Belediyecilikte Sosyal ve Kültürel Dönem II

20.08.2018
Osman KAYAER

Sosyal ve kültürel projelerin sahici olması gerekir. Kağıt üzerinde güzel olmasına rağmen gerçekte sadece üç beş kişinin katıldığı sosyal ve kültürel etkinliğin şehrin varlığına bir katkısı olmaz. Borsadaki işlem hacminin kabarık olmasına benzer biçimde kemiyeti fazla ama keyfiyeti olmayan sosyal ve kültürel faaliyetler zaman ve emek kaybı olmaktan öte bir anlam ifade etmezler. Bazen izleyicisi çok ama keyfiyeti olmayan, bazen de keyfiyeti var ama kemiyeti olmayan faaliyetler yapılabilmektedir. Her ikisinden de kaçınılması gerekir ya da keyfiyeti bulunan faaliyet ve projelere kemiyet eklenmelidir, yani katılımcı kazandırılmalıdır.

Sırf diğer belediyeler yapıyor diye kendi şehrine ve yerel kültürüne uygun olmayan uygulamalardan uzak durulmalıdır. Mesela bir sahil şehrinde yapılan turizm içerikli bir sosyo-kültürel proje tarım ile iştigal eden bir Anadolu kasabasında yapılmamalıdır. Yani yapılacak sosyo-kültürel projeler şehrin yerel kimliğine ve dokusuna uygun olmalıdır. Ya da şehrin bir kimlik kazanmasına matuf olarak icra edilmelidir.

Türkiye’nin temel problemlerinden biri de hiç şüphesiz üretken bir zihne sahip olmamaktır. Belki de eğitim sistemimiz bizi üretken bir zihne sahip olmaktan alıkoyuyor. Bu problem belediyelerde kültür ve sosyal işler bünyesinde çalışan personel için de geçerli. Bu nedenle özgün projeler yerine taklidi projeler yaygınlaşıyor. Filan belediye yapıyor biz de yapalım anlayışı ile sürdürülen faaliyetlerden amaçlanan faydalar da maalesef sağlanamıyor.

Sosyal ve kültürel belediyeciliğin gelinen noktada yapması gereken hususlardan biri de köklü projelere yönelinmesi gereğidir. Mevcut hali, gelinen en doğru evre olarak görmek yerine kendi medeniyetimize ve yerel kültürümüze doğru evrilecek faaliyetler ve projeler gerçekleştirmek gerekmektedir. Özellikle tarihi dokusu bulunan şehirlerimizin geçmişi ile yeniden bağ kurması ve tarihi mirası yeniden hayata geçirmesi gerekmektedir.

Kültür belediyeciliğinin handikaplarından biri de mimarinin ve şehir plancılığının fikri arkaplandan azade olduğuna dair inançtır. Pek çok mimar ve şehir plancısı kanunlar gereği mevcut mevzuat dahilinde hareket ediyor ve yaptığı işin fikri arkaplanına dair bir bilince sahip olmadığı izlenimi veriyor. Mesela Türkiye’nin her yerinde yaygın olan apartman ve dairelerin plan yapısının inanç, kültür ve sosyal hayat ile ilintisi üzerinde hiç düşünülmüyor. Halbuki bu yapılar bizi hem batılı bir hayata mahkum ediyor, hem de kültürümüzü şekillendiriyor. Bu nedenle sosyo-kültürel belediyecilik yapanların bu hususta kafa yormaları gerekiyor. Biz köklü bir medeniyete sahibiz ve binlerce yıllık bir tecrübi birikime sahibiz. Bunun farkına vararak oradan aldığımız ilhamla öze dönüş olarak isimlendirilebilecek bir projelendirmeye yönelmeliyiz. Mesela: modernleşmenin bir gereği olarak görülen “çekirdek aile”nin Türkiye’de yerleştirilmesi maksadıyla yaygınlaştırılan apartman daireleri yerine “Köklü aile” olarak isimlendirilebilecek dede-nene, oğul-gelin ve çocuklardan müteşekkil bir aile yapısının hayat bulması için yeni mesken tipleri geliştirmeliyiz.

Bizim medeniyetimize ait kadim sanat dallarının canlandırılması ve geliştirilmesi sosyo-kültürel belediyeciliğin temel görevlerinden biri olarak görülmelidir. Hat, minyatür, ebru, tezhip, sanat ve tasavvuf musikisinin yeniden canlandırılması yapılabilecek en güzel hizmetlerden olacaktır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus sadece eskinin tekrar edilmesi değil bilakis geliştirilmesi ve dış dünyanın hayranlığını kazanabilecek düzeye getirilmesi olmalıdır. Çünkü insanı sükuna ve huzura götüren bu sanat dalları batılılaşma sevdasına terkedilmiş adeta yok sayılmıştır.

Belediyeler, sosyo-kültürel belediyecilik ilkesi gereği hemşerileri arasında herhangi bir hususta öne çıkmış kişilere destek vermeli ve yeni öncülerin yetişmesine hep destek olmalıdır. Özellikle genç, girişimci ve sanat severler insanlara hem maddi hem de manevi destek vererek şehirlerinin belirgin olmasına katkıda bulunmaları gerekir. Şehir kelimesi zaten kök itibari ile bilinen, meşhur olan yer anlamına gelmektedir. Şehirler ya sanayi, ya ticari, ya mimari ya da kültürel alanda meşhur olmakta dikkatleri üzerine çekebilmektedir. Belediyeler bu dallardan herhangi birinde öne çıkabilecek kişilere destek vermek suretiyle hem şehirlerinin kimlik kazanmasına hem de şöhret bulmasına katkıda bulunurlar.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları