19 Kasım 2019 Salı •

Düşünce Üretme Gereği

13.10.2019
Mustafa YILDIZ

Düşünce Üretme Gereği / Mustafa YILDIZ
İnsanda var olan çok yönlü meziyetlerin yanısıra aynı zamanda düşünce/fikir üretebilme, yeni ufuklar tasavvur etme, hayallerine çabucak ulaşma arzusu vb.gibi…hasletlere de haiz bir canlı türüdür.Aynı zamanda doyumsuz olması ve merakına istinaden içinde yaşadığı gezeğene hükmetme dürtüsüyle de daha ileri boyutlara erişme ve gizemli olanı keşfetme gibi arzu ve istekleri de bünyesinde bulunduran bir varlıktır.İnsanda bu duyguların var olması, insanın böylesi istidadları göstermesi/gösterebilmesi, tefekkürü içselleştirmesi, sanal dünyasında ufuk turu yapması/yapabilmesi her insanın doğal vasfının gereğidir.
 
Düşünceyi; “Dışımızda gelişen olaylar ile inandığımız ulvi değerlerin beynimizde oluşturduğu zihni faaliyetler” diye kısaca tanımlamamız mümkündür. Bundan ötürüdür ki, insan kendindeki bu yeteneği bilme doğru ve yerinde kullanma gibi zorunluluğu ve sorumluluğu vardır.
 
Ancak insan bu vasıflara haizdir diye her insandan veya kişiden sürekli yeni bir inkişaf beklemek, “Şapkadan Tavşan çıkartma” misali her sihirbazın sıkıştığında başvurduğu gibi, insandan da her an yeni bir fikir südur eder/edebilir gibi bir beklenti içine de girmemek gerek.
 
Dünü hatırlayan, günü de hakikatın/gerçekliğin ortamına oturtabilen, geleceğe yürümede hedef belirleyen görüş ve düşünce üretme tabii olarak aynı zamanda belli bir deneyim/tecrübe, bilgi birikimi ve bireysel kabiliyet ile de yakından ilgilidir.
 
Düşüncenin kapsamı bir hayli geniş olduğundan mutlak bir tanım yapma çok iddialı olur. Bizim söz konusu ettiğimiz/edeceğimiz düşünce türü bireysel bazda faydası olan veya toplumsal yararlar sağlayan, toplumda karşılığı olan ve pratiği olan uygulanabilir düşüncelerdir.
 
Kastedilen ve öncelikli olarak maksadın, “Toplumsal barışın sağlanmasında geçerliliği olan iyi niyetle tasarlanmış, insanlığın fayda ve yararı üzerine bina edilen, insan vicdanında kabül görmüş, toplum tarafından da benimsenen düşünce veya düşünceleri ortaya çıkarıp topluma arz etme olmalıdır.” Yani, insanın veya toplumun huzur ve refahına  çözüm olabilecek, iyiye, güzele ve doğruya kanalize olmayı sağlayacak fikirler esas olmalıdır.
 
Malum insanın midesine hitap eden her türlü gıda çeşidini insanın toplu yaşadığı her yerde, her platformda satışını gerçekleştirme imkan dahilinde olabilir.Kime veya kimlere diye tasnifi de yapılmaz.Ancak, her düşünceyi her mekanda satışa sunmanın doğru bir hareket olduğunu söyleyemeyiz. Zira düşünce; kendine uygun, duygu ve heyecanıyla örtüşen, gönlünden geçenlere hitap eden, şahsi dünyevi hedeflerine çözümler sunan, çıkar ve menfaatine helal getirmeyecek ve ortamına da uygun zeminlerde buluştuğu kişi ve kişilerce kabül görme gibi bir zorluğuda vardır.
 
İnsan düşüncesini potansiyel sermaye gibi piyasaya arzetme cesareti göstermesi, toplumdan da her zaman müsbet karşılık göreceği anlamına gelmez.Nihayetinde kişinin tefekkürü sonucu ortaya çıkan/çıkmış görüşleri, kişinin kendi beslendiği kaynaklardan süzülerek mevcuda gelmiş fikirler olarak dışa yansıtılacağı unutulmamalıdır.Zira bir düşünce sahibi düşüncesini ifade ederken istediği kadar iyi niyetli, tarafsız ve adil olmaya çalışırsa çalışsın, kişiliğini ve egosunu dışarıda tutmaya azami özeni göstersin yine de düşüncesini katkı maddelerden temizlemesi ve tümüyle arındırması mümkün değildir.Bu nedenle itidallı davranan, akli selim düşünen her mütefekkir düşüncesini muhatabına aktarırken ve toplumla paylaşırken “Allah-u Alem” demeyi ihmal etmez/etmemiştir.
 
Sağlıklı düşünce üretme; beyni bir merkeze kanalize etme ve suküneti sağlamayla da son derece ilintilidir. Binbir çeşit hesabı aynı anda görme, sürekli hafızayı malayani ile meşgul etme zihni kesinti ve kopmalara kapı araladığından sağlıklı düşünce üretmeyi de oldukça zorlaştırır.Beyni tek yönlü kanalize etme, bilğide sadeleşme ve düşünceyi esasa uygun, temelleri olan konularla atılmış kolonlar üzerine inşa etme gibi bir zorunluluğu da vardır.
 
Mesela, günümüzde görsel ve yazılı medyada izlediğimiz/takip ettiğimiz kadarıyla her konu hakkında uzman olmuş kişi/kişilerin her hususta görüş belirtmeleri, görüşlerinde iddialı ve ısrarlı davranmaları, farklı görüşlere tahammül göstermeden ziyade karşısındakini mahkum ve mahcup etme çabası içine girme gereği duymaları, faydalı olmanın ötesinde artık saflaşmayı ve ötekilerin mahallesi algısı ile oluşan kamplaşmaları körüklemeye yardımcı olmadan öteye geçmemektedir.
 
Karşılıklı münazara elbette yapılır, yapılıyor ve yapılmalıdır da. Ancak ortam ileri boyuta taşınıp münazara münakaşaya dönüşmüşse/dönüşüyorsa artık orası fayda-yarar sunan platform olmadan ziyade, egoların düelloya tutuşduğu arenaya dönüşmüş demektir.O ortam da artık karşılıklı fikir alış-verişi yapılan nezih yer olmadan çıkar, nifak üreten, toplumu ayrıştıran zemin haline gelmiş olur ki, o da tasvip edilmez edilmiyorda.
 
Farklı olma, farklı düşünme elbette doğaldır.Zaten “Bir yerde herkes aynı fikirde ise, orada kimse düşünmüyor demektir.” Zira kişi düşünüyorsa eğer doğal olarak farklı sonuçlara ulaşması kaçınılmaz olur. Merak etme, hayal kurma, sorgulama, tefekkür etme netice itibariyle doğruyu bulmada aracı olmayı sağlayan çeşitli yolların bulunmasına/bilinmesine yardımcı olurlar. Çünkü her insan olguları göz önüne alarak, soyut ve sanal düşüncelerden esinlenerek sorgulama yaparken farklı sonuçlar elde etmesi olması gereken olduğu gibi aynı zamanda da toplumun yararına bir durumdur.
 
Düşünme, tefekkür etme gereği duyan her insanda sonuç olarak bir hayal dünyasının oluşması kaçınılmaz olur. Oluşacak sanal dünyanın açtığı ufkun hacmi de kişiden kişiye birikimi ve deneyimleri nispetinde olacağı da kabül edilmelidir. Bunlar fazlada önemli de değildir. Önemli olan yeter ki hedef “İnsan yararı”, takip edilen yolun “Meşru olması” ve ulaşılacak noktada “Hakikat” olsun. Yoksa yolun uzun veya kısa olması, hacmin büyük veya küçük olması çokta önemli değildir.Sonuçta “Sıratel-müstakim” üzere iseniz, er veya geç ulaşılacak nokta ve buluşma yeri aynı mekanlar olacaktır. 
Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye