16 Aralık 2019 Pazartesi •

Şeyleşmekten Kurtulmak

04.11.2019
Atasoy MÜFTÜOĞLU

Şeyleşmekten Kurtulmak / Atasoy MÜFTÜOĞLU

Yazarımız Atasoy MÜFTÜOĞLU'nun Her Taraf Haber için Kaleme Aldığı "Şeyleşmekten Kurtulmak" Başlıklı  Yeni Yazısını İlginize Sunuyoruz.

Günümüzde, İslam dünyası toplumları/ halkları, sağlıklı bir akılla idrak edilmesi/ açıklanması asla mümkün olmayan çok yönlü saldırılara, çok yönlü yıkımlara maruz kalıyor ; bu saldırılar ve yıkımlar karşısında, yine sağlıklı bir akılla idrak edilmesi/ açıklanması mümkün olmayan teslimiyetçilikler sergiliyor. Sömürgeci tahakküm karşısında teslimiyetçiliğin kurumsallaşması, idrak yeteneğimizi sınırlandırıyor. Her toplumda ve kültürde, her olay, her gelişme, resmi/ kurumsallaşmış anlamlar ve yorum çerçeveleri içerisinde değerlendiriliyor. Resmi yorum çerçeveleri büyük ölçüde, resmi propaganda temelinde şekillendiği için, düşünce içermiyor. Özellikle İslam ve Müslümanlar söz konusu olduğunda, her tür sömürgeci saldırganlık/ zulüm/ şiddet ırk ideolojileri temelinde meşrulaştırılabiliyor.

     Hangi toplumda, hangi kültürde olursa olsun, İslam toplumlarında da, realpolitik tek meşruiyet kaynağı olunca, hiçbir şekilde adalet’ e başvurma ihtiyacı duyulmuyor. Adaleti sağlamak yerine, barışı sağlamaktan söz ediliyor. Müslüman halklar insan olmaktan çok nesne muamelesine tabi tutuluyor. Emperyalist güçler arasında sürdürülegelen çıkar ve nüfuz mücadeleleri sırasında, İslam ülkeleri/toplumları/ halkları konjonktürel araçlar haline getiriliyor, getirilebiliyor. Kırılgan hayatlara maruz bırakıldığımız için, şeyleşmekten bir türlü kurtulamıyoruz. Düşüncesiz duygusallıklarla ve hamasetle büyülendiğimiz için, sürekli olarak analitik/ sorgulayıcı düşünceye açık bir bilinçle, dünyayı, tarihi ve olayları takip edemiyoruz.

     Kendi zihin dünyamıza yabancılaştığımız için, kendi inanç, düşünce, değer kültür ve medeniyet referanslarımız üzerinde hak iddia edemiyoruz. Zihin dünyamız üzerinde kurulan psikolojik iktidar- hükümranlık, kendi paradigmalarımızı üretme ve  bunları belirleyici kılma mücadelesini, ideolojik ve entelektüel terör yoluyla engelleyebiliyor. Sözünü ettiğimiz psikolojik iktidar, sözcüklerin/ tanımların nerede, ne zaman hangi anlamlar içereceğine karar veriyor. İslam toplumlarında, bugün zihin dünyamız üzerinde etkisini sürdüren psikolojik iktidar sebebiyle, İslami sözcükler kavramlar ve kurumlarla ilgili derin bir şüpheye düştüğümüz için, ideolojik- entelektüel aşağılanmaya katlanmaya devam edebiliyoruz. İslamın teotoriteleri bulunmuyor. Bu kavramların anlamlarını ancak sözlüklerde arayıp, bulabiliyoruz. Kendi dünya görüşümüzü, bilgi sistemimizi, dilimizi bütün unsurlarıyla tanımlama gücüne, iradesine ve bilincine sahip olmadığımız halde, bir İslam ülkesinde yaşadığımızı sanıyoruz. Bugünün dünyasını, ahlak/ vicdan / merhamet ve adalet duygusundan bağımsız, realpolitik belirlediği için, demokrasi maskaralıklarıyla hiç kimse yüzleşmeye cesaret edemiyor. Emperyalizm, İsrail’ i rahatsız eden diktatörlükler, bu diktatörlüklerin ülkeleri ve halklarına karşı, amansız yıkım savaşları verirken, İsrail’i rahatsız etmeyen, İsrail’i rahatsız etmeyeceğini taahhüt eden diktatörlükleri cömert bir şekilde ödüllendirerek demokrasi maskaralıkları sergilemeye devam ediyor.

     Kendimizi, İslami anlamda yeniden tanımlayabilmemiz için, din’ i ve politik popülizm süreçleri, bu süreçlerin bilincimiz üzerindeki derin tehribatı ile ilgili zor sorular sormak, zorlu sorgulamalar yapmak, bu süreçlere meydan okuyarak, eleştirel analizler yapmak zorundayız. Geleceği özgürleştirmek, hayatın her alanını bütün boyutlarıyla, İslami bağlamda tanımlamaya başladığımızda, bu tanımlamalara meşruiyet ve otorite kazandırdığımızda mümkün olabilir.

     Doğru cevaplar için, her zaman, doğru sorular sormak gerekir.

     Bugünün dünyasında entelektüel- felsefi denetim- baskı altında bulunan zihin dünyamız, entelektüel hayatımız, bütün yönleriyle modern dünya sistemi tarafından tanımlanıyor. Dışarıdan, başkaları tarafından tanımlanan bir toplumun- kültürün, kişiliğinden, onurundan, bağımsızlığından söz edilemez. Bu tür toplumların gerçek umuda istihkakları olamaz. Kendi tanımlarına referanalarına sahip olamayan, kendi dilini, dünya görüşünü bildiği sistemini özgürleştiremeyen bir kültürün geleceği olamaz. İslamın ilk dönemlerinde Müslüman bilginler, evrenselliği evrensel ufukları bir gerçeklik olarak görerek içerik üretiyordu, bugünün Müslümanları kültürel konforizme mâhkum oldukları için taşralığı bir gerçekliğe dönüştürmüş bulunuyor.

     Taşralılığı gerçekliğe dönüştüren toplumlarımızda, özelliklede Türkiye’ de modernitenin, geleneğin, milliyetçiliklerin, mezhepçiliklerin dini ya da politik kült / karizmatik kişiliklerin vesayetinden bağımsız, evrensel insanlık durumlarına hitap etme yeteneğine sahip aydınlar, düşünürler, bilginler ve filozoflar yetişmiyor. Bu nedenle de, daha çok güncel- popülist politik bağlamın gündemi etrafında spekülatif tartışmalar, dedikodular yapıyor, hiçbir şekilde, varoluşsal – tarihsel- yapısal sorgulamalar/ çözümlemeler yapamıyoruz.

     Varoluşsal, tarihsel, yapısal sorgulamalar/ çözümlemeler yapabilecek kadrolardan yoksun bulunuyoruz.

     Kültürel konformizmin hakim olduğu toplumlarımızda bir insanın düşünerek, üreterek, sorgulamalar yaparak kendi kendini inşa etmesi mümkün olmuyor. Bu tür toplumlarda bir insanın düşünmeyen duygusallıklar ve bağlılıklarla propaganda nesneleri haline getirilmeleri sağlanıyor. Günümüz toplumlarında ahlaki- insani gerçekçiliğin yerini pragmatizm almıştır. Hangi toplumda olursa olsun jeopolitik, toplumları adalet bilincine yabancılaştırıyor. Jeopolitik her durumda adaletin ertelenmesine neden olabiliyor. Hukuki alanlar- yapılar politikleşiyor. Stratejik kaygılar- çıkarlar- hesaplar adına, insani hassasiyetler yok sayılabiliyor. İnsan hakları ideolojisi politik çıkarlara göre biçimlendirilebiliyor.

     İslam dünyası toplumları/ kültürleri, dışarıdan kendilerine yönelen dayatmacı entelektüel kalıpların baskısı altında bulunurken, içeriden de kendilerine yönelen fanatik bir dayatma ile karşı karşıya bulunuyor. Bu durumda, toplumlarımızın her şeyden önce entelektüel emperyalizme karşı çıkma, bu emperyalizmle hesaplaşma özgürlüğünü gerçekleştirmeleri gerekir. Sözünü ettiğimiz hesaplaşma özgürlüğü ancak bilincin özgürlüğü ile gerçekleştirilebilir. Vesayet altında bulunan bir kültürün, konformist bir kültürün bilinç özgürlüğüne çok yabancı olduğunu kaydetmek gerekir. Bilinç özgürlüğü için mücadele etmek isteyenler, itibarlı bir statüye sahip olmak gibi, maddi rahatlıklara sahip olmak gibi, güvenlik güvencesine sahip olmak gibi beklentiler içerisinde olmamalılar. Modern/ geleneksel/ seküler/ milliyetçi/ mezhepçi vesayetin ve her tür şeyleşmenin baskısı aşılmadıkça, bir bilinç mücadelesi verilemez.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ