Düşünceyi Muhafaza Etme Gereği / Mustafa YILDIZ
20 Ocak 2020 Pazartesi •

Düşünceyi Muhafaza Etme Gereği

03.12.2019
Mustafa YILDIZ

Düşünceyi Muhafaza Etme Gereği / Mustafa YILDIZ

 

Düşünce insanı tefekkür dünyasındaki mevcut bilgi birikimini insanlık yararına kullanma adına bir yol tercih ettiği/edeceği zaman güzergahının mutlaka mayın döşeli yerlerden geçeceğini de bilmeli ve her türlü eleştiri ve sözlü tenkitleri de peşinen doğal karşılamalıdır.

Yapıcı eleştiri, katkı sağlayan, tamamlayan uyarı ve ikazlar kişinin doğruya en yakın yerde durmasını temin eder.Zira öğrenileni doğru anlayarak öğretmeyide sıfıra çekmenin yolu eleştirilere açık olma ile deneme ve yanılmadır.

Fikrini aleni ifşa ve izhar eden, duygu ve düşüncesini bir şekilde kamuoyu ile paylaşma gereği duyan peşinen kendini de yoruma ve tartışmaya açmış olur, amenna.Ancak bu durum, okuyucuya karşıdakini tahkir etme, hakir görme, hakaret etme hakkı vermez, vermemelidir.Peki münazara gerekli mi? evet! ama münakaşa mü’minin şiarı ve hasleti olmamalıdır.Yani denge korunmalı ve muhafaza edilmelidir.Zaten hepimizin aynı şeyleri düşünmesi fıtratın kabul edeceği şey değildir.Şayet aynı düşünüyorsak eğer, ya kimse düşünmüyor ya da aramızda bir nakise söz konusu olmuş demektir.

Tefekkür etme aynı zamanda hakikatı arayıştır.Her türlü düşünsel arayış kayma, sapma ve yanlışa düşme riski ile birlikte yürür.Bu kaçınılmazdır.Önemli olan niyetin/kastın halis olmasıdır.Onun içindir ki “Zıt fikirleri dinleme kişinin hata yapma ihtimalini aza indirir” derler.Bu da unutulmamalıdır.

Düşünce insanı, “Hikmet”i arama gayesi ile görüşünü serdederken elbette eksik kalabilir, bazen yanılıyor da olabilir.İnsan “Kemal” sıfatına haiz değil ki.Arşimet’in de “Sıvıların kaldırma kuvveti”ni binikiyüz (1200) küsür denemeden sonra bulduğu rivayet edilir.Yeni şeyler söylemenin veya var olana katkı sağlamanın böylesi riskler taşıdığını görmemiz gerek.

“Kızıl Şal görmüş İspanyol boğası” gibi her düşünceye tepki göstermek, her düşüneni resmi çizgilerin dışına itmek, dışlamak bilmediklerimizi bilenlerin, görmediklerimizi görenlerin de olabileceği ihtimalinden bizleri mahrum etmiş olur.

Burda kimseyi suçlama diye bir niyetimiz yok, olmazda.Özellikle tanzimattan sonra çeşitli dayatmalarla bizlere giydirilmeye çalışılan “Hazır elbise” merakı beyinlerimizde öyle derin yaralar açtı ki, kullandığımız kelime ve kavramlarda bile anlaşamaz olduk.Bu nedenle tartışmalar olması gayet doğal, ancak kelimelere yüklenen manalar farklı kabul gördükleri için, sonuç alınmadan kısır kalmaya mahkumdurlar.Öncelikle kelimeler üzerinde toplumun konsensüs sağlaması so derece önemlidir.

İki satırlık mesajı bile yazmakdan aciz insanımızı biliyoruz.Buna karşın emeğini ortaya koyarak, düşünce mutfağında hazırladığı görüşlerini ve duygularını bizlerle paylaşma alicenaplığı gösteren birini, samimi olduğu sürece ve art niyet taşımadıktan sonra paylaşımları için ona teşekkür ederek, onu teşvik ve takdir etme görevimiz olmalıdır.

Öncelikli görevleri “Maziyi tasviye”, “İthal olanıda takviye” etme olanların yetiştirdikleri insan modeli ilk zamanlar, “Önceleri bir biz vardık birde küffar” duygusuyla üç kıtada at koşturan ecdatla öğünüyor iken, zamanla “Avrupalı olmak”, “Batılı olmak” ayrıcalık sayılarak hayranlık uyandırır oldu.Asyalı olmak ise “Cüzzam”lı.

İhtiyarlamış batıdan hala medet bekleyen aydınlarımız, istikbalin teminatı olan milyarlarca gence sahip Ortadoğu ve Asya’nın bu zenginliğini neden görmez, bu potansiyelden nasıl faydalanabiliriz diye kafa yormaz? anlamak mümkün değil.Galiba daha zamana ihtiyaç var.Halbuki toplum yararına düşünce üretmek inanmış, mükellef olmuş herkesin asli görevi olmalıdır.Zira birliğin, düşünen insanlar arasında sağlanma ihtimali daha yüksektir.

Öyleyse düşünce adamı hiç kimseden emir almamalı, topluma sunacak fikri olana, konuşacak sözü olana serbestçe ve korkmadan dışarıya aktarma ortamı sağlanmalıdır.Yoksa “Hikmet”in asaletine sığınarak elini kolunu bağlayıp oturmak ta doğru yaklaşım olmadığı gibi, bir nevi düşünceye ihanettir.Kimin malını kimden saklıyoruz ki? zira “Saklı olan bilgi, bilgi değil” ki.

Eli kalem tutana yakışan;”Telaş etmeden, kimseye öfkelenmeden, kışkırtıcı ve tahrikkar olmadan okuyucuya okumayı sevdirmek ve kişiyi düşünmeye sevk etmek” olmalıdır.

Fikir dünyamızı “Zapturapt” altına alanlar, algılarımızı kontrol altına almada kendini “Otorite” görenlerin Buz Pateni pisti gibi nereye savruldukları belli değil, kah gülünç oluyorlar, kah izleyene “Kim bunlar?” dedirtiyorlar.

Düşünen insana bağırma, çığlık atma yakışmaz.Şuurlu insan olmak bağırmak ve slogan atmak da değildir.Bu zamanda bağırmak, çağırmak yabani insan işi sayılır oldu.Oysa medeni insan;dinlemesini bilir, gereğini konuşur ve ikna etmeye çalışır.

Öyleyse bırakalım herkes okusun, konuşsun bildiklerini dışa aktarsın, yazsın, rahat olalım.Kitap okuyandan, düşünenden, yazandan korkmamak gerek.Korkulacaksa şayet kitap okumayan, “Kitabını okumayan” ve düşünmeyenden korkmak lazım.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ