İslam’ı şehre okumak ve İslam’ı şehirden okumak

09.07.2018
Osman KAYAER

Bu yazıda, geçen hafta ziyaret ettiğim bir sokak ile televizyonda haber olarak izlediğim başka bir sokaktan bahsedeceğim. Bu sokaklardan biri Ankara  Hamamönü’nde, diğeri İstanbul Karaköy’de idi. İlk önce ziyaret ettiğim sokağı anlatayım. İstitaatlı (kabiliyetli) bir öğrencimi tezhip sanatını öğrensin diye sanatkar bir hoca ile görüştürmek üzere Hamamönü’ndeki “Sanat Sokağı”na götürdüm; Etrafta gördüğüm manzara şöyleydi:

İnsanların bir kısmı dükkanların önlerinde oturmuş, sohbet ediyor; bir kısmı da atölyelerde ya ders alıyor ya da sanatlarını icra ediyorlardı. Dışarıdan baktığınızda çalışma, emek, sanat, üretim, güven, huzur, sohbet ve muhabbet görüyorsunuz. İnsanlar burada hem sosyal bakımdan hem de ruhi (psikolojik) bakımdan tatmin oluyorlar, bu da yüzlerine yansıyordu.  

Şimdi de televizyonda izlediğim haberden bahsedeyim. Haberde, İstanbul Kadıköy'de her gün mutlaka bir kavganın, silahlı saldırının ya da cinayetin işlendiği anlatılıyordu. Bunun sebebi olarak da mahalle sakinleri ile yapılan röportajlarda mahallede yaygınlaşan içkili mekanlar gösteriliyordu. Mahalle sakinleri, “buraya İstanbul'un dört bir yanından içmeye geliyorlar ve meyhane çıkışlarında ise bildik manzaralar cereyan ediyor” diyorlardı. Mikrofona konuşanlardan bir tanesi şöyle diyordu: “Bunlar içmeyi de bilmiyorlar” Ve tabii, kadınlı-erkekli eğlence ve sarhoşluk sonunda çoğu kıskançlık temelli en ufak bir ihtilaftan, tartışma başlıyor ve nihayet öldürmeye kadar varan kavga hali...

Bu iki sokağa baktığınız zaman birisinde geleneksel mimari ile yapılmış binalarda oluşturulmuş sanat atölyeleri, kıraathane veya çay ocağı gibi mekanlar; diğerinde apartmanların zemin ya da bodrum katlarına yapılmış meyhaneler görüyorsunuz. Birinde “içki ve eğlence” diğerinde “emek ve tatmin” var.

Kur’an-ı Kerim diyor ki: “İçki, kumar ve fal okları, şeytan işi pisliklerdir” Hazreti Peygamber de diyor ki: “İçki, kötülüklerin anasıdır” Elbette, inanmayan insanlar buna itiraz etmekten ve kendilerince nezih biçimde içmenin zararsızlığını mazeret olarak göstermekten geri durmayacaklardır.

Ancak, bir insan olarak, sosyolojik gözlemlerde bulunmak üzere, içkinin yaygın olduğu sokağa baktığınızda gördüğünüz manzara: kavga, gürültü ve nihayet cinayettir. Öbür sokağa baktığınızda ise emek, sanat, tatmin, huzur, mutluluk ve nihayet “eser” görüyorsunuz.

Bu ikisi arasında bir karşılaştırma yaptıktan sonra elbette fıtratını bozmamış insanların tercih edecekleri yer, sanat sokağı olacaktır. Biz, İslam'ı bu tür örnekler üzerinden okumalı-anlamalı ve yine insanlara İslam’ı bu tür örnekler üzerinden anlatmalı ve göstermeliyiz.

Bugün dünyada yedi buçuk milyar insan var. Bunlardan sadece bir buçuk milyarı Müslüman ve ne yazık ki Müslümanların yaşadığı yerler yukarıda verdiğimiz sanat sokağı örneğinin tersine, Kadıköy'dekine benziyor. Sanki bütün Müslümanlar sarhoş olmuş, bu yüzden can hıraç biçimde birbirleriyle kavga edip duruyorlar. Bence bunun sebebi bizim İslam’ı hala “çöle” ve “dağa” okumamızdır. Zaten Allah: “Biz bu Kur’an’ı dağa indirseydik paramparça olurdu”, ve “Bedeviler imandan çok küfre yakındırlar.” demiyormu? Biz, dağda yaşamaktan vazgeçip, bedeviliği (dağlılığı) terk edip, şehre göçüp, medeni olduktan sonra, İslam’ın nasıl bir huzur bahşettiğini ancak o zaman görebileceğiz.

Sözün özü şudur: İslamı şehir üzerinden okuyabildiğimiz takdirde tıpkı hz. Peygamberin kötülük ile maruf Yesrib’i, Medine’ye dönüştürdüğü gibi biz de şehirlerimizi İslam’a, İslam’ımızı da şehre dönüştürebileceğiz.

Not: Burada zikredilen ayetleri lafzi anlamlar ile sınırlamayın lütfen. Çünkü biz, ayetleri teşbih, istiare ve kinaye gibi edebi sanatlar muvacehesinde konu ile ilişkilendirdik.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları