22 Temmuz 2019 Pazartesi •

Fransa’dan Türkiye nasıl görünüyor…

30.06.2019
Ömer Faruk Altuntaş

Vatan Şairi Mehmet Akif: “Dinleri işimiz gibi, işleri dinimiz gibi” demişti, geçen yüzyıl. Mehmet Akif inandığını hayatına aktardığı gibi bu inancını dizelerinde de adeta gür akan bir ırmak gibi milletin yüreğine akıtmıştır.

Mehmet Akif’in bu tespiti Berlin’de görevi sebebiyle edindiği izlenimlerin sonucudur. Peki geçen yüzyıldan bugüne bu sözü tersine çevirecek bir gelişme oldu mu?

Maalesef olmadı…

Bu sözü vaazlarında, benim gibi sutünlarında, derslerinde, siyasi nutuklarında kullananlar söz konusu sorgulamaya gelince birdenbire sözün tersini iddia etmeye, “islamın ve müslümanların ne kadar aziz” olduğunu söylemeye başlıyorlar.

Ama;

Niçin yüzyıllardır ahlaklı bilim adamı, ahlaklı yönetici, ahlaklı esnaf, ahlaklı sanayici, ahlaklı işçi yetiştiremiyoruz?  diye sorunca, bütün iddialar havanda su dövmeye dönüyor,  ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz hesabı, etekteki taşlar yere dökülüveriyor.

Rasulullah sanki Avrupa’ya peygamber olarak gelmiş. Bu sözün meramı ilerleyen yazılarda daha iyi anlaşılacaktır.

Fıtrata uygun yaşamayan toplumların en önemli özelliği, kendinizi o toplumda “güvende” hissetmemenizdir. Aldığınız malın sahte, bozuk, çürük çıkmasından emin olamazsınız. Adalete gittiğinizde hakkınızı alıp almayacağınızı bilemezsiniz. Her gittiğiniz yerde acaba hakkım yenir mi hissine kapılırsınız. Şiddete uğrayıp, kapı önüne konulan kadınların bol bol dramatik hikayelerini dinlersiniz. Toplumun ezilen kesimin yaşam alanları adeta dram öykülerinin yazıldığı gözyaşı akıtılan filmler gibidir.

Hiç unutmuyorum, ABD’nin Irak’ı ikinci işgalinin ilk yıllarıydı. Oraya gidip gelen bir arkadaş alanda yaşananları anlatırken, sünni muhaliflerin şii hükümetin güvenlik güçlerinin eline düşmektense, ABD’li askerlere esir düşmeyi tercih ettiklerini söylemişti.

Kaybettiğimiz ama aramaya üşendiğimiz realite, yüzleşmektir. İslam’ın ilk kelamı “La” itirazı yüzleşmenin ifadesidir.

Derin derin analizlere gerek yok ama basitçe yüzleşmeye ihtiyacımız var.

Fransa’da devlet hastanesinde 3 saat acilde sıra bekleyen birine sormuştum, “bizim ülkede böyle bir şey olsa isyan çıkar, acili birbirine katarlar, siz nasıl bu kadar uysal davranıyorsunuz”. Cevap manidardı: “Ben herkes için mi böyle yoksa yalnızca beni mi ihmal ediyorlar?” diye sorarım dedi. Eğer herkes benim gibi sırasını bekliyor, kimseye özel bir öncelik tanınmıyorsa ben de beklerim ve bundan rahatsız olmam demişti.

Benim ülkemde insanlar “hak” konusunda o kadar mustarip ki sıra konusunda bile gördüğüm kadarıyla Almanya, Belçika, Avusturya’da olmayan, muhtemelen diğer Avrupa ülkelerinde de olmayan komik bir sistemimiz var; sıramatik…

Nedir Sıramatik?

Ben sıra olmayı bilmiyorum mu demek?
Ben önüme her an haksız yere birinin geçeceğini düşünüyor ve bu makinaya güveniyorum mu demek?
Makine olmazsa ben sıra numaramı hatırlayamıyorum mu demek?
Sıra kavgası çıkmasın makinesi mi demek?

İşin doğrusu “ben, benim dışımda insanların hakkımı yiyip yemeyeceğinden emin değilim” demektir. Allah’a imanın (güven) esas olduğunu bilen bir toplumun birbirine bu kadar az güvenmesinde (iman) bir terslik yok mu? Ben de dahil insanlara imanı anlatanlarda bir terslik yok mu?

Basitçe, Müslümanlar herhangi bir  kuyrukta hakkının yenilmediğini düşündüğünde kendisi de başkasının hakkına tenezzül etmediği zaman her şey yoluna girmiş olacak. Öyleyse buyrun hep beraber birbirimizden emin olmak için sıra olmayı öğrenelim. Fransa’dan kıyaslamalar devam edecek, inşallah…

Allah’tan emin olan, Allah’a emanet olur…

 

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye