24 Haziran 2019 Pazartesi •

Hüseyin Atay Hoca'dan iki ders

20.02.2019
Osman KAYAER

Bir gün hoca derste bize şu hikayeyi anlattı.  

Ezher’de bir  talebe hocasına 15-20 yıl boyunca her gün: “Hocam, bugün filanca risaleyi bitirdim. Hocam, bugün filanca kitabın şu bölümünü okudum” demiş.  Bir gün talebe yine hocasına: “Hocam bugün filanca risaleyi okudum” deyince, hocası talebeyi bileğinden yakalayıp gözlerinin içine bakmış ve: “Evladım, ne zaman düşüneceksin?” demiş.

Atay hoca, bu hikayeyi anlattıktan sonra, uzun uzun bize tefekkürden, tefekkürün ehemmiyetinden  ve İslam dünyasının yüzyıllardır mütefekkirden yoksun oluşundan bahsetti. Bu gün bakıyorum da tefekkürden ne kadar uzak olduğumuzu Kur’an-ı Kerim'in tabiriyle düşünmekten “Aslandan ürkmüş yaban eşekleri gibi kaçtığımızı” bir vakıa olarak ben de görüyorum.

Hocalarımız, sık sık Al-i İmran Suresi 191. Ayeti kerimesinin giriş kısmı olan “Onlar ayaktayken, otururken ve yatarken Allah’ı anarlar...” kısmını okur sonra da namazdan ve zikirden uzun uzun bahsederler. Lakin ayetin hemen devamında “... göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür (fikir yürütürler) ederler...” denmesine rağmen hiç kimse ayetin bu kısmındaki tefekkürden bahsetmez.

Hocalarımızın çoğu Gazali’den övgüyle bahseder, lakin hiçbiri onun “İlmi Ledün” isimli risalesinin sonunda söylediği “bir saat tefekkür, 60 yıllık nafile ibadetten evladır” sözünden hiç bahsetmezler.

Bugün dünya düşüncesine ve teknolojisine Müslümanların neredeyse hiç bir katkısı yok. Halbuki geçmişte hem dünya tefekkürüne hem de teknolojisine öncülük etmiş bir ümmetin evlatlarıyız biz. Bunda yanlış din anlayışımızın büyük etkisinin olduğunda şüphe yok. Çünkü biz dini bir çeşit ibadetler toplamından ibaret zannediyoruz.

İlkokulda alfabeyi bize öğretirken “Ali yat, yat, uyu” diye öğretmiş olmalarından olsa gerek ki uyumaya pek meraklıyız!

Atay Hoca'nın bize verdiği derslerden biri de şuydu: “Dekan olduğumda bana bir makam aracı tahsis ettiler, bir de şoför anlamı söylediler. Ben de çevremdeki insanlara bana iyi bir şoför bulun diye haber gönderdim. Bunun üzerine çevremden şöyle telefonlar gelmeye başladı. “benim bir akrabam var, çok iyi birisi, dört başı mamur, abdestli, namazlı bir adam, tam senin şoförün olacak biri.” Ben, “peki şoförlüğü nasıl?” diye sorduğumda “İdare eder, zamanla kendini geliştirir.” diyorlardı. “Yahu kardeşim, ben iyi bir şoför arıyorum fakülte camisine imam aramıyorum ki” diyordum. Abdestli namazlı bir adam olursa iyi olur, ama evvela iyi bir şoför olmalı.

Dedikten sonra toplumda yaygın olan zihin karışıklığından ve nerede ne aranması gerektiğini ayırt edemediğimizden uzun uzun bahsetti.

Bu gün devlet kurumlarının birinde idarecilik yapmış biri olarak bu kafa karışıklığının nelere mal olduğunu daha iyi görebiliyorum.

O halde şunu söyleyebiliriz geleceğimizin güzel olabilmesi için “okuyan, araştıran, düşünen ve üreten insanlar yetiştirmekle mükellefiz. Herhangi bir yerde idareci olanlar işe alacağı adamlarda kendilerine yakınlık değil, ehliyet ve liyakat aramalıdırlar”

Yorum Ekle
Yorumlar
Hüdanur

21.02.2019

Kısa ve öz bir şekilde çok güzel anlatmışsınız. Yüreğinize sağlık.
Adil Büyükçolak

20.02.2019

yüreğine sağlık abi
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları