Acaba Doğru Bir Rotayı mı Takip Ediyoruz.?

20.08.2018
Mustafa YILDIZ

Kesin olmamakla beraber dünyada 200’ü aşkın (193 ile 206 arasında.) bağımsız devletin olduğu söyleniyor.Sayı çok da önemli değil ancak bir tespitte bulunmak için rakam telafuz ediyoruz. Bu kadar sayıya 19.yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında kurulan/kurdurulan irili ufaklı ülkelerle ulaşılmış olundu.Kurdurulan bu ülkelerin bir çoğu 1.dünya savaşında mağlup olan imparatorluklardan koparılmış parçalar olup, sömürülmek için kurulmuş birer kukla ülkelerdir.Özellikle Afrika ve Ortadoğuda kurulan ülkelerin ekseriyetini bu kategoride saymak mümkündür.Daha geçenlerde bir Fransız yetkili “Afrika’daki vergisini ödeyen ülkeler olmasa, biz de Suriye benzeri ülke olmuştuk.” dedi.Afrika’daki bir ülke Fransa’ya ne vergisi öder.? bilmiyorum.

19.asrın başlarına kadar hayatiyetlerini sürdüren imparatorluklar da (Osmanlı,Almanya,Avusyurya-Macaristan,S.S.C.B. v.s.gibi) savaş sonrası elleri altında yaşayan bir çok devleti zorunlu olarak kaybederek tarih sahnesinden silinmiş oldular.

Tarih boyu mağlup olan devletlere uyğulanan alışılagelmiş muamele, mağlup ülkenin toprağına ve idaresine el koymak, değerli eşyalarını ellerinden almak (Ganimet), canlarının ve mallarının emniyetini sağlamak için çeşitli vergiler uygulamak v.s. şeklinde gerçekleşirdi.

Ancak, 19.asırdan sonra yapılan savaşların akabinde, 1789 Fransız devrimiyle dünyayı ekkisi altına alan, “Ulus-devlet” akımının da tetiklemesi ile savaş galibi devletler, evvela mağlup olmuş ülkeleri tehlike ve tehdit olmaktan çıkarmak için küçülterek yeni yeni “Ulus-devletler” kurmak, ayağa kalkma ihtimalini neredeyse imkansız hale getirmek için de ağır borç yükü ile borçlandırarak, kendi tayin ettikleri kukla yönetimlerin idaresine/emrine terk ederek, şeklen bağımsız devletmiş gibi göründükleri halde gerçekte başka devletlerin kuklası haline gelmiş “Uydu devletler” oluşturmak şekline dönüştü.

Bu kaderi kısmen yaşayan ülkelerden biri de Osmanlı İmparatorluğudur.Kendisini ezelden beri hep rakibi ve düşmanı gören batılı ve ehli salip ülkeler dışarıdan, padişahların yönetimini beğenmeyen, yönetimi despotlukla itham ederek, hürriyetin baskılandığını iddia eden söylemler ile “Ulus-Devlet” kurma özlemi duyan, içimizdeki yerli batı hayranları da içeriden çabalarla koca imparatorluk önce hasta hale getirildi, sonra da ömrünü tamamlayarak tarih sahnesinden silinmiş oldu.

Dış kaynaklı yıkım faaliyetleri tarih boyu süre geldiği için başlangıç tarihini belirlemeye gerek yoktur.Ancak içerideki ilk muhalif siyasi hareketleri başlatan müslüman olmayan etnik gruplar olup, ulusculuk akımının verdiği heyecan ile 1815’lerde siyasi faaliyet olarak başlatıldı.Yunanlıların kurduğu “Meğola İdeayı” (Kostantiniye hayali.) hedefleyen Etniki Eterya derneği, 1887’de Cenevre’de  kurulan Hıncak derneği, 1890’da da ihtilalci komiteleri kapsayan Taşnaksütyun derneği v.s.gibi derneklerle ortaya çıktı.Ayrıca bunlara ilaveten gizli olarak Bulgarlar, Arnavutlar, Çerkezler, Kürtler ve Araplar’da siyasi faaliyet için dernekler kurdular.Bunlarla birlikte irili ufaklı onlarca dernek ve fırka (parti) kurulup faaliyet göstermişlerdir.İstikbarat teşkilatına sahip imparatorluk bu faaliyetlerden haberdar olmasına rağmen hakklarında kendini koruma adına önlem almamş/alamamıştır.

Bu kurulan derneklerden sonra oluşan muhalefet zemini başkalarını da cesaretlendirmiş olacak ki, 1865 de Jön Türkler olarak bilinen siyasal hareket de “Yeni Osmanlılar Cemiyeti” olarak sahneye çıktı.Bir süre sonra dağılan Jön Türkler 1878 de ikinci kez teşkilatlandılar.İkinci seferde yurt içinde ve dışında şubeler kurarak kendilerine güçlü destekler sağladılar.Yeni katılımlarla birlikte 1902 de kongre yaparak İtiihat ve Terakki Cemiyeti ismi ile faaliyetlerini yürüterek nihayet 1908’e gelindiğinde de 1876’da ki kısa sureli iktidar dönemlerinden daha fazla yetkilere sahip olarak tekrar iktidar oldular.(İkinci Meşrutiyetin ilanında padişahın meclis kararlarını veto etme hakkı kalktı.)

Kendilerini, çöküşe girmiş devleti yeniden şahlandırmak, ayağa kaldırmak gaye ve amacıyla yönetime talip olduklarını, iktidara da bu söylemleri gerçekleştirmek için geldiklerini ifade ettiler.1908 tarihlnde ikinci kez iktidar olan ve artık yönetimde etkin rolü olan parti, o günden itibaren devlet yönetmeye fiilen başlamış ve günümüze kadar da ülkeyi halen aynı minval üzere siyasi partiler idare etmeye devam etmektedirler.Bu gün de vaatler de aşağı-yukarı benzeri şeylerdir.1923’ten sonra da bütün kurumları ile siyasi partiler yönetimde etkin ve aktif olarak hakim konuma gelmişlerdir.

İmparatorluk dönemi yönetim şeklinden ve yönetici kadrolarından şikayetçi olan, idarecileri ferasetsizlikle itham eden siyasi parti mensupları bir asra yakındır ülkemizi yönetmektedirler.(Şu güne kadar kapatılanlarla beraber yüzü aşkın parti kurulmuştur.)

Acaba devir aldıkları ülkenin en zayıf olduğu yıkılma döneminde dahi bulunduğu nokta itibariyle konumu neydi.? Bir asır sonra ülkenin geldiği nokta ve bulunduğu yer neresidir.? Onun kıyaslamasını yapmaya çalışalım.Acaba ülke kalkınmada gerçekten arzu edilen hızı yakalamış mıdır? Ülkeyi siyasi partiler daha mı iyi yönetmiş? Söz konusu edilen şikayetlerden hangilerini gerçekleştirmişler? Görelim.

Siyasi partiler öncesi ve sonrası ülkenin genel bir fotoğrafına göz atacak olursak şayet; Osmanlının son dönemi olan 1913 yıllarında nufusu:29 milyon 357 bin kişi, yüzölçümü 4.980.000 Km2 dir. 1927 ilk resmi nufus sayımına göre ise, 13,648,387 kişi, yüzölçümü 783,562 Km2 dir. (Rakamlar yaklaşık olabilir, nereden nereye gelindiğini tespit etmek amacıyla verilmiştir.) Nufus iki kattan fazla, toprak yedi kattan fazla.

1914 yılında 1 Banknot 3.70 Dolar,1917 de 1 Tl. 4 dolar, 1918 de 1 Tl. 1 Altın, (Atalarımızın “Sen gavur parasıyla da beş para etmezsin” sözü bu tarihlerde söylenmiştir.) ülke dünyada ilk beş arasında.Bırakılan miras bu.

Partili dönemlerde durum; 1923 de 1 Altın 7 Tl. 1926 da 1 Dolar 2 Tl. 1946 da 2,80, 1948 den sonra on yıla kadar sabit, (Çünkü, batılı ülkeler sanayi ile uğraşırken, bizde savaş ekonomisi uygulanıyor, vatandaştan varlık verğisi ismi altında sürekli para toplanıyor.(O paraların ne gibi yatırımlara harcandığını ise vatandaşlar hala bilmiyor.) 1958 de 9 Tl. 1970 de 14,85 Tl. 1989 da 2.300 Tl.1992 de 5,075 Tl. 1996 da 61,361 Tl. 1999 da 314.230 Tl. 2002 de 1,642,00 Tl. 2010 da 1,553,05 Tl. 2015 de 3,073,03 Tl. 2018 de 4,885,07 Tl.olmuştur. Bu satırlar yazılırken bir ara Dolar. 6.300’ü, Eur. 7.200’ü geçmişti.

Keza, 1940 yıllarında ABD’de kişi başı milli gelir 500 dolar iken, türkiye’de 430 dolar. 2015 de ABD de 56,400, Türkiye’de 8,500 dolar, 2017 de ABD’de 59,609 iken, Türkiye’de 10,597 dolar olmuştur.(Rakamlar TÜİK verileridir.)

1946 yıllarında Japonya’nın nufus 78 milyon Mlli Geliri 17 dolar iken, 2017’de 38,282 dolar milli gelir nufus 128 Milyonu aşkın.Türkiye 63.sırada.

1940-1950 arası savaş ekonomisi uygulanıyor ithalat ve ihracat yok, ortalama yıllık enflasyon % 5, 1950-1960 arası karma ekonomi uygulanıyor ortalama enflasyon % 10’u aşıyor, 1980’lerden sonra liberal ekonomi uygulanıyor enflasyon % 50’leri aşmaya başlıyor.1994’te % 149, 1997’de % 91, 2000’de % 32,7, 2001’de % 68,53, 2002’de 29,75, 2010’da 6,4, 2011’de 10,45, 2017’de 11,92 olmuştur.

Osmanlıyı 623 yılda 36 padişah idare ederken, 1923’ten günümüze kadar takriben 95 yılda 65 hükümet görev yapmıştır.Yani ortalama hükümetlerin ömrü 1,4 yıl olmuştur.

Bu veriler elbette tek başına yeterli değildir.Ama gidişat hakkında ip uçları yakalamak babından önemlidir.Son yıllarda Savunma Sanayi iş kolundaki başarılı çalışmalar sayesinde dışa bağımlılık azalma gösterirken, diğer kollarda büyük oranda dışa bağımlı olduğumuz da ortada.

Maksadımız geçmişi arama değil, olmaz da ancak devr aldığımız mirası bu gün emsal ülkelerle kıyaslama yapınca, bırakın ileri gitmeyi adeta hep yerimizde saymış geriden gelenler bile bizi geçmiştir.Yani ne ekonomik ne de siyasi istkrar bir türlü sağlanamamştır.Anlamadığımız bu.

Yukarıdaki tabloya bakıldığında, siyasi partiler ülke yönetiminin dümen koluna geçtikleri tarihlerden günümüze kadar, bize gösterdikleri performans fotoğrafla ne ekonomide, ne yönetimde bir istikrar sağlayamadıklarını görüyoruz.Yıllardır anayasası olmadan yönetimde istikrar sağlayan İngiltere, 7 madde ve 27 yasa değişikliğinden oluşan Amerika anayasası nasıl oluyor da istikrar temin edebiliyor da, bizde de defaaten yapılan anayasalar, aralarda yapılan yamalara rağmen neden hala sistem rayına oturtmuyor? diye sormak icab etmez mi.?

Bu beklentilerin gecikmesinde vatandaşı da suçlu olarak görmek gerek.Çünkü, vatandaşımız hala taleplerini çok basit (İş bulma, tayin yapma, yerini değiştirme..v.s.) tuttuğu için, siyasetçinin seviyesi de parelel olarak aşağı doğru çekiliyor.

“Nufusunuzun çok olması önemli değil, önemli olan ne kadar kalifiye elemanınız var.” sözünü yabana atmamak gerek.Zira malzeme insandır.Malzameniz ne kadar kaliteli ise ortaya çıkacak üründe o kadar kaliteli olur.

Mustafa YILDIZ.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları