24 Ağustos 2019 Cumartesi •

2 Şubat 1982 Hama/Suriye Katliamı

05.02.2019
Mehmet Yavuz AY

2 Şubat 1982 Hama/Suriye Katliamı - Mehmet Yavuz AY

2 Şubat 1982 Hama/Suriye Katliamı

Kasım 1914’de, Osmanlı Devleti olarak Birinci Dünya Savaşı’na girmiştik. Mezopotamya ve Filistin cephelerinde İngilizlerle savaştık. “Süveyş Kanalı Harekâtı”nda mağlûp olan birliklerimiz 15 Mart 1917’de Gazze’ye çekilmişti. Irak ve Suriye’de İngilizlere kök söktüren Osmanlı İslâm orduları, yeterli lojistik destek alamadı. Personel, silâh ve mühimmat takviyesi yapılamadığından Kut’ül Amare, birinci ve ikinci Gazze zaferleri gölgede kalmıştır. Üçüncü Gazze Muharebesi’nde tutunamayan birliklerimiz, 7 Kasım 1917’de 100 kilometreden fazla bir bölgeyi boşaltarak kuzeye çekilmişti. Bütün bir Filistin, 9 Aralık 1917’de Kudüs, 401 sene sonra elimizden kayıp gitmişti.

Osmanlı Suriye’si; Filistin’i, günümüzün yapay devletçikleri Lübnan ve Ürdün’ü de içine almaktadır. Filistin ve Kudüs’ü siyonistlere peşkeş çekerek Müslümanların ve dünyanın başına belâ eden İngiltere, Ürdün diye bir devlet kurarak, Şerif Hüseyin’in oğlu Abdullah’ı önce “emir” sonra “kral” yapmıştır. Şerif Hüseyin’in diğer oğlunu da yapay Irak devletinin başına emir/kral tayin etmiştir. Geri kalan bugünün Suriye’si Fransızların nüfuz alanı olmuştur.

Fransız mandalığından 1946’da bağımsızlığına kavuşan Suriye’de, Baas Partisi, 1963’de iktidarı ele geçirmiş, “Arap Nasyonalizmi”ne dayalı bir dikta rejimi tesis etmişti. Halkının % 70’den fazlası Sünnî olan Suriye, Nusayrî azınlıktan dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Hafız Esad’ın gerçekleştirdiği darbe sonrası, tam bir polis ve istihbarat diktatörlüğüne dönüşmüştür. Darbeden sonra güdümlü bir halkoylaması yapılmış, Esad % 99 oyla devlet başkanı seçilmiştir(?!).

“Esad, ülkede hiçbir muhalif çalışmaya izin vermiyor, en küçük kıpırdanmalara anında müdahale ediyordu. Gazete ve radyolar tamamen devlet tekelindeydi. Rejimin aleyhine hiçbir yayın yapılamıyordu. Yargı adeta rejimin kökleşmesi için çalışıyordu. Pek çok mahkeme göstermelik olarak yapılıyor, davaların görülmesi birkaç saniye sürebiliyor, avukatlar mahkeme salonlarına alınmıyor, mahkûmlara savunma hakkı verilmiyordu. Özellikle Müslüman halkın hareket alanı iyiden iyiye kısıtlanmıştı. İslami hareketler sıkı takibe alınıyor, hareketleri şüpheli görülenler Esad’ın adamları tarafından evlerinden alınıyor ve bunların pek çoğundan bir daha haber alınamıyordu. Özellikle Müslüman Kardeşler Cemiyeti mensuplarına 1970-80 arasında ciddi baskılar uygulanmıştı. Bu tarihler arasında pek çok cemiyet mensubu, Palmira Hapishanesi’nde infaz edilmişti.

Hafız Esad yönetiminde 1970’ler ve 1980’lerin başında muhalif grupları, özellikle Müslüman Kardeşleri ortadan kaldırmak için planlanan kanlı eylemlerin en şiddetlisi 2 Şubat 1982’de başladı. Başta Hama olmak üzere Suriye’nin kuzeyindeki bütün şehirleri Müslüman Kardeşlerden tamamıyla temizlemesi istenen Rıfat Esad’a 12.000 asker verildi ve özellikle muhalif unsurlarla bağlantısı bulunan 100 ailenin bütün fertlerini içine alan 5.000 kişiyi öldürme yetkisi verildi.

Uluslararası Af Örgütü’nün raporuna göre; “Dar sokaklardan tankların ve askeri birliklerin geçişini kolaylaştırmak için şehrin eski sokakları, tıpkı çatışmanın ilk beş günü tanklar tarafından evlerin ezildiği el-Hader sokakları gibi, havadan bombalandı. Günlerce süren ağır bombardımanın ardından 15 Şubat’ta Savunma Bakanı Mustafa Talas isyanın bastırıldığını söylemesine rağmen şehir hâlâ kuşatma altındaydı.(…) Şüphelilerin bulunduğu düşünülen binalarda yaşayanları öldürmek için siyanür kullanıldı.

(…) Katliamdan kurtulan bazı Hamalı’ların anlattığına göre “çürüyen cesetlerin çıkardığı koku bütün şehri kaplamıştı”. Yıkılmış binaların kalıntıları altında, sokaklarda yaralılar ve ölüler bulunuyordu. Askerler tarafından cesetlere bile tecavüz edilmişti. Çatışmalar sırasında Hama dışından olup da ikamet yeri Hama olan birçok kişi infaz edildi.

Saldırılar sırasında kentteki camilerin önemli bölümü yerle bir edildi. Aynı şekilde şehirde bulunan kiliseler de bu bombardımanlarda hasar gördü. Hama’da üç ay boyunca ezan sesi duyulmadı. Yapılan tespitlere göre bombardımanlarda 38 cami ve İslâmî merkez yok edildi, 19 cami hasar gördü ve bir kısmı da hükümet tarafından farklı amaçlarla kullanıldı. Hama kiliselerinin bombardımanlarla yok edilmesini kimse engelleyemedi. Arkeolojik eser olarak kabul edilen ünlü El-Cedide Kilisesi harabeye çevrildi. Bombalamalardan birçok tarihi eser de hasar gördü.

Yararlılara tıbbi müdahalenin güvenlik güçlerince reddedilmesi sonucu binlerce kurban ölüme terk edildi. Bazı Hamalı kurbanlar da toplu mezarlara canlı olarak gömüldüler. Hammam el-Seyh Hastanesi, el-Huda Hastanesi, Karate Kulübü Hastanesi ve Zanuba Hastanesi’nin güvenlik güçlerince bombalanması sonucu 185 hasta hayatını kaybetti. Askerler şehirdeki bütün eczaneleri yağmaladılar. 52 eczaneden sadece bir tanesi yağmalanmamıştı. Katliamın kurbanları arasında 40 günlük bebekler ve anne karnındaki embriyolar dahi vardı. Bebekler, yalvaran annelerinin gözleri önünde balkonlardan aşağı atıldılar. Askerler hamile bir kadının karnını delerek doğmamış çocuğun ölümüne neden oldular. Birçok çocuk haftalarca süren yiyecek sıkıntısı yüzünden hayatını kaybetti. Dehşetin en şiddetli şekilde yaşandığı Hama’da çocuklar kendilerini savunabilmek için yaralı askerlerden aldıkları silâhları kullanmak zorunda kaldılar. Askerler, mücevherlerini vermeyi reddeden kadınların ellerini kestiler. Birçok kadın, askerler tarafından işkence ve tecavüz edilerek öldürüldü. Kadın ve çocuklara karşı şiddet uygulamayı reddeden askerlerin cezası ölüm oldu. Yaşlılar da ayrım yapılmaksızın infaz edildiler. Evlatlarını gömmeye çalışan yaşlılar acımasızca öldürüldüler. Güvenlik kuvvetleri ölenlerin gömülmesine müsaade etmiyor, teşebbüs edenleri bile öldürüyordu. Şehri ceset kokusu kapladı ve salgın hastalık tehlikesi ortaya çıktı. Katliamın son günlerinde akıbeti meçhul, kayıp insanların sayısı giderek arttı. 26 Şubat 1982’de (…) Hama müftüsü de dâhil 1.500 Hamalı zorla alıkonuldular. Alıkonulmalarının ardından bu kişiler bir daha görülmedi. 22 Şubat 1982’de Rıfat Esad, sayıları 1.000’i bulan camilerde çalışan bütün memur ve görevlilerin genel tutuklulardan ayrılmasını emretti. Bilinmeyen bir yere götürülen bu tutuklulardan o tarihten bu yana haber alınamadı. Katliamın ardından şehirdeki kadın erkek oranının değişmesi sonucu aileler geçimlerini sağlamakta zorlandılar. Askerler tarafından yağmalanan mağazalar daha sonra ateşe verilmek suretiyle şehir halkının gelir kaynakları yok edildi.

Hama katliamından sonra 800.000 kadar Suriyeli ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. 20. yüzyılın en büyük katliamlarından olan Hama katliamı o tarihlerde yabancı basında da geniş yer buldu. Mayıs 1982 tarihinde bir Fransız dergisinde çıkan yazıda “Hama katliamındaki kayıpların İsrail’le yapılan Ekim savaşından daha fazla olduğu” ifade ediliyordu.

Şam üniversitesi Tıp Fakültesi 6. Sınıf öğrencisi Kerem Kıyase 1982 Hama katliamından iki ay sonra bölgeye gitmiş ve arabasının içinden, gizli bir şekilde vahşet’in fotoğraflarını çekmişti. Sonra Trablus’a gidip pozları  çoğaltıp dağıtmıştı. Şama döndükten sonra vahşetin resimlerini onun çektiği ortaya çıkmıştı. Eylül ayında ise Suriye rejimi onu öldürüp evini yıktı.

Katliamın yoğun olarak yaşandığı şehrin tarihi bölgesi buldozerlerle tamamen yok edildi. Müslüman Kardeşler’e göre kayıplar ordununkiyle birlikte 30.000’den fazladır.” (Mazlum-Der Suriye İnsan Hakları Raporu)

Geleceğin inşası geçmişi bilmekten geçer. Unutmayalım, unutturmayalım!

03.02.2019

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye