Âdem/İnsanın Mahrem Macerası… / Abdulaziz TANTİK
20 Ocak 2020 Pazartesi •

Âdem/İnsanın Mahrem Macerası…

06.12.2019
Abdulaziz TANTİK

Âdem/İnsanın Mahrem Macerası… / Abdulaziz TANTİK

 

Sonsuzdan sonsuza akan yolculuk…

 

Hayat, sonsuzdan sonsuza devam ede gelen bir yolculuktur. Bu sonsuzluğun sahibi ise Mutlak Sonsuzluğu taşıyan ve Yaratıcı Güç olan Allah’dır. Bu yolculuğun anlamı insandır. İnsan, var oluşun hem anlamı ve hem öznesi olarak varlık sahasına çıkmıştır. O düşüş ile yükseliş arasında sürekli bir gerilim yaşayarak varlığını idame etmektedir.

İnsan, Mutlak Ben’in izni ile hayatın özne’liğini üstlendiği gibi bu yolculuğun tek sorumluluğunu üstlenenidir de… Bu sorumluluk ona ‘belirli bir alanda’ özgürlük vermektedir. Özgürlüğün bedeli olarak da yaptığı her şeyin karşılığını alacağı bir hayata sahip olacağı bildirilmiştir kendisine…

Yolculuk belirli bir ‘belirsizliği’ içinde taşımaktadır. Bu hem varlığın özneye tabiiyeti bağlamında böyle hem de öznenin tavrını belirleyecek olan ikili potansiyeli –fücur ve takva- açısından böyledir. Yolculuk meşakkat olarak betimlenmiştir. Bu meşakkat ise insanın özne olarak imtihana tabi tutuluşunu işaret eder. Ama insan, zaten meşakkate dayanıklı kılınmıştır. Böylece bu yolculukta aslında şikâyet konusu edeceği bir şey bırakılmamıştır. Çünkü her şikâyet konusu edeceği şeyin müsebbibi konumunda kendisini bulmaktadır.

İnsan, bu yolculuğa başlarken potansiyel olarak eşit başlamıştır. Hem kötülüğe meyyal oluşu hem iyiye meyyal oluşu bakımından insan eşittir. Bir fark olarak, insan, özü itibariyle iyi olduğu için bir adım önde yarışa başlamış sayılır. Bir şartla: Kendisine unutturulan şeyi hatırlama konusunda göstereceği çabayla…

Hayat macerası bir oluşu içinde taşıyor ki öznenin müdahale alanını genişletebilsin. Tabii ki bu yolculukta birden fazla özne devrede olduğu için de ‘belirli bir belirsizliği’ de içinde taşımaktadır. Ayrıca bu oluş sürekli yeni bir imkânın devreye girmesinin zorunlu istisnailiğini de taşımaktadır. Böylece insan, ne kadar kuşatılırsa kuşatılsın, bir çıkış yolu bulmada imkân sahibidir.

Oluş, yolculuğun hem keyfini hem de zorluğunu işaret eder. Oluş, bir süreci işaret ederek varlığın özne ile bağını da belirginleştirir. Özne ile varlık arasında var olan bağımlılık ilişkisini ve bu ilişkinin sonucunda oluşun sürekliliği yanında insanın bu ilişkideki payı ve sorumluluğunu da işaret eder. Ayrıca insanın kendi dışındaki öznelerle ilişkisini ve kendisine tevdi edilmiş var olanlarla ilişkisini de temellendirir. Oluş, insan için bir imkân olurken, başka bir zeminde önündeki engeli oluşturur. Ama her halükarda insan, oluşu tam olarak kavradığında özü ile irtibatını kurar ve böylece Mutlak Ben ile derin bir ilişki sayesinde yolculuğu keyifli hale dönüştürebilir. Bunun için öncelikle kendisini bilmesi ve tanımlaması şartını yerine getirmelidir.

Öznenin yolculuktaki hali…

Bu serüvenin nedeni olan insanın, varlıkla bağ kurmaya yönelirken iki temel istinat noktası vardır: Ünsiyet ve nisyan…

İnsan, ünsiyet üzerinden bağ kurduğu her şey ile yakınlık kesbederek ona nüfuz edebilir ve ondan istifade edecek bir zemini kurma imtiyazı kazanır. Ünsiyet, aşinalık üzerinden belirli bir egemenliği de içinde taşır. Bu egemenlik güce dayalı olmaktan çok ahlaki bir zemine dayanır. Çünkü insan, ünsiyet ile sevgi ve dostluk oluşturur. Yakınlık kurduğu şey ile ilişkisini sevgi üzerinden temellendirdiğinde iradesine karşı bir karşıtlık olma ihtimalini devre dışı tutmayı sağlar. Ancak ünsiyet üzerinden kurduğu yakınlık aynı şekilde sorun da oluşturabilir. Zira yakınlık kurmak aynı biçimde etkileşime açık olmak demektir. Ve bu etkileşim insanı biçimlendirerek asli özelliklerini unutturabilir. Ünsiyeti, potansiyel olarak olumsal boyuta taşımak için doğru bir zeminde devreye girmesini sağlamak insana düşen bir sorumluluktur. Ünsiyetin sağladığı yakınlığın insanı körelten bir boyut taşıdığı bilinir. Bu köreltmeye karşı insanın belirli bir yabancılaşmayı da zımnında tutması şarttır.

Nisyan, unutkanlık… İnsan, unutkanlaşarak varlığının anlamını kaybeder. Bu kaybediş ile yolculuğunu sarsıntılı hale getirir. İlişkide olacağı her varlıkla sorunlu bir ilişki kurmasının nedeni olur. Nisyan aynı zamanda yaratılış amacını unutturacağı için yolculukta imtihan ile karşı karşıya kaldığında yenilgi kaçınılmaz olacaktır. Bu yüzden unutmanın zıttı olarak, insana, hatırlamayı bir ilke olarak hayatının nirengi noktası kılması gerektiği kendisine ihtar edilir. Nisyanın da olumlu boyutu, insanın hayatını yaşarken, yolculuğu esnasında karşılaştığı zorluklara dayanıklı olabilmek ve onun kötü etkisinden kurtulmak için iyi bir fırsata dönüşmesidir. Çünkü kendisine yöneltilmiş korkuyu geri püskürtmenin önemli amillerinden biri de unutmayı başarabilmektir.

Yolculuğu belirleyen koşullar…

İnsan için yolculuk bir düşüş ile başlamıştır. Bu düşüşe sebep olan etmen insanın kendisine tevdi edilen şeye ihanet etmesidir. Neticede düşmanlar olarak yaşayacağı yeryüzüne gönderilmiştir.

Yolculuğun en çetin koşulu çatışmayı bir süreklilik içinde taşıma zorunluluğudur. Bu çatışma hem içeride hem dışarıda mevcuttur. Zaten çatışmayı derinleştiren ve zorlu hale dönüştüren de bu iç ve dış çatışmayı öznenin tek başına yaşamasıdır. Bu temel gerçekliğin farkında olarak bir yolculuğu değerlendirmeyi önemsemeliyiz. İnsanın kendi halinde kalması durumunda zalim ve cahil oluşuna yapılan gönderme ve meleklerin isyanı da bu çerçevede dikkate sunulmalıdır.

İnsan bir çatışmanın içine düşmüştür. Yolculuğu boyunca bu çatışma devam edecektir. Tek şartla bu çatışma yerini sükûna bırakacak; insan kendi özünü keşfederek varlıkla barış imzaladığında yolculuğu sükûnete erecektir. İnsan yeryüzüne fırlatılmıştır. Bu fırlatılma bir mecaz olarak insanın yolculuğunun meşakkatine bir gönderme olarak kabul edilmelidir. İnsan, yeryüzünün yabancısıdır. Ve yabancıya gösterilen tepki varlık tarafından insana gösterilecektir. Önemli olan bu yabancılaşmayı ünsiyet üzerinden bir tanışıklığa tevdi etmek ve varlığın özü ile muhatap olacak bir zemini inşa edebilmektir.

İnsanın iki temel düşmanı vardır. İlki, şeytan olarak tesmiye edilmiş olan kötülük potansiyeli ve onun davetkâr, şuh sesinin çekiciliği… İnsana her zeminde fısıltı şeklinde sürekli olumsuzu empoze etmeye çalışması ve insanın kafasını karıştıracak şeyleri harekete geçirerek onu taciz etmesidir. Bu tacizden de bir şekilde kurtulabilir insan; kendisinin anlam oluşunu ve yolculuğun da anlamını içerdiğini bilerek imtihan olduğu şuurunu diri tutarak bu konuda kesin ve keskin bir samimiyete sahip olmasıdır. O zaman şeytanın vesvesesinin bir karşılığı olmayacaktır. İkincisi ise bizzat insanın imtihana tabi tutulan ben’inin hayata dönük beklentilerini içinde taşıyan kendiliğidir ki buna literatürde insanın nefsi denir. Nefsin kendisi ayartma üzerine kurulu olduğu açıktır. İnsanın kötülük potansiyelinin dışavurumu olarak öne çıkartılan bu boyutu sürekli insanın dünya ile sınırlı bir hayatı yaşadığı yanılsamasına yol açacak göndermelerle insanı malul eder.

Bu iki temel düşmana karşı ise Yaratıcı insana merhamet ederek ona bu yolculuğunda destek mahiyetinde iki temel gücü vermiştir:

İlahi Bilgi ve bu ilahi bilginin örnekliğini yapan seçilmiş insan Elçi/Resul. İnsan, şeytanın ve nefsin tuzaklarından kurtulmak için karşı karşıya kaldığı şeyi tanımlama kudretine haiz olmalıdır. Allah, insana vahyederek bu tanımlama kudretini vermiştir. Bu durumu perçinlemek ve yanlış anlamaları giderebilme adına da yine bir insan olan Resulü seçerek onu insanlara örnek olması için eğitmiştir. İşte hem bilgi ve hem de bilginin neye yaradığını gözlem üzerinden öğrenmenin imkânı kendisine sunulmuş olan insan bu imkâna karşı tavrı üzerinden çatışmanın akıbetine duçar olacaktır.

Vahiy ve nübüvvet, kişiye, içinde bulunduğu ilişkiler ağında neye niye ve nasıl bir tavır alması gerektiğinin izahını yapmaktadır. Kişi, teslim olur, güven içinde bağlanır ve bu İlahi gücü görür gibi davranışlarına yön verir, bütün samimiyetini kuşanırsa ona, ne şeytanın vesvesesi ne de nefsin ayartıcılığı etki edebilir. Bu da insanın özne olarak yolculuğu esnasında nasıl bir korunma ve koruma ile desteklendiğini de gösterir. İnsan, buna rağmen tavır alışlarında çoğu zaman yanlışa düşmekten kaçınamaz. Merhamet burada da devreye girerek kişiye, tövbe kapısını açık tutar ve onun tecrübesini artırır. Böylece insanın eline herhangi bir bahane bırakılmaz!

Yolculuğun hali…

Bir gerilimin süreklileştiği bir yolculuğun sinirleri yorucu tabiatını düşleyelim… Bu gerilimin temel etkeni, göreliliği içinde taşıyan bir belirlenimsizliğin yaşanmasıdır. Gerilimin oluş içinde ve oluş sürecinde bir sürekliliğe haiz oluşu insanı yoran ve takatsiz bırakan en önemli göstergedir. Ancak, insan dayanak noktasını doğru kurarsa bu gerilimin onun için önemli bir direnç noktasına dönüşmesinin önünde bir engel yoktur. Bu noktada dayanak noktası, yolculuğun halini belirleyen önemli bir enstrüman olarak öne çıkmaktadır. İnsan, dayanağını vahiy ve nübüvvet ile belirlediğinde ve o dayanağı yolculuğun mihenk taşı kıldığında aşkınlıkla kurduğu doğru ilişki üzerinden gerilim onu dinç ve diri tutacaktır.

Yolculuğu bir pota olarak düşündüğümüzde ona atılan birden fazla çok farklı varlığın katkısını hesaba katalım. Her yolcunun farklı bir noktaya yönelme ihtimali ve etkisi hesaba katıldığında o potanın taşıdığı hareketliliği ve yöneliminin sorun oluşturan tabiatı da açığa çıkar. İnsan, kendisine tevdi edilen bir sorumluluk olarak varlığın yönelimini teke irca edebilme becerisini harekete geçirdiğinde onu istikamette tutarak anlamın zuhuruna yardımcı olur. Bu istikamet, insanı, gerilimi dengede tutarken, sürprize açık olmakla birlikte göreliliği de belirli oranda belirli hale dönüştürme imkânına haiz kılar.

Yolculukta insana verilen destek…

Gizli ya da açık Allah’ın, insanın sıkıştığı her zeminde ona yardımcı olduğu, yolculuk esnasında insanın sıkışmışlık hallerini yeniden düşünmesi ile açıklık kazanır. Allah, insana yönelik oluşturduğu umudu diri tutmanın yolunu açık tutmaktadır. Bu yüzden her an insan ile bir temasa açık bir pozisyonu hazırda tutmaktadır. İnsan, kendini aşan her olayda Rabbine iltica ederek O’nun yardımını celbedebilir. Vahyedilen kitaplarda anlatılan peygamber kıssaları buna delil olarak anlatılır. İnsan kendi öznel hayatında da bu yardımları çoğu kez fark etmese de hep görür. Yolun ve yolculuğun bütün meşakkatine rağmen İlahi Yardım her zaman hazırda tutulduğu için insan, kahir ekseriyeti yoldan çıksa da bir azınlık; sabikun/öncüler ve yakınlık/kurbiyyet ile her zaman insana duyulan umudu diri tutmanın yolunu bulurlar. İlahi Yardımı alan bu kişiler, varlıklarını iyiliğin/takvanın kendisine adadıkları sürece yolculuk kolaylaşacaktır.

Yolculuğun amacı…

Görece yolculuğun çok meşakkatli olduğu tecrübesi genel içindir. Onlar yolculuğu başında kaybetmişlerdir. Ama asıl yolcular, yolculuğu büyük bir keşfe dönüştürerek biriktirdikleri tecrübeler üzerinden sonsuzluğun kapısını aralamaya devam ederler. Çünkü yolda kalmışların karanlıkta bekledikleri bir zeminde, yolculuğu sürdürenler ve keşfe devam edenler, yeni merhalelere doğru yol alırlar. Zaten amaç da yolculuğu bilinçli bir şekilde geçmek ve yeni yolculuklara hazır olmaktır. İnsan, bu yolculuğa donanımlı yaratılmıştır. Önemli olan bu donanımının farkında olmaktır. Belki de meselenin püf noktası bu farkındalıktır. Yolcu farkındalığını kuşanarak yeni yolculuklara hazırlık yapacaktır…

İnsan anlamdır. Hayatın anlamını, yolculuğun anlamını ve yolun anlamını belirgin kılan da budur. Bu imtihan onun imtihanıdır. Bu yüzden insan baştan ayağa anlam kesilerek yolculuğu keyifli ve keşfe hazır hale dönüştürür. İnsan, iradesi ile Mutlak İradeye tabi olduğunda süreklileşen bir ilişki ile yeni bilgiler alarak yolculuğu zevke dönüştürür. Artık yolun meşakkati zevke tevdi edilmiştir.


 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ