, demokratikleşme ve Medine sözleşmesi bağlamında oluşa gelen tartışmalar Ak Parti’nin desteklenmesine ve meşruiyetini kazanmasına neden olmuştur. Bugün tartıştığımız toplumsal cinsiyet eşitliği meselesi ise yirmi yıl sonrası geleceği belirleyecektir. Yapay zekanın bütün bir hayatı kuşatacağı zeminde kendisine meşru bir zemin oluşturma adına bugün bu tartışmaları planlı bir şekilde devam ettirmektedirler. Çünkü yeni nesiller bu tartışmaların göbeğinde büyüyecekleri için yarın bu tartışmaları dikkate almadan meseleyi halletmenin yolunu ve yöntemini arayacaklardır. Bugün meşru görülmeyen durumlar yarın meşruiyet kazanacak; tıpkı, seksenli ve doksanlı yıllarda reddettiğimiz birçok şeyi bugün yapar hale geldiğimiz gibi…

Gerçekten aklımızı başımıza alıp yeniden düşünmeliyiz ve bize dayatılan kavramların günlük hayatımıza ne kadar etki ettiğini gözlemleyerek gerçek anlamlarını deşifre ederek yeni kavramlara ulaşmanın yollarını aramalıyız. Özgürlük diyorsak eğer ve bunda samimi isek öncelikle Avrupa merkezci bir bilgi ve kültüre karşı özgürlüğümüzü savunmalıyız. Eşitlikte samimi isek Avrupalı beyaz insanla eşit olmalı ve kendi düşüncemi onun düşüncesinden aşağı görmeyecek bir zemini önce beyaz Avrupalıya kabul ettirmenin yöntemini bulmalıyım…

Meseleleri derinlikli kavramalı ve kimsenin etkisinde kalmadan düşünce geliştirmeyi öğrenmeliyiz. Mesele dinin her hangi bir yorumunu kabul etmek değil. Dinin bugünkü yorumunun insanlığın karşı karşıya kalacağı sorunları çözme konusunda göstereceği imkân ve güce göre değerlendirilmesidir.

Tabii ki dinin yorumlarının şartlarla malul olan boyutları olacaktır. Bugün yapılan yorumun da şartlarla malul olacağı açıktır. Ama her yorumu veya yeniden yorumlama denemesini de şartlarla malul olarak görmemek gerektiği konusunu da ciddiye almakta yarar vardır.

Öncelikli olarak kendimize olan güvenimizi yeniden kazanmalıyız. Özgüven üzerine bina edilen bir düşünce zemini üzerinden bize sunulan bilgi ve yorumları eleştiriye tabi tutmalıyız.

Ayrıca ortak bir algı ve idrak çerçevesi için gerekli olan akıl, bilim, yorum gibi modern epistemenin eleştirisini yapmak ve bugüne kadar insanlığa kattığı iyi ve güzel bir şeyler varsa onları tartışmaya başlamak ilk adım olabilir...

O zaman temel ve kadim soruyu sorarak başlamalıyız: Erdem nedir ve nasıl elde edilir? Hangi davranışlar erdeme aittir? Bizi erdeme taşıyacak olan episteme nedir?

 Erdem üzerinden bir ortak tasavvura sahip olduğumuzda din ve dinin yorumları ile din alanının dışında kalan bilme edimleri ve erdeme dair bakışları da değerlendirecek bir ölçümüz olacaktır...

İslam’ın bu konulara cevabı açık ve nettir. İslam’ın yeni bir yorumunun işlevselliğini tartışmaya açmak mevcut sorunları aşabilmenin imkânlarını yoklamada önemli bir avantaj sağlayacaktır. Mesele İslam’ın bugüne dair söyleyeceği şeyleri düşünecek bir zihni çabaya sahip olabilmeye cesaret etmektir. Bunun meşru zemini ise neyle hesaplaşma yapılacaksa hakikate ulaşmayı şiar olarak ön görmekten geçmektedir.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ