19 Kasım 2019 Salı •

Eleştiride Usul Ve Uslup

05.07.2019
Mustafa YILDIZ

Eleştiride Usul Ve Uslup / Mustafa YILDIZ
İnsan nufusu artınca beraberinde sorunlarda da artışlar oldu.Varolan olan sorunların büyük bir kısmının müsebbibi ve merkez üssü de insanın kendisi olduğundan, çözüm yolu bulmak zorunda kalan da doğal olarak yine kendisi olmuştur.Bu nedenle insan, kendisini ilgilendiren her türlü olumsuz tutum ve davranış hakkında söz söyleme, fikrini beyan gereği duyar, hakkıda vardır.
 
Kendi penceresinden gördüğü/görünen kadarıyla sorunları tespit ederken, aynı bakış açısıyla da çözümler üretmeye çalışır.Fırsat bulduğunda görüşlerini de birşekilde meşru zeminlerde kamuoyuyla paylaşır.Bu faaliyeti aynı zamanda bir görev gibi addeden fazlasıyla yazan-çizen insanımız var.Duyarlı olmaları elbette takdire şayandır.Ancak; önemli olan dile getirilen sorunlarda mutabıkmıyız ona bakmak lazım. 
 
Mesela, insanımızın bazısı sorun diye gördüğü şeyleri değerler üzerinden tanımlarken, kimi insanımızda örf, anane, gelenek ve ideoljik bakışına göre sıralama yapar.Örneğin, bir davranış bazı kimseler tarafından iyi-güzel diye tanımlanırken, kimine göre de aynı fiil kötü kabul edilebiliyor.Hatta aynı inancı paylaşanlar arasında bile bir fiil, helal, haram, mekruh, vacip, sünnet vs.gibi farklı tariflerde olabiliyor.
 
Düşünme, akletme ve tefekkür etme yetkisini kullanan insan, sorunlara çözümler üretirken konumu gereği, beslendiği bilgi kaynakları, çevresi ve fıtri meylinin de (İstidadı) etkisinde kalarak o doğrultuda çareler sunacağı kaçınılmaz olacaktır.Bunu göz önüne almak gerekir.
 
Herhangi bir düşüncenin sistematiğinde ortak noktalarda buluşmalar ve kesişmeler olabileceği gibi, farklı yollar da adres olarak gösterilebilir.Bunu da gayet doğal karşılamak ve zenginlik olarak görmek gerek.
 
Korkmadan, çekinmeden duygularını yüksek sesle dillendiren herkesi teşvik etmek, takdir etmek gerekir.Çünkü yüksek sesle düşünmek istişare etmeye kapı aralar, müzakereye meşru zemin hazırlar.İçinden düşünen, kapalı devre tefekkür edenin yolu da illaki şeytanla buluşur.Zira şeytan tenhaları çok sever ve size musallat olması da kaçınılmaz olur.
 
Düşüncelerini birşekilde bu mahfillerde apaçık paylaşan herkesi meşru dairede kaldıkları için kutlamak gerek diyorum.Ancak, şu da bilinmeli ki; söylenen söz veya işlenen herhangi bir fiil kamuoyuna mal olmuşsa şayet, o söz veya fiil artık aleniyet kazandığından kamuoyu tarafından tartışılma, yorumlanma ve konuşulmasına izin verilmiş demektir.
 
Yani, sizi okuyan sözlerinize değer addedenler sizi değerlendirme hakkını da kullanabilirler, amenna.Ancak, yapılacak bir değerlendirme katkı sağlama babından, hayra yönelik ve nizami olacaksa veya ibadet gereği yapılıyor ise, bunun mutlaka usulüne uygun üslubune yakışır olmasına dikkat edilmesi gerekir.
 
Robot varlık olmadığımıza göre tıpa tıp aynı şekil düşünmemiz tabiki mümkün değildir.Her farklı düşünceyi bilinenin üzerine katkı sağlamış ve ufkumuzun hacmini genişletmeye teşvik olarak görmek gerek.
 
Doğrularınızı değiştirme gereği görmeyebilirsiniz ama “Bundan başka doğru yoktur.” der kapıları kitlerseniz gelişme, yenilenme, fikri tazeliği ve günceli yakalamayı kaçırmış olabilirsiniz.Bu sebeple nesiller arası kopmalar başlar, yalnız kalmaya, marjinal olmaya mecbur olursunuz.
 
Düşünceler soyut dünyamızdan dışa sözcüklerle dökülürler.Soyut olan şeye de belli bir hacim belirlenmez, sınır da çizilmez/çizilemez.Ancak ”Sözü dinlerler en güzeline uyarlar.” düsturumuz olabilir.
 
“Eleştiri hakkımı kullanıyorum, eğri olanı düzeltiyorum.” diye tahkir etme, kaba söz söyleme ve sürekli olumsuz cümlelerle göndermelerde bulunma insanı ürkütür, içe kapatır.Bu tutum belki de ortaya çıkacak bir çok güzel fikirden bizi mahrum bırakır, daima hakim olana ve geleneğe mahkum eder.Bir nevi ”Düşün ama konuşma” demiş olursunuz ki bu da bilenler için en büyük zulüm olur.
 
Yıllar öncesi katılmadığımız, onay vermediğimiz bir çok konu ve görüşler hakkında bugün geldiğimiz nokta itibariyle daha sempatik bakabiliyor olmamızda zamanın, sabrın, anlık kararlar vermemenin nedenli yararlı olduğunu deneyimlerimizle öğrenmemiz son derece önemli kazanımlar olması gerekir.Belli yaşa gelenlerde bir hayli bu tecrube birikimi oluşmuştur sanırım.
 
Piyasada kol gezen ve gerçekten üzülerek takip ettiğimiz yanlış, eksik ve yakışıksız bilgiler servis edilirken, sessiz mi olalım? derseniz elbette hayır deriz.İnsan zaten mükemmel değildir eksiktir.Bir insanın her şeyi bilme imkanı da yoktur, kapasiteside mümkün değildir.Karşılıklı bilgi transferi mutlaka olur/olmalıdır da! ama şunu bilelim ki karşımızdaki Firavun değil! kardeşimiz. 
 
Bunu söylerken Vahdet’i teşvik eden bir inancın “Ümmetimin ihtilafında rahmet vardır.” diyerek fırkaları meşru alana çekme, ihtilafı teşvik etme anlamında da anlaşılmamalıdır.İhtilafın rahmet olarak görülmesi, fikrinde ısrarcı olma, bildiğinden şaşmama, ötekileri dışlama yolunu açar, biraraya gelme kapılarını kapatır,
 
Oysa, düşündüğünü rahatlıkla, ifşa etme, korkmadan dışa aktarma umulur ki zamanla çevreyi tahlil ederek, yanlışları fark ettirip dosdoğru olana yönelmenin yolunu açar inşaallah.Zaten müslümanın maksadı da bu olsa gerek.
 
Mustafa YILDIZ
Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye