24 Haziran 2019 Pazartesi •

Siyasi Bir Mülahaza II - Ülkeyi Kimlere Teslim Ediyoruz?

28.02.2019
Mustafa YILDIZ

Yaklaşan mahalli idareler seçimi nedeniyle seçime giren siyasi parti mensupları heyecanla süreci takip ederlerken, kısmen siyasete karşı kayıtsız/duyarsız kalan, fazlaca ilgi ve alaka duymayanlar da sonuçları merak etmeye başladı.

Genel seçimlere oranla yerel seçimlerde daha fazla sayıda insanın seçimlerle alakadar olması, seçime fazla sayıda kişinin girmesi ve birden fazla seçim bölgesi (Belediye Başkanlığı, İl Genel Meclis üyeliği, Belediye Meclis üyeliği, Muhtarlık gibi.) olması, ilave olarak yakınları ve taraftarları ile birlikte yekün teşkil ettiklerinden, bir hayli sayıda insan doğal olarak direktman seçimlerle ilgilenmek zorunda kaldığı içindir.

Özellikle son dönemlerde tahsis edilen fiziki mekanlar ve özlük hakları ile ilgili bazı iyileştirmelerden ötürü, muhtarlık seçimlerinin daha bir hararetli geçtiğini söyleyebiliriz.Sınırlı ve mini denilebilecek seçim bölgelerinde mahalle sakinlerine birebir markaj uygulayarak çetele tuttukları, büyükleri örnek almış olmalılar ki, onların da ciddi vaatlerde bulundukları, seçimi oldukça ciddiye aldıkları, zaman zaman da kimi adayların seçimin adeta bir “Beka” sorunu olduğuna kendilerini kaptırdıkları, belkide en renkli seçim çalışmalarının da bu bölgelerde cereyan etiğini söylebiliriz.

Yapılan bu çalışmaları görünce insan ister istemez şunu merak ediyor, “Kimi zaman hararetli ve hareketli, kimi zaman da heyecanla koşuşturan bu insanlar, acaba gerçekten hizmet etmeyi gaye edindikleri için mi! bu kadar efor sarfediyor ve fedekarlıklarda bulunuyorlar?” diye sormadan edemiyor.

Vatandaşa hizmet etmenin çeşitli yolları varken acaba; kaç insanımız “Evet bu da bir hizmet yarışıdır, bu insanlar samimi bir niyetle hizmet etmek için bu yolu tercih ediyor/ediyorlar” diye olumlu ve iyimser düşünebiliyor?

Bazen akla şöyle sorular da gelmiyor değil; “Sahi milletvekillerine tanınan ülkemize has özlük hakları olmasa, İl Genel ve Belediye Meclis üyelerine her ay ödenen huzur parası ile belediye imkanlarından faydalanma umudu/ümidi söz konusu olmamış olsa, muhtarlara da ödenen maaş, (Bu satırlar yazılırken muhtar maaşlarını kaldırmak için çalışma yapılıyordu) matbu evraklar için vatandaşa ödetilen ücretler, tahsis edmiş mekanlar olmasa, bu kadrolara gönüllü olarak sadece hizmet amaçlı kaç kişi müracaat ederdi acaba?

Ödenen ücretleri öne çıkarmayı yanlış bulanlar olabilir ama, dönem boyu alınan/alınacak ücretlerden daha fazlasını kişi seçim süresince sarf ediyor/edebiliyorsa, o zaman akla ister istemez şu soru geliyor, “Peki o zaman ne adına bu kadar masraflar yapılıyor?”, normal zamanda bir bardak çayı esirgeyen biri nasıl oluyor da seçimlerde bu kadar cömertçe davranıyor/davranabiliyor?

Elbette seçime giren her şahsın maksadı çıkar ve menfaat devşirmektir demeyiz/diyemeyiz ancak; vatandaşın düşünce dünyasında seçimlere giren kişi/kişiler hakkında tezahür eden algı ve tasavvur şudur; seçime girenler aslında “Kişisel hırslarını tatmin, bireysel menfaatlerini temin, işgal edilen/edilecek kadroları da aynı minvalde menfaat devşirme için basamak olarak kullandıkları/kullanacakları vasıta” diye gördükleri şeklinde yorumlandığı ve bu minvalde su-i zan edildiği, geniş kitleler tarafından da algının bu olduğu, her platformda da söz konusu edilmesinden anlaşılıyor artık.

Şunu rahatlıkla ifade edebiliriz.Günümüz itibariyle ülkenin hemen her köşesinde, siyasi parti ve mensuplarının halk nezdinde itibar görmedikleri gibi halka güven de vermedikleri/veremediklerini de gözlemleyebiliyoruz. 

Birileri bize her dönemde kötü örneklerin olduğunu söyleyebilir.Ancak günümüzdeki kadar genele şamil olmuş ve siyasete bakışların da bu derece kötümser olduğu bir dönem siyasi tarih geleneğimizde ender rastlanan bir durumdur.

Siyasette yaşanan bu karekter erezyonunun nereden nereye geldiğine dair bir tespit yapmak için, örnek olarak iki tane numune ismi “Sembolik” olarak arz etmek istiyorum ve kıyaslamayı da okuyucuya havale ediyorum.

1.si Tevfik İLERİ: 1911 Rize doğumlu.1933’de Erzurum Karayollarında Kont.Müh.Olarak işe başlayan İleri, 1933-1937’de Çanakkale’de Nafia Müdürlüğü, (Bayındırlık Müd.) 1937-1942’de Samsun’da Nafia Müd.lüğü, 1942-1950’de Samsun’da Karayolları Böl.Müd.lüğü, 1950’de DP’den Milletvekili, 1950-1953 arası Milli Eğitim Bakanlığı, 1953-1955 arası Meclis Reis Vekilliği, 1957’de tekrar Milli Eğitim Bakanlığı, 1957-1958 arası Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı, 1958-1960 arası Bayındırlık Bakanlığı ve vekaleten Milli Eğitim Bakanlığı yapmıştır.

1961 yılında vefat eden Tevfik İLERİ kendisine ait evi olmadığından, karayolcu personel tarafından toplanan para ile Ankara/Kocatepe Camii arka tarafında oturmaları için ailesine bir ev satın alınmıştır.

2.si Şükrü SARAÇOĞLU: 1887 yılında İzmir’in Ödemiş ilçesinde doğdu.1911 yılında Ticaret Mektebi Müdürlüğü ile işe başlayan SARAÇOĞLU üç (3) ay Ödemiş Bekediye Başkanlığı, 1923’de ikinci dönem İzmir Milletvekilliği, Fethi OKYAR Hükümetinde Maarif Vekilliği, 1927-1930 yılları arasında İnönü hükümetlerinde Maliye Vekilliği, 1933-1938 yıllarında Adliye Vekilliği, 1942’de Başbakanlık, 1948-1950 yıllarında Meclis Başkanlığı, 1934-1950 yıllarında FB Spor Kulübü’nün Başkanlığını yaptı. 27 Aralık 1953’te 66 yaşında vefat etti. Evi olmadığı için kirada kalıyordu.

Biri DP’ye mensup, biri de CHP’ye mensup iki milletvekilini örnek verdik. Bu kadar uzun süre makamlarda kalan bu insanlar acaba nasıl oluyorda bir ev sahibi dahi olamıyorlar? Bu isimler çokta dindar değillerdi.Hayret….

Her geçen gün azalan bu örnekte insanların sayılarının artması beklenirken, maalesef gelenlerin gidenleri arattığı bir süreci yaşar hale geldik. Üsttelik kaldıysa şayet bu hasletlere sahip insanlar, onlar da günümüzde ne ile yaftalandıklarını söylemeye gerek yok sanırım.

Kusurlu olarak sadece seçilmişleri görmek tabi ki yanlış, neticede seçilen insanlar aramızdan birileri olduklarına göre aynı zamanda toplumun yani bizlerin karekter yapısını da yansıttıklarını unutmamak gerek.

Zira onlar bizim tercihlerimiz sönucu seçilmiş/seçilen numunelerdir.Bir nakise veya defo söz konusuysa eğer tabi ki o ayıpda hepimize aittir.

Ümitsiz değiliz tabloyu olumlu şekle döndürmek elimizde ancak; ”Siz kendinizi değişmedikçe..” hükmünü doğru anlamak gerekir.

Kastedilenin şu olduğuna inanıyoruz; “Çarenin de, çözümün de yine toplumun kendi elinde olduğudur.”

Toplum kendi özlemleri için önlem almazsa şayet, ülkenin istiklali ile toplumun istkbali hakkında endişe duymaya, tehlikeli rüyalar görmeye devam ederiz demektir.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları