21 Kasım 2019 Perşembe •

23 HAZİRAN İSTANBUL SEÇİMLERİ

13.06.2019
Süleyman ARSLANTAŞ



Günlerdir Türkiye’nin gündemini İstanbul seçimleri dolduruyor. Acaba lüzumundan fazla mı önem veriliyor bu seçimlere, yoksa gerçekten önemli bir seçim mi? 
Tabii ki bu soruları çoğaltmamız mümkün. Dilerseniz öncelikle İstanbul’un önemine bir bakalım. Napolyon: ‘’Dünya bir devlet olsaydı, taht şehrinin İstanbul olması gerekirdi. ‘’ der. Çağlar boyu İstanbul’da çeşitli uygarlıklar, kültürler, dinler, diller hayat bulmuş. Halen bu hayat bulmuşluk devam ediyor.

Yani İstanbul bir dünya şehri. Dolayısı ile dünyanın gözü İstanbul’da. Özellikle İstanbul’da 250 milyonluk Hristiyan Ortodoks dünyanın patrikhanesi bulunmaktadır. Dolayısı ile Hristiyan Ortodokslar için İstanbul halen önemli ve İstanbul’u unutmadılar, unutamayacakları bir şehir. Şehrin özelliklerini ve güzelliklerini bilmem anlatmaya gerek var mı? Dikey yapılanmaları görmez isek, deniz ile İstanbul arasına bir perde gibi çekilen Ataköy’deki dikey yapıları ve benzeri dikey yapıları dikkate almaz isek zaten şehir bütün haşmeti ile kendisini ortaya koyuyor.


Hatırladığım kadarıyla 1970’in bir Haziran günü idi. Gün, batmak üzere iken, Karaköy’den Kadıköy’e gitmek için araba vapuruna bindim. Yanımda çok değerli merhum Trabzon-Şinek’li Nizamettin’de vardı. Boğaz o kadar muhteşemdi ki, hayran olmamak mümkün değil. Boğazı ve İstanbul’u hayranlıkla seyrederken Nizamettin’e; ‘’ Necip Fazıl’da şairim diye geçiniyor. Zaten bu şehir baştanbaşa şiir gibi bir şehir, burada şair olunmaz da ne olunur. ‘’ dediğimde Nizamettin; ‘’ Haydi yüreğin yetiyorsa, bunu üstadın yüzüne karşı söyle. Aha da üstad içerde oturuyor.’’ demez mi? Tabi hemen üstadın yanına vardık. Üstad bizi masasına davet etti ve masada bulunan Son Saat Gazetesi’nde at yarışlarını takip ediyordu.

Kısa bir selam, muhabbet ve azarın ardından üstad sorular sormaya başladı. İlk sorusu; ‘’Ne zamandan beri Maraş’a gitmiyorsun?‘’ .Ben cevap vermeden ; ‘’ Galiba Kurtuluş Bayramı’ndan beri gitmiyorsun.’’ dedi. Ben kendisine Kurtuluş’lara gitmek adetim değil deyince, o meşhur sözünü ortaya koydu: ‘’Elbette Kurtuluş’lardan kurtulduğumuz gün kurtulacağız.’’ dedi. Ve soru sormaya devam etti: ‘’Söyle bakalım, ben en çok nereyi severim?’’ Ben de cevaben: ‘’ İstanbul, Maraş, Erzurum gibi birkaç vilayet saydım. ‘’Üstad: ‘’Yok yok! Hayır! Be adam, ben en çok Tavşanlı’yı severim. Tavşanlı’yı!’’ dedi ve ilave etti; ‘’ Çünkü Büyük Doğu’nun ilk şubesi Tavşanlı’da açıldı.’’ diyerek, Tavşanlı muhabbetine açıklık getirdi. Necip Fazıl’dan bahsedilir de ‘’ Canım İstanbul ‘’ şiirinden bahsedilmez mi? İşte iki mısra:

Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; 
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar. 

31 Mart Seçimleri’nin ardından, İstanbul’daki seçim sonuçlarını Sayın Cumhurbaşkanı’da kabullenmiş gibiydi. Zira ‘’ kızgın demiri soğutma zamanı gelmiştir ‘’ derken de, sanki “artık seçimi geride bırakalım” imasında bulunmuştur. Yani Türkiye’nin siyasi, politik ve dış politikasına yoğunlaşalım der gibiydi. Lakin, İBB Başkanlığı sonuçları kesinleşmeden millet ittifakının adayı CHP’li Ekrem İmamoğlu hemen şov yapmaya başladı. Mazbatası’nı almadan, Anıtkabir ziyaretinde kabir defterine; “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı” ünvanını yazdı. Konu ile ilgilenen askerler, buna tepki gösterdiler. Zira, İmamoğlu’nun bu tavrı olgun bir insan görünümünden çok, ergen bir delikanlı imajı ortaya koyuyordu. İmamoğlu mazbatayı alır almaz, ilk icraatlarından birisi de İBB’nin veri tabanını suç olmasına rağmen kopyalamaya çalışmasıdır. Bunun yanı sıra, bazı uygunsuz icraatlere de imzasını attı.         

    Ama esas üzerinde durulması gereken, veri tabanının kopyalanması girişimidir. Zira, İstanbul başta olmak üzere neredeyse tüm irili ufaklı yerleşim birimlerinin stratejik ve kozmik yer altı ve yerüstü mekanları, seferberlik ya da savaş, kalkışma gibi hallerde kullanılabilecek emerjensi stok ve sığınakları vardır-olabilir. Bu ve benzeri yerlerin bilgileri mahremdir. Bu bilgiler, ancak ilgili birimlerce bilinir. Devletler genel ve yerel yönetimlerdeki mahrem bilgileri hiçbir zaman fahşetmezler. Oysa İmamoğlu hangi gerekçeyle bilinmez ( ya da ilgilenenler tarafından bilinir!) İlk icraatlerinden birisi İBB’nin veri tabanını kopyalatma girişimi oldu.

Bu, şunu gösteriyor ki, İmamoğlu devlet mahremiyetini idrak edecek olgunlukta değil. Devlette genelde kendisini tanımayanlara, kendisini emanet etmez. Ve devlet, birçok konuda olduğu gibi bu konuyu da ihmal etmez, imhal eder ( mühlet verir ). Nitekim, öyle de oldu. YSK uzun bir süre tabir-i caiz ise İstanbul seçim sonuçları’nı ya da İstanbul ile ilgili kararı geciktirdi. Sonrasında tarafların hoşuna gitse de, gitmese de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlık seçimleri iptal edildi ve yenileme kararı verildi. Bu karar sadece YSK’nın olmaktan ziyade sanki devlet hassasiyetinin bir sonucudur. Bu kararla İstanbul ergenlere değil, olgunlara emanet edilir dendi adeta.. 


İmamoğlu’nun Ordu Valisi’ne karşı söyledikleri de devlet tarafından asla affedilmez. Zira, vali devleti temsil eder. Valilik makamı, icraatın yanında, temsili bir makamdır. Sıradan bir vatandaş bile bunu bilir. Mesela bir siyasetçi unvanı ne olursa olsun, vatandaşın karşısına geldiğinde vatandaş rahatlıkla ona hesap sorar ve önünü de iliklemez! Ama bir devlet büyüğü ile karşılaştığında ise önünü ilikler ve saygılı bir üslup ile konuşur. Yani çok kısa bir sürede görüldü ki; İmamoğlu, İstanbul Belediye Başkanlığı’nı götüremeyecek.

Zaten İmamoğlu’nun adaylığında da bir tuhaflık vardı. Oysa CHP bünyesinde güvenilir, devlet terbiyesi almış birçok önemli şahsiyetler var. Hatta devlet refleksini en iyi bilen parti CHP’dir diyebiliriz. Mesela Akif Hamzaçebi, Ankara ve İstanbul defterdarlığı yapmış, maliye teftiş kurulundan gelen bir devlet adamı. Ya da Adıyaman- Besni’li olan eski İstanbul il başkanı, şimdi ise İstanbul milletvekili olan Oğuz Kağan SALICI niçin aday gösterilmez. Yine önemli bir kariyere sahip devlet planlama teşkilatından gelen, müsteşarlık yapmış olan tecrübeli, birikimli Faik ÖZTIRAK, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olamaz mıydı? Şayet bu saydıklarımdan herhangi birisi aday gösterilseydi, bunlara kim itiraz edebilirdi?


Kanaatim odur ki; 31 Mart Seçimleri’nden bugüne kadar geçen sürede İmamoğlu güven vermedi. Keza, CHP yetkilileri de gerektiği kadar İmamoğlu’nun arkasında gözükmüyor. Binali Yıldırım ise daha soğukkanlı, devlet adamlığı öne çıkan ve ne yapacağını bilen bir kimlik sergiliyor. Cumhurbaşkanı’nın seçim propaganda konuşmalarının ve mitinglerin dışında kalma kararı da seçmen üzerinde olumlu etki yapacağa benziyor. Zira seçmen haklı olarak Şehremini adayını görmek, dinlemek ve tanımak istiyor. HDP’nin, fetocuların ve benzerlerinin İmamoğlu’na sahip çıkmaları ya da aleyhine olmamaları da İstanbul Seçimleri’ni etkileyen önemli bir faktör. Ortodoks Fener Rum Patrikhanesi’nin de süreci sessizce ( görünürde) takip etmesi ama Ortodoks Yunanlıların seslice İmamoğlu’nu sahiplenmeleri de düşündürücü. Hasılı bir çok nedenler, beklentiler, kaygılar, iç ve dış politik gelişmeler dikkate alındığında ve yine İstanbul’un özel konumu düşünüldüğünde yenilenecek olan İBB Seçimleri’nin favorisi Binali Yıldırım gözüküyor.. 

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Şükrü Savaş

16.06.2019

Çok güzel, objektif ve ufuk açıcı bir yazı olmuş.Kaleminiz dert görmesin.
y karakan

14.06.2019

s. bey tayyib bey istanbul belediye başkanı olduğunda busaydığınız tecrübeleri varmıydı.yoksa refah partisinde bu saymış olduğunuz özellikleresahib biri yokmuyduda genç olan reisi aday göstermişlerdi. iyiki göstermişler.
mehmet ali öner

13.06.2019

yüreğine sağlık ağabey..
Dürümiye / Lezzete Davetiye