24 Haziran 2019 Pazartesi •

Beyaz Gri ve Siyah

14.03.2019
Mehmet Yavuz AY


Ezeli ve ebedi olan dışında var yoktu. Evren, insan, kelimeler, adlar, anlamlar, tanımlamalar yoktu… Renkler yoktu…

Karanlık, sisli bir kozada ‘mini dünya’ insan… Güvenli ve yalıtılmış bölgede, duyguların keskin dalgaları arasında… 

Karanlığı işaret eden siyah içinde dünyaya gelmeyi bekleyen…

‘Büyük Saat Ustası’ saati kurmuş ama, ‘ne haliniz varsa görün’ dememiş.

İnsan: Müthiş bir hikâyenin zorlu ve zorunlu, tam tanımlanamaz, karanlıklardan aydınlığa/beyaza yürüyen, dünyaya mecbur edilmiş biricik oyuncusu…

Zıtlıklarla anlam kazanan, insana ait karşıtlıklarla sert bir alaşıma benzeyen dünya, insanla tanımlandı. Kelimeler öğretilen insanla.

Derin acılar ve çaresizlikler, mutluluklar, sahip olma ve hükmetme hırsı, cinayetler, şiddetin her türlüsü, insan eliyle yeryüzüne indirilmedi mi?

Toprağın, güneşin, ayın, akarsuların, ormanların büyük sessizliği insan eliyle bozuldu.

Başkaldırı imkânı ile donatılan, sinesine iyi ve kötü duygular yerleştirilen insan, seçme özgürlüğü ile yüceltildi.

Yasak ağacın meyvesini yiyen Adem’in çocuklarının yeryüzü serüveni cinayetle başladı.

Karanlık, sisli bir kozada, “siyah” içinde bekleyen insan; günışığına çıktı, beyazı algıladı ama orada durmadı. Hırsı aklının önüne geçti, “siyaha” yürüdü yine ve öldürdü.

Elçiler, kitaplarla geldiler, siyah ve beyazı anlatıp durdular. Oysa insanların çoğu “siyah”ı tercih ettiler.

Hayat, “beyaz gri ve siyah” arasında akıp duruyor.

Madde ve Mana medeniyetleri arasındaki uçurumun giderek derinleştiği bir üç yüzyılı idrak etti insanlık.

Madde kültürü tüm yeryüzünü sararken, mana kültürünün alanı giderek daraldı.

Bireysel ve toplumsal etkinliklerle sınırlı kaldı.

Madde kültürü, şımarıklık ve kalp katılığı getirdi. Madde sahipleri Allah’a ihtiyaçları olmadığına inanıyor.

İnsana ve tabiata boyun eğdirme adına şiddeti içselleştiriyor hatta kutsuyor. Merhamet buharlaşıyor, ölüsevici bir zihin inşa ediliyor.

Madde kültürünün yüce Yaratıcıyı yok sayan, insanı tabiatı köleleştirmek için her türlü araçla şiddet uygulayan ahlâk ve insanlık dışı uygulamalarına karşı, Mana kültürünün erleri: NE YAPMALI?   

Tüm dünyayı kendine bağımlı hale getiren Madde medeniyeti,  “öteki”ne bağımlı bir evreye geldi.

Devletçikler, topluluklar, insanlar uyandıkça sömürgen ülkelerin pastadaki payı azalıyor. 
 
Madde medeniyeti, kendi ilkelerine bağlılık ve tutarlılığını kaybetti. Dünyayı ikna edecek düşünsel üstünlüğü hayli yara aldı.
 
Emperyal madde medeniyeti, silâha ve şiddete dayalı, teknolojiyi insanların ahlâkî değerlerini yıpratmak, kitle kıyımlarını gerçekleştirmek için kullanan bir canavara dönüştü.
 
Özünde barbarlığı barındırdığı ayan beyan görünmekte. 
 
Maddî ve teknolojik üstünlük, sanılanın aksine medenî olmayı getirmiyor.
 
Şu soruyu sormalıyız: Maddî üstünlüğünü kaybedecek madde medeniyeti devletleri, ayakta kalabilir mi?
 
İnanan insan ve topluluklar, ülkeler, kendilerini madde medeniyetinin araçlarıyla ayakta tutamazlar. Kendi inanç, ahlâk ve düşünce felsefemiz üzerinde bir dünya inşa etmeye karar verdiğimizde başarılı olabiliriz. 
 
Bilime bakışımız, üreteceğimiz teknoloji ve kültürel yansımalarının ahlâkî bir zemini olmalıdır. Sözkonusu zemin Telaviv’e, Berlin’e, Paris’e, Londra’ya, Washington’a nükleer bombalar atmamıza geçit vermez. 
 
Merhamete ve adâlete dayalı zihin dünyamız insan onurunu ayakta tutmayı hedefler. Yollar, hızlı tirenler, uçaklar, arabalar, ev aletleri, uydular; insanı daha insan, daha âdil, daha medenî yapmıyor. İnsan yalnızlaşıyor, ruhu üşüyor, ne yapacağını nereye gideceğini bilemeyen bir zavallıya dönüşüyor.
 
Bakmayın sahte ışıklara, parıltılara, görüntülere. Ömrün güneşi batmaya yakınken neler oluyor?
 
Medenî olma iddiasındaki demokratik madde medeniyetinin dünyaya ne verdiğine bakalım.
 
Mana medeniyetinin çocukları, madde medeniyetinin “siyah” eteklerinden, ruhlarını yüceltecek karlı dağların “beyaz” aydınlığına hicret etmeli. Elbette maddeci Yahudi inancının yanında olamayacağımız gibi salt ruhçu Hıristiyan inancının da yanında olamayız. Madde ve mana arasında köprü olmaktır görevimiz.
 
Hayatın en geniş alanı “gri” alandır. Dünya yalan değildir, kötü değildir. Bu tür tanımlamalar insanların yaptıklarının ve yaşadıklarının yansımalarıdır. Ahiret hayatına inanan insanlar için yeryüzü, hakikate ve kurtuluşa kavuşmak için verilmiş bir hazinedir. 
 
“Gri” alanları insana yakışan bir biçimde yaşamaya bakalım. İnsanların nesiller boyu anlatacağı bir hikâyemiz olsun.
 
Kendimizle, insanlarla, tabiatla, Yüce yaratıcıyla yüzleşmeyi hiç unutmayalım. 
 
Madde ve mana birleşsin bizde;  erdemli bir toplum, âdil bir devlet sahibi olmak için. Utanç duymayacak bir hayatımız olsun.
 
“İnsan, kalbini eline alıp utanmadan dolaşabilmelidir.” (Kutadgu Bilig/ Yusuf Has Hacib)   
  
14.03.2019, Kardelen/Ankara
Mehmet Yavuz AY

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Metin Artut

06.04.2019

Teşekkürler....
Mahmut AY

19.03.2019

Harika güzel.
HİDAYET ÇELİK

19.03.2019

Evet, yaşamımız madde ve maneviyatı harmanlayan ve 'kalbimizi alıp utanmadan dolaşabileceğimiz' bir şekilde organize edilmeli...Teşekkürler. bu biline sahip olabilmemize Allah'tan dileriz...
Nafiz Yildirim

14.03.2019

Eline kalemine sağlik adil bir devlet olmabilmenin yolu ferdi gelişimimizin belirttiğiniz ilkelere uymak hayata gecirmekle mümkün olabileceğini hatirlatmakla hayra vesile olmuşsunuz sağol selamlar
Aydın Yalçın

14.03.2019

Teşekkürler
Erhan Aydoslu

14.03.2019

İnsan kendini bilse, yaratılışının gerçeğini bilse, gafletten uyanabilse çok daha güzel olacaktır.
Gülsüm Topal

14.03.2019

Teşekkür ederim
Hakan Şimşek

14.03.2019

Yine derin duygu deryalarına, engin düşünce ufuklarına götürüp bıraktın bizi Komutanım. Şimdi yüz yüzebilirsen, çık çıkabilirsen ... Yüreğinize sağlık.
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları