24 Haziran 2019 Pazartesi •

SIDK

14.02.2019
Hilal ALTIN

“Allah’a(c.c) güvenin”. “Allah vaadinden dönmez”. “Muhammed el emin”.

 

"Allah hakkında yalan söyleyen ve geldiği zaman hakkı (Kur'ân'ı) yalanlayandan daha zâlim kim var? Kafirler için cehennemde yer mi yok? Sıdkı (hakkı, Kur'ân'ı) getiren ve onu tasdik eden(ler)e gelince; işte onlar müttakilerdir." (Zümer, 39/32-33).

                              

Sıdk- güven, kuran ın kendisi olarak zikredilmiş. Doğruyu, gerçek olanı, güvenilmesi gereken yegane şeyi…

 

Tüm bunlar, dinimin “güven” e dayalı bir din olduğunu bana yoğun bir şekilde hissettiriyor. İman, apaçık bir güven değil midir? Allah Resul’ü Allah’a; Allah dahi Resul’üne güvenmedi mi? Ve dahi hz.Muhammed s.a.v o denli güvenilir biri olmasaydı, o coğrafyada bu din şahlanır mıydı?

İnsanın sevgi ve muhabbetini de şahlandıran bu ulvi duygu değil midir? Hatta cansız varlıklara dahi bağlanırken; misal,telefonumuzu severken dahi onun bizi yarı yolda koymayacak olmasını, birinci sıraya koymaz mıyız? Şarjı uzun gidecek, hemen bozulmayacak… Esasında hayat güven üzerinde duruyor. Vahşi hayvanlar, aslında tüm hayvanlar tabiattan ihtiyacı kadar olanı almazlar mı? Bilirler ki Rableri onu yarın da aç bırakmayacak. Vahşiler, ama doğaya vahşice saldırıp talan etmezler. Bu da bir güven neticesi ortaya çıkar.

Sandalyenin bacaklarının kırılmayacağını bildiğim için üzerinde otururum. Biraz zora gelse kırılacak koltuğa , azıcık çekiştirince yırtılan elbiseye; zoru, karı, buzu, suyu görünce eriyen bota, kimsenin ihtiyacı olmaz. Güvenmediğimiz ayakkabıyı bile giymeyiz. Ne ilginç bir hissiyat. Herhalde birinden duyacağımız en ağır söz “ sana güvenmiyorum” dur. Güvenilmeyen biri olmak! Bir insan sosyalist ise sosyalistliğine güvenmeliyim. Karşıma kapitalist olarak çıkmamalı.  Neye inanıyorsan o olmalısın. Evet galiba bu! İnandığına bürünmeden güvenilmezsin. Ama neye inanırsan İnan. Mesela budistlerin yaptığı insanlık dışı vahşetler Budizm’in (sözde)temel prensiplerine olan inancı sarsmıştır. Çünkü buna aykırı davranmışlardır. Ama bir müslüman adam, islamdan dem vura vura, islama yakışmaz davranışlar sergilerse;  ben İslama olan inancımı, güvenimi yitirmem. Ancak o adamın, İslamı, yapacağı işlere örtü olarak kullandığını yani güvenilmemesi mümkün olmayan bir giysiyi giyerek, içindeki güvensiz şahsiyeti sakladığını düşünürüm.

İnsan, devletine güvenmez ise, ülkesini bırakır gider. Peki ya kendine güvenmezse? Kendine güveni artsın diye çocuklarımıza neler yaptığımızı hatırlarsak, bu kendine güven denen şeyin ne menem bi şey olduğunu anlarız. Bence burası daha ilginç, kendimize güvenmeyi, toplumda güvenilir biri olmaya tercih ediyoruz. Kendimize güvenmesek dahi güvenir gibi yapma kurslarına gideriz. Vücut dilimizi kullanmayı öğreniriz ki kimse kendimize güvenmediğimizi düşünmesin. Yani ” bakın ben ne kadar güveniyorum kendime, eğer güvenilmeyecek birisi olsam önce ben güvenmezdim. Güvenin bana!”

İnsanlara ispat ederiz birçok şeyi, etmeye çalışırız. Onlar emin olsunlar ki… Bir adam gözüne, sözüne, özüne, hakim olamayıp, tek kaygısı; onlar bunu farketmemeli ise, tüm bu hakimiyet kayıplarına bir örtü bulmak icab edecek. Bu durumda en güzel örtü kanımca bembeyaz olanıdır, taa başımızın üzerinden büzülerek örtülsün. Gayrısı çözüm değildir bu duruma.

Benim en çok güvendiğim şey ‘toprak’ tır. İlk güvendiğim şey oydu. Bu da çok ilginçtir. Sevdiğim bütün güzel şeyler onun üzerinde biter. Seyretmeye ve yemeye doyamadıklarım. Her yıl aynı mevsimlerde aynı davranır Allah’ın kendisine verdiği ilhamla. Ve en sonunda onunla kucaklaşacağımı, bütünleşeceğimi bilirim. Ne demişti Ozan “ evvelim sen oldun, ahirim sensin”.

 

Babamdan öğrendiğim, çok önemli olduğunu yeni farkettiğim bir bilgi “ insanlara güven kızım”. O zaman tüm arkadaşlarımın babaları “ kimseye güvenme evladım” der, en sık bu tembihte bulunurlardı.  Tabi devamında “gözlerini kapatma” derdi babam. Güvenilmemek kadar, insanlara güvenmemenin  de büyük bir eziyet olduğunu anladım. Eğer bir filozof değilseniz hayata septik bir yaklaşımın yalnızca ruh sağlığımızı bozacağını düşünüyorum.

Kaldı ki günümüzde domatese dahi güvenilmezken, bir arkadaşımın dediği gibi, ‘besmele çek ve ye’ şeklinde ki yaklaşımı, domatesin ne olduğu bilgimi örtmeden,yüce bir varlığın  selamını vererek, O’ nun adıyla geldim,diyip yemek. Rabbine güvenerek…

El hasıl; domatese güvenmesen de,Rabbine güven. Zira şüpheyle yediğin bal, selametle yediğin zehirle müsavi olabilir.

Selamet ve güven de kalın İnşallah.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları