“Onların Doları Varsa Bizim Allah’ımız Var!”

19.08.2018
Mehmet Yavuz AY

Küresel Haydut’un açık saldırısı karşısında, cephede kurulan duygusal, ontolojik çağrışımlı, yerimizi, dayanağımızı ilân eden kilit cümle yukarıdaki.

Cephe savaşını Müslüman Anadolu Milleti (Allah’a şükür ateistim diyen de dahil) olarak vermek, tarihî bir sorumluluktur.

Batı’nın ve lejyoneri küresel haydutun örtük operasyonlardan cephe savaşına geçişi “Gezi eylemleri” ile başlamış; 7 Şubat, 17-25 Aralık darbe girişimleriyle ivme kazanmış, 15 Temmuz 2016 kanlı darbe kalkışmasında zirveye ulaşmıştı.

Artık ikiyüzlü düşmanlarımız yok. Bu iyi bir şeydir. Tarihin en kritik kırılma noktalarından birindeyiz. Avrupalı olacağız diye üretilen yalanların ne mutlu ki sonuna geldik. Batılıların ne ve kim olduğu açıkça belli. İki yüzyıldır bizim ne olduğumuz belli değildi. Duvara dayandık. Yakılmış kimliğimizi yenilemek için tarih bizi zorluyor.

Düşmanımız için çok şey söyledik, kuracağımız nice cümleler sinemizde duruyor.

Cephede galip gelmek için geriye dönüp içimize, derinliğimize, duygusal tepkilerle değil aklın öngöreceği analizlerle bakmak zorundayız.

Dünya ticareti ve ekonomisinin, liberal kapitalizmin güdümünde seyretse de temel ilkeleri olduğu kuşkusuzdur. Sadece Batı’nın saldırılarıyla bugüne geldiğimizi düşünecek olursak; kendi günahlarımızı yanlışlarımızı görememiş, ekonomik verilerin kısa, orta ve uzun vadede doğuracağı sorunlar hakkında sağlıklı değerlendirmeler yapamamışız demektir.

Cephede savaşı kazanma, içeride güçlü rüzgârlar yakalamaktan geçecektir. Bünyeniz güçlü ise bağışıklık sisteminiz o oranda sağlam olacak, vücut, kanserli hücreleri kolaylıkla yok edecektir.

Fert- toplum- hükümet – devlet bileşkesinde önemli zaaflarla karşı karşıyayız. Varlık telakkimizden tutun insana eşyaya tabiata yüce Yaratıcıya dek nasıl konumlanacağımızı bilemediğimiz bir fetret devrindeyiz.

Düşmanlığını açık cepheye taşıyan Batı’nın kültürel, siyasal saldırıları karşısında nerede duracağını bilen, iman ve özgüven sahibi müçtehid, düşünür, münevver, sanat, kültür, ilim insanı ve ekonomiste ihtiyacımız var. Anlam bütünlüğünü yitirmiş toplumsal atmosferden hızla çıkmalıyız.

Üretim, ihracat, ithalat, cari açık, enflasyon, döviz kurları, faiz, aşağı yukarı herkesin aşina olduğu ekonomik kavramlar. Dünya, neoliberal kapitalizmin verilerinin izinde serbest piyasa ekonomisinin egemenliği altında. Birkaç ailenin öncülüğünde, oligarşik azınlığın finansal diktatörlüğü dünyayı kuşatmış halde.

Ekonomik saldırıları değerlendirirken sadece Batı’yı, Haydutu, Trump’ı suçlamak ne kadar doğru olur?

Başımıza gelenler ellerimizle hazırladıklarımızın sonucu değil midir?

Tüketim toplumunun kayıtsız şartsız nesnesi olan Türkiye toplumu var karşımızda.

Üretmeden tüketen, tüketmekle kendini anlamlı ve mutlu hisseden, ruh yoksulu insan öbekleri.

Ortak amaçlar ülküler taşımayan, nasihat kabul etmeyen, eleştiriye kapalı, ruhuna yabancı, özgürlük adına bağımlılıklarına köle, insanlıktan beşerlik çizgisine yuvarlanmış, ufku dünyasıyla sınırlı, güdülenmiş, seküler bir canlı tipine indirgenmiş kitleler…

Dünyayı yaratan, her türlü nimeti insanın emrine tahsis eden, rızık veren Allah’ı devre dışı bırakan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Oysa, insanların hallerine, hakedişlerine göre nimeti azaltıp çoğaltan yüce Yaratıcıdır.

Nimetlerin kaynağının süpermarketler olduğunu düşünen nesiller geliyor. İnternet sokağı çocukları: Milyonların oynadığı sanal oyunlar, AVM’ler, dolup taşan kafeler.

Merkezinde yüce Yaratıcının olduğu bir hayat telakkiniz yoksa, ölene dek her şey serbest.

Küresel finans diktatörlüğünün de hedeflediği bu:

20 yaşında delikanlılar hak etmedikleri bolluk içinde yaşıyorlar, yüzlerce binlik arabalara biniyorlar. Hiç üşümeden, açlık çekmeden, alınteri dökmeden, mahrumiyet duygusu yaşamadan. 16 yaşında ergen genç kızlar barlarda sabahlıyor.

Parası olmayan tatil kredisi çekiyor.

On yaşında bir çocuk, cami imamına, “Parası olan denize gitti, bize de Kur’an kursuna gitmek kaldı” diyor.

Bağırıyor insan kanını emen bankalar, “Koşun! Krediniz hazır. Başka bir hayata yelken açın.”

Evler, arabalar, yazlıklar, seyahatler hepsi faizli krediyle. Herkes borçlu, hazlarının gönüllü kölesi.

Üretime yönlendirilmeyen krediler, ekonomiyi daha da kırılgan hale getiriyor.

Oysa geliri giderini karşılamayan bir ülkeyiz. Cari açık almış başını gidiyor. Küresel finans diktatörlüğünün kapısında para dileniyorsunuz. Kimi zaman sıcak paranın tehlikeli cazibesine kapılıyorsunuz. Kurları düşük tutmak için faizleri arttırıyorsunuz. Kızdığınız faiz lobisine bile bile kendinizi soyduruyorsunuz.

Sultan Abdülhamid’in söylediği gibi, “Bugün borç para alırsanız, yarın emir alırsınız.”

İmkânlarımız kısıtlı, ekonomik dengelerimiz aleyhimize gelişiyor. Ama saçıp savurmaya devam ediyoruz. İrili ufaklı binlerce saltanat odağı var memlekette. Hükümet, bürokrasi bir yandan, halkımız bir yandan.

Kamuda, üç yaşından büyük araba neden kiralanmaz. Türkiye’de üretimi bile olmayan lüks arabalar niçin makam arabası olur? Bu açgözlülük niye? Kurumuna araç kiralanırken, kendisine Audi Q7 tahsis edilmesini isteyen kirli idareci müsveddesini görevde tutan anlayışla nasıl başarılı olabiliriz.

Her kurumun, çoğu işe yaramaz seminerleri beş yıldızlı otellerde niye yapılır. Milyonlarca lira çöpe atılırken vicdanı sızlayan biri çıkmaz mı?

Borç içinde saltanat süren, lüks ve konfora batmış bir anlayışa geçit vermek, çocuklarımızın geleceğinin çalınmasıdır. Önce hükümet tasarruf tedbirlerini hayata geçirmeli.

“Onların doları varsa bizim Allah’ımız var!” Eyvallah. Hatırlayalım. O, alemlerin yaratıcısı ne diyor:

“Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Allah, faiz malını mahveder, sadakaları ise arttırır.” (Bakara, 2/275-276)

“Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü o, israf edenleri sevmez.” (Â’râf, 7/31)

“Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.” (İsrâ, 17/27)

“Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular.” (Hud, 11/116)

Borca, krediye dayalı içi boş zenginliğin hesabı bugün kesiliyor. Peynirden meyve suyuna, mutlu azınlığın haz dünyasına hitabeden lüks mallardan, samana kadar, cari açığı arttıran ithalata göz yummak Trump’ın suçu mu?

Dünyanın ithalat çöplüğü haline geldik. Ülkemizde yatırımı olmayan küresel şirketlerin ürünleri niçin ithal edilir. Yerli ya da ülkemizde üretim yapıp istihdam sağlayan şirketlerin ürünleri yetmiyor mu?

Enflasyon varsa döviz kurlarında artış olacaktır. Yüksek faizle kur artışını düşük tutarsanız, bir gün saklanamayacak hale gelecek ekonomik sorunlar ülkeyi vurur. Varsın döviz, ekonomik verilerin ışığında artsın. Başkasının parasıyla, amiyane tabirle hovardalık yapılmasın.

Tarihte “İçinde şımartıldıkları refahın ardına düşen” inançsız, katı kalpli, zengin bir azınlık varken; bugün ülkemizde daha büyük kitleler aynı pozisyona geldiler. Niçin? İman ve aklın önderliğinde insanı yüceltecek değerlerle mücehhez, akıntıya kapılmayan, eşyanın egemenliğine hayır diyen, sağduyulu, vicdan ve ahlâk sahibi insanımızın azlığından… Madde dışında hiçbir şeye inan(a)mayan insanlarla gelecek inşa edemezsiniz.

Hak edilmemiş bir hayatın, borcun saltanatının ömrü kısadır. Ruhumuzun, bedenimizin, eşimizin, çocuklarımızın, servetimizin, dünyanın sahibi olmadığımızın farkında mısınız?

“Hak ettim, istediğimi yaparım” mı diyorsunuz, Alev Alatlı’nın dediği gibi, “Yasal dediğiniz helâl mi?” diye sorarız.

 

16.08.2018, Kardelen, Ankara

Mehmet Yavuz AY

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları