Mustafa YILDIZ / Değişime Direnen Bize Has Bir Muhalefet Anlayışı
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Değişime Direnen Bize Has Bir Muhalefet Anlayışı

04.05.2018
Mustafa YILDIZ

Ramazana hazırlık günlerinin heyecanı yaşanıyorken, bu kadarda erken olacağı beklenmeyen seçim kararı gündem olarak devreye girince kamuoyunun gündemide/söylemide değişmeye başladı.Gerçi vatandaş nezdinde seçimler pek ilgi görmüyor gibi görünsede, ülkemizin siyasetçileri seçmenin hala büyük oranda “Duygusal Seçmen” profiline sahip fertlerden oluştuğunu bildikleri için, neredeyse örf haline gelmiş ve geçmişten günümüze değin devr edilerek gelen bazı algı yöntemleri her seçim döneminde olduğu gibi yine benzer argümanlarla devreye sokularak vatandaşın istemedende olsa merakını celb edip bir şekilde takip etme gereği duyduğu günleri yaşıyoruz.Ülkemizde son dönemlerde yapılan seçimlerde genelde benzer versiyonlar yaşandığı için, kısa bir özet sunmada hatırlanma babından faydalı olur kanaatindeyim.
 
Ülkemiz 1876 yılında ilan edilen1.Meşrutiyetle seçilmiş parlemento ve yeni bir yönetim sistemi ile tanışmış oldu.(Padişah ve seçilmiş Parlemento) O günlerde bir yönüyle de Avrupa’nın baskısıyla ilan edilen meşrutiyeti coşkuyla karşılayan yandaşları yeni sistemin faziletlerini topluma anlatırken, söylemleri itibariyle;Artık padşahlar ülkenin istikbal ve istiklali için verilen kararlarda tek merci olmayacak, saray tarafından yapılan israflar kontrol edilebilecek, basına uygulanan baskılar kalkacak, hürriyetin önü açılacak gibi temennileri öne çıkarıyorlardı.
 
Özelde de padişah ve yönetim kadrosunuda “Yolsuzluk yapmak ve Hürriyeti engellemek” ile padişahın “Ketum” tutumunu (İstinbat) gerekçe sayarak ithamda bulunuyorlardı.Bu ithamların ülke genelinde yaygınlık kazanması yönetim tarafından endişe verecek boyuta ulaştığı görülünce 1877-78 yılında Osmanlı-Rus savaşı (93 Harbi) bahane edilerek meclis/parlemento fesh edildi.
 
Bunu bir keyfilik görüp kabullenemeyen, çoğunluğu asker kökenli olan kişiler yönetime baskı yapmak için “İttihat ve Terakki” ismi ile gizli bir örgüt kurarak özellikle balkanlarda yer yer ayaklanmalar başlattılar.Bir çok iç ve dış sorunları olan Osmanlı Devleti içerideki bu başkaldırılara dayanamayıp temmuz 1908’de 2.Kez tekrar Meşrutiyeti ilan etmek zorun kaldı.Ancak, bu sefer padişahın yetkileri kısıtlanarak padişah sembolik hale getirildi.
 
Başlangıçta bir örgüt olarak kurulmuş olan İttihat ve Terakki, bilahare teşkilatlanarak parti oldu, resmi ve meşru hüvviyet kazandı.Daha sonra Baba-Ali baskınıyla muhalliflerini pasif hale getiren İttihat ve Terakki partisi, 31 Mart vakasıylada padişahı tahttan indirerek yönetimde hemen hemen tek başına söz sahibi oldu.
 
Yetkileri neredeyse tamamen ele alan ittihatçılar içerideki bu kargaşalardan dolayı kaybedilen Osmanlı topraklarını geri alma adına iyi niyetle yapılan bazı hamleleri, içerideki muhallif yapılarca özellikle balkanlarda devam eden harp cephelerinde yapılan pasif direnişler yüzünden toprak kayıpları daha da artmış, ordu içinde Enver Paşa karşıtları tarafından paşa başarılı olmasın diye başlatılan iteatsizlikler baş göstermiş ve maalesef bu iç keşmekeşlik içindeki ordu 1.Dünya harbine sokularak, bu kişişel husumetler nedeniyle adeta Osmanlıyı bekleyen mukadder son hızlandırılarak 1920 de Osmanlı’nın tarih sahnesinden resmen silinmesine neden olunmuştur.
 
Ekim 1920 tarihinde kurulan genç devlet, yurdun her tarafından gelen farklı etnik kökene sahip, farklı mezhep ve meşreplerden oluşan vekillerce kurulmuş ve temsil yönüyle bu gün dahi kimilerince en “Demokrat Meclis” diye kabül edilen 1.Meclisin oluşmasıyla yeni bir dönemin adımlarının atılması kaçınılmaz olmuştur. 
 
Enver Paşa karşıtlığı ile başlayan haset ve rakibini ekarte etme hastalığı bu dönemde de nüks etmiş, daha önce uluslararası kongrelere katılan deneyimli paşalar mevcut iken (Rauf ORBAY, Kazım KARABEKİR gibi.) hiçbir deneyimi olmayan, kişiliği hep sorgulanan İsmet Paşa lozan’a gönderilerek bazı masabaşı kayıpların yaşanmasına neden olunmuştur.
 
İttihat ve Terakki’den gelen “Muhallifleri Dışlama” alışkanlığı tekrar kaldığı yerden devam etmiş, muhalifler bir şekilde dışlanarak tek parti ile devletin idaresi ele geçirilmiştir.Halkın kahir ekseriyetinin hoşnut olmamasına karşın 1950’lere kadar gelinmişir.Görünürde herşey meşru şekilde şekilde cereyan etmiştir. Mesela, o dönemlerde yapılan seçimler “Açık Oy Gizli Tasnif” ve “Çoğunluk Usulüyle” yapılmış, Vali’ler (İlbay) aynı zamanda parti başkanı olmuş, seçimleride Jandarmalar yapmıştır.
 
Bu arada 1931 Yılında dışarıdan gelen baskıları azaltmak için baştakiler tarafından Ali Fethi OKYAR Paşa tarafından parti kurdurulmuş, parti İzmir ve Aydın’da mitingler yapmış, her iki mitingdede alanlarda büyük kalabalıklar toplanmış, halk mevcut partiyi bir ümit olarak görerek “Kurtarın Bizi” sloganları atarak yönetime olan tepkilerini alanen ifşa etmişlerdir.Parti kısa süre sonra engellenmiş ve malum sebeplerden dolayı kendini fesh etmek zorunda kalmıştır. 
 
1950 yılında ilk defa “Gizli Oy, Açık Tasnif” ve “Çoğunluk Usulü” ile yapılan seçimlerde vatandaş, asker kökenli “İttihat ve Terakki” geleneğinden gelen siyasi damarı tabiri caizse “Yeter Artık” diyerek adeta cezalandırmış, hezimete uğratmıştır.Seçimler sonucunda vatandaşlar kendince sivil gördükleri ve değerlerine daha yakın buldukları partileri iktidara taşımışlardır.Mesela, 1950 seçim sonuçları şöyle gerçekleşmiştir. DP: 416 Mv, İle CHP ise 69 Mv.ile parlementoya girebilmiştir.1954 yılında ise, DP:503 Mv. CHP:31 Mv.Çıkarırken, 1957 erken genel seçimlerinde ise, DP: 424 Mv.ne karşın CHP:178 Mv.Ancak çıkarabilmiştir.
 
O tarihlerden sonra bir daha tek başına iktidar olamayan ve sürekli muhalefette kalan bu siyasi damar söylemlerinde de yeni bir söylem geliştirememiştir.İktidarı hep aynı nakaratlarla yolsuzluk yapmak, batıdan uzaklaşmak ve yobaz olmak vs.gibi..başlıklar altında itham etmişlerdir.Maalesef bu gelenekleri günümüze kadar hale devam etmektedir.1877 yılında ittihat-terakki tarafından Abdulhamit’e isnat edilen benzeri şeyler 1950 yılında da Adnan MENDERES’e, 1963-64’lerde Süleyman DEMİREL’e, 1984’de Turgut ÖZAL’a, Özal’a isnat edilen iddialar 1996 yılında misliyle Necmeddin ERBAKAN’a ve bu günde aynı ithamlar Recep Tayyip ERDOĞAN’a yapılmaktadır.Dikkatli bakıldığında aynı gelenekten gelen ve aynı damardan beslenen bu liderlerin en belirgin ortak noktaları sadece muhafazakar ve manevi değerlere bağlı kimlikli kişiler olarak tanınmış olmalarıdır.
 
Demekki, ülkemizde son yüzyıllarda devam eden iktidar ve muhalefet kavgası aslında değerler üzerinden yapılmış olmasına rağmen, vatandaşın anlamaması için perde önü sahnede ise kişilerin bireysel özelliklerinden kaynaklanan hataları bahane edilmiştir.Yani asıl korku, vatandaşın özüne ve değerlerine dönme ihtimalinin bu iktidarlar tarafından kolaylaştırıldığının görülmüş olmasıdır.İşte halk kısmende olsa bu oyunu sezmiş oyun tutmamaktadır.Muhalefetinde anlamadığı gerçek budur işte.
 
Yıllarca bilinen gerçek şudur, iktidarlar yönetimde/Görevde kalma süreleri uzadıkça doğal olarak beklenen yıpranmaları ve oy kaybetmeleridir.Bizde ise ne gariptir ki muhalefet sürekli oy kaybeder.Ama, söylemi yine değişmez şarkı aynı şarkıdır.
 
Kendi kendini kitleyen, vatandaşı çaresiz bırakan bir muhalefet, maalesef ancak iktidarın işini kolaylaştırır o kadar.Ülkeye bir faydası olmaz.Bu nedenle bizdeki muhalefetin olması veya olmaması ancak iktidarın meşruluğunu sağlıyor o kadar.Fazla bir şeyi değiştirmiyor zaten.  
Yorum Ekle
Yorumlar
Mustafa Ozan

07.06.2018

Teşekkürler Mustafa hocam siyasi tarihimizi çok güzel özetlemişsin halkın gevşemesi iktidarı yönlendirmemesi en büyük eksiğimiz selamlar
Talip KOÇ

05.05.2018

Mustafa bey, 1876 dan 2018 ze kadar chp nin siyasi duruş ve kabiliyetini çok güzel özetleyerek, bir bakıma halkımızın vicdani ve aklı selim düşünmeye davet ettiğiniz için size çok teşekkür ediyorum.
Tahsin Yılmaz

05.05.2018

Teşekkür ederim Mustafa kardeşim güzel bir yazı kaleme almışsın.
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye