20 Ağustos 2019 Salı •

SUDAN’DA YENİ BİR ZEMHERÎ DALGASI

08.04.2019
Prof. Dr. Enver ARPA

SUDAN’DA YENİ BİR ZEMHERÎ DALGASI / Prof. Dr. Enver ARPA

Afrika’nın doğusunda yer alan, büyük çoğunluğu Müslüman olan ve İslami hukukla yönetilen Sudan’da yaklaşık dört ay önce ekmeğe yapılan fahiş zamla başlayan hayat pahalılığını protesto gösterileri zamanla Ömer el-Beşir yönetimini devirmeye yönelik eylemlere dönüşmüştü. Eylemlere katılan göstericilerin farklı kesimlerden ve bir liderlikten yoksun olması, beli bir stratejilerinin bulunmaması, gösterilerin başarılı olmasının önündeki en büyük engeldi. Göstericileri aynı paydada buluşturan yegane saik, hayat pahalılığına duydukları öfkeydi. Bu da gösterilerin zamanla giderek zayıflaması sonucunu doğurdu. Ancak bu nisbi zayıflık döneminin -perde gerisinde- bir hazırlıkla geçirildiği anlaşılmaktadır. Gittikçe zayıflayan ve sona erdi diye düşünülen eylemler, beklenmedik bir şekilde Cafer en Numeyrî’nin 1985 yılında 6 Nisanda iktidardan düşürülmesinin yıldönümünde yeniden sahneye sürüldü. Onbinlerce insan hükümetin istifa etmesini sağlamak üzere sokaklara döküldü. Bu defa çok daha organize olduğu anlaşılan bu başkaldırının iyi bir şekilde planlandığı ve sevkedildiği anlaşılıyor. Göstericiler bu defa Omdurman, Bahri gibi hükümet kurumlarına uzak bölgelerde değil tüm kuvvet komutanlıklarının, Genelkurmay Başkanlığının, Mili Savunma Bakanlığının ve Devlet başkanı Ömer el-Beşir’in konutunun da içinde yer aldığı şehir merkezindeki askeri kompleksin önünde toplandılar. Her kesimden insanların katıldığı ancak gençlerin yoğunluklu olduğu bu gösteriler şimdiye kadarki en kalabalık gösteriler oldu. Askeri kompleksi ablukaya alan eylemciler, Ömer el-Beşir’in istifa etmesini ve ülkeyi seçime götürecek sivil bir hükümetin kurulmasını istiyorlar. Ordu buna karşılık ülkede bir değişiklik yaşanacaksa bunun seçimle olması gerektiğini söyleyerek hükümetin yanında yer almış bulunmaktadır. Ordu komutanları gerekirse olaylara müdahalede bulunacaklarını ifade etmektedirler. Genelkurmay Başkanlığının önünden ayrılmayan halka pek çok meslek örgütü ve ticari şirket destek vermektedir.

Göstericilerin bu defa oldukça kararlı oldukları anlaşılmaktadır. Sosyal medyada yapılan paylaşımlardan bunu rahatlıkla görebiliyoruz. Kin ve gazap söylemleri tavan yapmış durumdadır. Provokatörler de elbette işbaşındadırlar; tezvirat ürünü haberleri yayarak halkı galeyana getirmeye çalışmaktadırlar. Zaman zaman göstericilerle polis arasında çatışmalar yaşandığı ifade edilmektedir. Son gösterilerde 5 kişinin hayatını kaybettiği medyaya yansıdı. Ordunun genel olarak çatışmalardan uzak durduğu ve sakinleştirici bir rol üstlenmeye çalıştığı söylenebilir. Ancak toplumsal olaylarda bir kıvılcımın büyük felaketlere sebep olacağı bilinmektedir. Umarız çoğu, insani taleplerle meydanlara dökülmüş olan bu güzel insanları yanlış bir mecraya sürüklemezler.

Sudan da Arap Zemherisinin Kurbanı Ediliyor

Arap Baharı diye isimlendirilen ancak sonuçları itibariyle Arap Zemherisi olarak anılmayı hakkeden sürecin en önemli sonucu Arap ülkelerini bir kaosa sürüklemesi oldu. Senelerdir baskı zulüm ve sefalete mahkum edilen halkın gazabı sokaklara taşıp otoriter yönetimleri tahtından edince bu ülkelerde Müslüman Kardeşler Teşkilatına yakın olan yapılanmalar tabi olarak bir demokratik yönetim alternatifine dönüştüler. Gerek sahip oldukları geniş tabanları ve gerekse uzun yıllara dayanan teşkilat yapılanmaları başta Mısır ve Tunus olmak üzere onları tek iktidar tercihi haline getirdi. Ancak bu durum, başta Körfez ülkeleri olmak üzere diğer Arap yönetimlerinin hoşuna gitmedi. Zira Arap Baharının yaşandığı ülkelerde Müslüman Kardeşlere bağlı veya onlara yakın olan oluşumların demokratik yöntemlerle başa gelmesi ve başarılı olması onların tahtını da sallayacaktı. Bu yüzden başta Körfez ülkeleri olmak üzere bu durumu kendilerine tehlike olarak gören ülkeler, çeşitli oyunlarla Mısır’da seçimle başa gelmiş olan İhvan mensubu Muhammed Mursi’nin tahttan indirilmesini; Libya, Suriye ve Yemen’de ise bu sürecin akamete uğratılmasını sağladılar. Türkiye gerek Mısır’da ve gerekse diğer ülkelerde halkın iradesine saygı duyulması gerektiğini söyleyerek bu blokun yanında yer almadı. Katar devleti de bu gelişmeler karşısında Türkiye çizgisine yakın bir pozisyon aldı. Bu tutum, Körfez ülkelerinin oluşturduğu koalisyonun, Katar ve Türkiye'yi hedefe koymalarıyla sonuçlandı. Onlara göre bu iki ülke Müslüman Kardeşlere mensup veya yakın olan teşkilatlara destek vermekte ve bu yolla kendi çıkarlarını tehlikeye sokmaktadır. Dolayısıyla Türkiye ve Katar’ın itibarsızlaştırılması ve bu tutumdan vazgeçirilmesi onlar için elzem hale gelmiş bulunmaktadır. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın, Bahreyn ve Mısır'ı da yanlarına alarak başlattıkları Katar ambargosunun asıl sebebi budur. Bu ülkeler o günden bu yana fırsatını bulduğu her yerde Türkiye ve Katar’ı itibarsızlaştırmaya ve etkisini yok etmeye çalışmaktadırlar. Onların Libya, Suriye ve Yemen’deki tutumları bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Sudan hükümeti genel olarak bu koalisyonla iyi ilişkilere sahip olmakla birlikte kendilerine önemli oranda siyasi ve ekonomik destek sağlamakta olan Türkiye ve Katar’la da ilişkilerini sürdürmeye çalışmaktadır. Ancak gözü dönmüş Körfez ülkeleri buna tahammül etmemektedirler. Sudan’ı Türkiye ve Katar’la ilişkilerini kesme konusunda sürekli baskı altında tutmaya çalışmaktadırlar. Sudan yönetimi, buna karşılık bir denge politikası izlemeye başlayınca Körfez ülkeleri başta Yemen sorunu olmak üzere hemen her konuda kendileriyle işbirliği içerisinde bulunan el-Beşir yönetimiyle köprüleri atmış bulunmaktadırlar. Telefonla görüştüğümüz Sudanlı bir dostumuz, “Onlar bir yandan yüzümüze gülerken öbür yandan ise bizi arkadan bıçaklamaktadırlar” diyerek bu hususu veciz bir şekilde dile getirdi. Yaşanmakta olanlara dikkatli bir gözle baktığımızda dışarıdan bir desteğin olduğunu görmek zor olmayacaktır. Körfez ülkeleriyle ortaklıkları bulunan Sudan’ın büyük sermaye gruplarının göstericilere yiyecek ve içecek dağıtımında bulunduğu ifade edilmektedir. Körfez ülkeleri en yakın müttefikleri olmasına karşın Sudan yönetimini yalnız bırakmış bulunmaktadır. Daha önceki dönemlerde benzeri durumlarda çeşitli yollarla destek sağlayan bu ülkelerin Sudan’ın bu krizden çıkması için en ufak bir adım atmaması, arabuluculuk yapmak üzere bir açıklamada dahi bulunmaması, bu ülkelerin niyetini açığa çıkarmış bulunmaktadır. Zira onların sağlayacağı küçük bir destek bile Sudan’ın bu krizi aşmasında önemli bir avantaj sağlayacaktır. Ancak onlar bunun yerine kendi kirli emellerine alet ettikleri bölgesel hesapları için çeşitli oyunlara başvurmaktadırlar.

Körfez koalisyonu, öte yandan mevcut durumu manipüle ederek bölge halkını, çok sevdikleri Türkiye ve Katar’a karşı kin ve nefrete yönlendirmektedirler. Türkiye’nin dolaylı veya dolaysız bir dahli olmadığı halde Sudan’da yaşanmakta olan durumu Türkiye’nin aleyhine manipüle etmektedirler. El altından Türkiye’nin muhaliflere karşı olduğunu ve yönetimi desteklediğini hatta silah yardımında bulunduğunu ve bu silahların göstericilere karşı kullanıldığını yayarak Türkiye karşıtlığını körüklemektedirler. Göstericilerin önemli bir bölümünün bu propagandalardan etkilendiğine ve Türkiye aleyhtarı bir söyleme yöneldiğine şahit olmaktayız. Sosyal medya mecralarında paylaşılan çeşitli bilgiler, bu durumun tehlikeli bir boyuta çıktığını ve şimdiye kadar sevgi ve saygıyla karşılanan ülkedeki Türk topluluğuna, Türk yatırımcılarına büyük bir tehdit oluşturmaya başladını gösteriyor.

Emperyalist Çıkar Mücadelelerinin Etkisi

Sudan yönetimi bir yandan Körfez gazabına maruz kalırken öbür yandan da Batılı ülkelerin çıkar mücadelelerine sahne olmaktadır. ABD başta olamak üzere Batılı emperyalist güçler, İslami ideolojiye sahip olan, uluslararası platformlarda genellikle kendi siyasetlerine ters düşen Sudan yönetimini zayıflatmak için çeşitli oyunlara ve entrikalara başvurmaktadırlar. Güney Sudan’ın bu entrikalarla bölündüğüne şahit olmuştuk. Ancak bunun bile yeterli olmadığı anlaşılıyor. Sudan’ı daha da bölmeye azmetmiş gibi duruyorlar. Bu olayların ülkede bir kaos yaratarak Darfur sorununu yeniden alevlendirmesi en büyük tehlike olarak duruyor.

Amerika Çin çıkar mücadelesi bu ülkede de bütün açıklığıyla sergilenmektedir. Yıllarca Batı’nın ambargosuna maruz kalan Sudan hemen her alanda Çin’le yakınlaşmış bulunmaktadır. Bu durum Amerika’nın gazabını çekmekte ve her alanda Sudan’a baskı yapmasına sebep olmaktadır. İsrail de, Filistin meselesindeki tutumundan ve Filistin direniş hareketine verdiği destekten dolayı Sudan’ı hedefe koymaktadır. Netenyahu’nun son günlerde Çad devletiyle geliştirmeye çalıştığı yeni ilişkileri, Çad’ın komşusu olan Sudan’dan bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. Tüm bunları bir araya topladığımızda ABD’nin, İsrail’in, BAE, Suudi Arabistan, Mısır, Çad vb. ülkelerin Sudan’da yaşanmakta olanlara karşı kayıtsız kalmayacaklarını söylemek bir kehanet olmayacaktır. Yaşanmakta olan eylemlerin bu güçler tarafından manipüle edilmeye çalışıldığını söylemek bir komplo kurgusu sayılmamalıdır.

Bölge Bir İstikrarsızlığa Sürüklenmektedir

Sudan, bu olaylarla tabiri caizse akıbeti belirsiz bir sürece doğru sürüklenmiş bulunmaktadır. Ömer el-Beşir’in bu şartlar altında yönetimini sürdürmesi zor olduğu gibi iktidardan çekilmesi de beraberinde çeşitli sorunlar doğuracaktır. İstifa etmesi sorunu çözmeyeceği gibi ülkeyi hatta topyekün bu bölgeyi bir kaosa sürüklemesi de ihtimal dışı değildir. Zira göstericileri şu anda bir arada tutmakta olan yegane saik, yaşanacak bir çekilmeyle birlikte ortadan kalkıp (Allah korusun) bir iktidar mücedelesine dönüşebilir. Katılımcı kesimlerin kendi aralarında bir mücadeleye tutuşma ihtimali göstericiler arasında endişe yaratmaktadır. Bu endişelere sosyal medya paylaşımlarında şahit olmaktayız.

El-Beşir yönetiminin henüz ortaya çıkmış bir alternatifi söz konusu değildir. Onun çekilmesiyle birlikte ya ordu yeniden yönetime el koyacak (ki zaten şu anda yönetim onlarda) ya da yeni iktidar arayışları başlayacaktır. İktidar arayışı yeni bir kaosa sebep olacaktır. Başkentte oluşacak bir iktidar boşluğu, buzdolabına konulmuş olan Darfur sorununu yeniden canlandırabilir. Yaşanacak bir belirsizlik, bölgedeki ayrılıkçı grupların iştahını kabartacaktır. Oradaki güvenlik ağı zaten şimdiden zayıflamış bulunmaktadır. Federal hükümetin yaşanan olaylar üzerine oradaki askeri birliklerden bir kısmını Hartum’a çektiği basına yansımış bulunmaktadır.

Tüm bu harici ve dahili sebepleri birarada değerlendiğimizde Sudan’ın bu krizden yegane çıkış yolunun yaklaşmış olan seçimler olduğu söylenebilir. Bu gariban insanların ve güzel ülkelerinin bundan başka bir çarelerinin bulunmadığını belirtmekte fayda vardır. Sudan yeni bir çatışma ortamını kaldırabilecek ne ekonomik ne de siyasi bir güce sahiptir. Burada yaşanacak bir olumsuzluk tüm bölgeyi daha da istikrarsız hale getirme potansiyeli taşımaktadır. Aç kurtların istediği tam da bu değil midir?

Doç. Dr. Enver ARPA

ASBÜ / Doğu ve Afrika Araştırmaları Enstitüsü Müdürü

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye