Dinimizi Değil Ama Dilimizi Değiştirme Zamanı

07.10.2018
Mustafa YILDIZ

Ünlü ressam Pablo Picasso bir keresinde karşısında duran modele bakarak çizdiği halde resmi bir türlü modele benzetememiş.Modele; -sen kalk demiş.

Aynı resmi bir yere bakmadan yeniden çizmeye başlamış.

Resmin çizimi bitince model resme bakarak; -Ama bu resim bana hiç benzemiyor ki! demiş.

Picasso da; "Seni ona benzeteceğiz demiş.” 

Galiba geçmişten günümüze akan tarihi süreç boyunca ülkeler arasındaki sürtüşmelerin temelinde de bu felsefe yatmaktadır.

Yani “Ya benim çıkarlarıma uygun çizilmiş tabloya benzemelisin ya da hayatını benim ülvi değerlerime uygun tanzim etmelisin.” kural budur.

Daha açık ifadeyle, tarih boyu güçlüler zayıfları daima kendilerine hizmet etmeleri için terbiye etmek istemişlerdir.

Bu nedenledir ki, siz güçsüz ve zayıf olduğunuz müddetçe de illaki mürebbileriniz çıkar, bundan kurtuluş yoktur.Bu kural dün de böyleydi, bugünde böyledir.

Hemen hemen ekseri kalkınmakta olan ülkelerde olduğu gibi bizim ülkemizde de yıllardır ekonomide, siyasi ve uluslararası ilişkilerde sürekli olarak sorunlar yaşanabiliyor.

An itibariyle de devam eden bu sorun ve sıkıntılarımızın arka planında da bu düşünceler yatmaktadır.

Son dönemlerde yaşanan “Dış politika”daki sorunlarda, karşılıklı dile getirilen çözüm önerilerinde bu niyetlerin artık gizlenmeden halka açık mahfillerde bile konuşulduğuna şahit oluyoruz.

Yakın tarihte kendini dünyanın hamisi gören bir devlet başkanı bağımsız bir başka devleti tehtid ederek, “Senin orda durmanı ben sağlıyorum.Bedelini tahsil et.” diyerek hem güçlülerin ruh halini gösterirken hemde güçsüz ülkelere güçlülerin bakışını göstermesi bakımından manidardır.Güçlüyüm demek ki! haklıyım, felsefe bu.

Malum olunacağı gibi bazı ülkelerin bizi terbiye etme adına kendilerini vazifeli olarak görmelerinden dolayı sıkıntılarımızın olduğu bir gerçek. Ancak, böyle olmakla beraber bunun tamamiyle sadece dıştan kaynaklı bu bakışlardan olduğunu iddia etmek ve sadece oraya yoğunlaşmak ta bir nevi “Topu taca atmak” ve kolaycılık olur.

Kalıcı çözümler üretebilmek, yeni dünya gerçeklerine uygun tezler/öneriler sunmak için de teşhisi doğru koymakla mümkün olur. 

Son dönemlerde hariciyemizin çözüme yönelik kullandığı argümanlar ile kendini ifade ederken kullanılan “Dilin” (Yeni ifade ile Jargon) halen soğuk savaş dönemlerinden kalan endişelerin etkisi altındaki korku ve endişelerle harmanlanmış, yeni dünyanın kullandığı dilin ve metodun henüz tam olarak anlaşılamamış olduğu görülüyor.

Çünkü artık dünya çift kutuplu değil, çok kutuplu bir dünya olmaya doğru gidiyor.Şayet yeni söylemler geliştiremezsek ortada kalma ihtimalimiz de var.

Mesela, tarihimiz halen bize şunu söyler. “Rus’yanın ideali sıcak denizlere inmektir.” doğru itiraz eden yok ki.Ama halihazırda  Akdeniz’de buna ne diyoruz.?

Şimdi ne söylememiz lazım.?

Kastımız bu.Bunun için yeni bir dil, yeni bir metod geliştirmemiz gerekmez mi.?

Zira geçmişte kısmen de olsa içinde “Değerler”le harmanlanarak karışımların yapıldığı politikalar öne çıkarken, bu gün büyük oranda “Kuralların” öne çıktığı, dayatmacı politikaların daha etkin olduğunu, çıkar ve menfaat merkezli birlikteliklerin olduğunu görüyoruz. Buna istinaden, bizde de zaman zaman “Kazan, kazan” şeklinde formüle edilerek dile getirilen ve güncel olması hasebiyle de doğru kabul edilen bu söylem her nedense sahada bir türlü görünür hale gelmiyor/gelemiyor.

Güçlü olanın zayıf olanı daima kendine benzetmek istediği bir vakıadır.

Ülkemizde de yıllardır yöneticilerimiz tarafından dışarıya verilen intiba da belli, “Kimse bize karışmasın, bizde kimseye karışmayalım.” şeklinde formüle edilmişti. Ancak bu söylem kendi döneminin şartları içinde değerlendirildiğinde doğruyu ve gerçeği ifade ediyor olabilirdi ancak, günümüz işartları içinde geçerli bir söylem olduğunu iddia etmek doğrusu pekte mümkün görünmüyor. Adam durduğu yerden tabiri caizse “haraç” istiyor.

Bu halde sen “Yurtta sulh, cihanda sulh” desen ne kadar gerçekçi olur.?

Ayrıca günümüz insanının bir asır öncesine kıyasla talep ve beklentileri de değişti.Yöneticilere dayatılan bu talepler aynı zaman da parelel olarak ülkelerin dış politikalarına da sirayet ederek etkileyebiliyor.

Dünya yeni bir asra girerken emperyalist ülkeler artık bir önceki asrın ve “Soğuk savaş dönemi” söylemlerini referans olarak kullanmıyor. Nasıl ki, bir asır öncesi metod ve araçlarla günümüzde ziraat yapmak kafi gelmiyorsa, bir asır önceki metotlarla bu günün sosyal ve siyasal sorunlarına çözüm bulmak ta mümkün olmuyor artık.

Bunu, ”Dinimizi değiştirelim mi.?” şeklinde anlamak safdillik olur. Pekala kast edilen bu değil. Ancak, dilimizi değiştirmek, kendimizi güncelleştirmek gibi zorunluluğumuzun olduğunu da görmek gerek.Amaçlar elbette değişmez. Fakat kullanılan araçların sürekli değiştiğini de görmemiz gerekir.

Ayrıca bizim de daima geriden takip etme hastalığımızı terk etmemiz lazım. Kadim kültürümüz, devlet geleneğimiz, tarihi tecrübemiz ile, bizim de dünyaya söyleyecek sözümüzün olduğunu göstermemiz gerekir. Buda sadece hamaset ile olmuyor sanırım.

Her zaman söylediğimiz gibi, yeterli potensiyelimiz var, yeter ki kendimize güvenelim, ehliyetli insanlarımızı devreye sokalım, kısacası yıllarca bizi biz yapan değerlerimize geri dönelim.

Yoksa bize umudunu ve ümidini bağlayan milyarlarca insana çok yazık olur.Vakit geçmiş te değil.İnşaallah ümitlerimiz boşa çıkmaz.

Yorum Ekle
Yorumlar
Hüseyin Şaşmaz*Uzun

09.10.2018

Bu nedenledir ki, siz güçsüz ve zayıf olduğunuz müddetçe de illaki mürebbileriniz çıkar, bundan kurtuluş yoktur.Bu kural dün de böyleydi, bugünde böyledir. Kalıcı çözümler üretebilmek, yeni dünya gerçeklerine uygun tezler/öneriler sunmak için de teşhisi doğru koymakla mümkün olur. Kastımız bu.Bunun için yeni bir dil, yeni bir metod geliştirmemiz gerekmez mi.? bu gün büyük oranda “Kuralların” öne çıktığı, dayatmacı politikaların daha etkin olduğunu, çıkar ve menfaat merkezli birlikteliklerin olduğunu görüyoruz. VE ŞU İSTİKAMETTE HEDEFİMİZE YÖNELİYORUZ. https://plus.google.com/u/0/109838719669290377148/posts/CU9kuABZouh
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları