Yazar Selahaddin Eş'den Tektip Elbise'ye Tepki: Ateşten Bir Gömlek Adalet işi!
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Yazar Selahaddin Eş'den Tektip Elbise'ye Tepki: Ateşten Bir Gömlek Adalet işi!

28.12.2017

Yazar Selahaddin Eş'den Tektip Elbise'ye Tepki: Ateşten Bir Gömlek Adalet işi!

Bu bir korku değil, kaygı ve endişe yazısıdır diyerek  sözlerine başlayan Star Yazarı Selahaddin Eş; Yarınlarda doğabilecek Haksızlıklara ve Uygulamalardaki yanlışlıklara dikkat çekti:

 

Selahaddin Eş'in İlgili Yazısı: 

 

Bu bir korku değil, kaygı ve endişe yazısıdır.

 

Ankara Başsavcılığı’nın dün yaptığı açıklamaya göre,  ‘Mor Beyin'denilen ve FETÖ ile mücadeleyi sulandırmak amacıyla örgüt mensubu yazılımcılar tarafından geliştirilen bir teknikle, 11 bin 480 kişinin  telefonu, iradeleri dışında ByLock’a yönlendirilmiş, FETÖ bu yöntemi gerçek kullanıcıları gizlemek ve mücadeleyi sulandırmak için kullanmış..’

 

Bu durumda,  Yargıtay’ın sırf ‘ByLock’ bağlantısını terör örgütü üyeliğine yeterli delil sayan içtihadı n’olacak?

 

Ankara Başsavcılığı’nın bu açıklaması, âcilen sonuçlandırılması gereken bir durumu işaret ediyor. Çünkü, bu durumda olan veya, ‘Benim kontörüm bitmiş, senin telefonundan edebilir miyim?’ veya ‘telefonuna dua metinleri indireyim’ diye, en yakın arkadaşlarına bile, ahlâksızca bir ideolojik bağlılıkla hıyanet edenler hiç de az değil..

 

Bu şekilde yanan ve aylardır cezaevlerinde yatan binlerce kişi var. 

 

***

 

Son KHK ile ilgili tartışmalar devam ediyor. İktidar yetkilileri, ‘Bunu başka taraflara çekmek kötü niyetliliktir..’ deseler de, başka taraflara çekilmeye müsait açıkları olacak şekilde bir düzenlemeye güzelleme düzmek de, safdillik olur.

 

Bu arada tarihten bir ‘qıssa’.. Hisse alınabilirse tabiî..

 

M. Şemseddin, 1908’lerde İslamî tefekkür alanının en ateşli isimlerinden, İslam tarihi prof’u bir kişidir. Günaltay soyadı alan bu isim, 1949’da ise, 27 yıllık katı laik diktatörlük döneminin 1950 seçimleri öncesindeki son başbakanıdır.

 

2. Dünya Harbi’nin Sıcak Savaş bölümü bitmiş ve Soğuk Savaş dönemi başlamıştır.

 

Türkiye, Amerikan ve kapitalist emperyalizmin manyetik alanına geçmiştir. Bunun için, ‘Bir sosyal sınıfın diğer bir sosyal sınıfı tahakküm etmesini engellemek adına..’, komunizan faaliyetleri önlemek hedefiyle Ceza Kanunu’na 141 ve 142’nci maddeler eklenir. Ardından da, Ceza Kanunu’na ‘devletin siyasî, iktisadî, kültürel her alanda kısmen de olsa dinî esaslara göre yönetilmesi yolunda görüş açıklanması’nı cezalandıran 163'ncü madde..

 

İslamî fikriyatın seçkin ismi Eşref Edib, eski yakın arkadaşı Şemseddin Günaltay’a, bu maddeyle ilgili kaygılarını bildirir. Günaltay ise, arkadaşına, bu maddenin uygulama alanı olmayacağı ve sadece, ‘141-142’nci maddeler getirilince, tek taraflı hareket edildiği görüntüsü ortaya çıkmasın diye, bu 163’üncü maddeyi getiriyoruz..’ kabilinden bir açıklama yapar.

 

Ama, 1992’de kaldırılıncaya kadar 40 küsur yıl boyunca, binlerce Müslümana ne acılar çekildi, binlerce insan hapishanelerde yıllarca çürütüldü; sadece sosyal dengenin korunduğu görüntüsü adına..

 

Son KHK’daki muğlaklık da aynı sonucu vermeyecek midir?

 

***

 

‘Tek tip elbise’ konusu da öyle..

 

Sırf, bir darbe sanığının, üzerinde İngilizce olarak ‘HERO /Kahraman’ yazılı bir tişört giymesine duyulan tepkiyle, sanıklara, ‘tek tip elbise’ gündeme gelmiş ve sonra soğumaya bırakılmış gibiydi. Şimdi yine gündemde..

 

Halbuki, o gibi kurnazlıkların her birisinde inisiyatif, sanıkların eline bırakılmış olmaz mı? Halbuki, hatası olan cezaevi personeline disiplin cezası vs. verilmesi yeterli olabilirdi.

 

Yarınlarda, adı veya soyadı ‘kahraman’ olan sanıkları n’apacağız?

 

Bizim değerler sistemimizde bu gibi uygulamalara yer var mıdır?

 

Afganistan’da 2002’de Amerikan işgaline karşı savaşırken esir alınıp, 15 yıldır Guantanamo’da tutulanlara, orada, ‘tek tip elbise’ giydirilmesinin örnek olarak gösterilmesi, ‘Sui misal, misal olmaz!’ anlayışınca da geçerli değildir.

 

Kaldı ki, sanıklar adı üstünde ‘maznun/ zanlı’dırlar. ‘Kanunî takip ve tevkif’ altında olsalar bile, haklarındaki hüküm kesinleşmedikçe suçlu olarak nitelenemezler. Bu durumda, bu yaklaşım, insan şeref ve itibarının korunması anlayışına ters değil midir?

 

Hükmün kesinleşmesinden önceki hallerde, sanık, yargılama sırasında yalan da söyler, yanıltmaya da çalışabilir; hava da atar, tehdit de eder veya sızlayıp ağlayabilir de.. Bu, sanığın kendi tercihidir. Böyle durumlarda, yargı makamında olanların sanığın tavrı veya kıyafetinden dolayı etki altında kalması ihtimali,  yargıda inisiyatifin yitirilmesi tehlikesini de doğurur.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Kardelen Sigorta 0535 828 30 05