SEKÜLERİZM VE DÜNYEVİLEŞME NEDİR? - Süleyman ARSLANTAŞ

10.06.2018

Yazarımız Sayın Süleyman Arslantaş 'ın "Din ve Sekülerizm" ana başlıklı yazı dizisinin ilk bölümünde "Din, en genel anlamda Allah’ın çeşitli özelliklerle yaratmış olduğu insanın ihtiyaçlarına cevap veren, onu/insanı mutlu bir yaşama, doğru bir hayata yönlendiren “yol” dur.  İşte bu yol/din kaynağı itibariyle iki ana grupta ele alınabilir. Vahyi yol/din ve beşeri yol/din olmak üzere" diye belirtmişti.

Yazı dizimizin  2. bölümünü ise "SEKÜLERİZM VE DÜNYEVİLEŞME NEDİR" ve "LAİKLİK NEDİR? SEKÜLERİZM İLE ARALARINDAKİ FARK" ara başlıları altında sunuyoruz.

 

SEKÜLERİZM VE DÜNYEVİLEŞME NEDİR?

Sekülerizm, sözlük anlamı itibariyle; dünyevilik, cismanilik, laiklik olarak tanımlanmakta. (12)

Dünyevilik ise; dünyaya mensup, dünyaya ait, dünya ile ilgili olarak ifade edilmekte. (13)

Sekülerizm dine ve kiliseye bağlı (bağımlı) olmayan, toplumsal ahlak standartlarının dine ve dinlere göre değil, güncel yaşama göre düzenlenmesinde ve dünyevi meselelerin değerlendirilmesinde dinin etkisini dışlamak ve dini değer yargılarına bağlı kalmaksızın hüküm vermek, tavır belirlemek, düşünmek ve sonuca ulaşmak anlamlarına gelmektedir. (14)

Sekülerizm kavramını, kilise-cemaat ve diğer (bu konuda birçok temel kavram gibi bize-insana Max Waber (1930) hediye etti. Şüphesiz hümanizmin, laikliğin, modernizmin olduğu gibi sekülerizminde ana kaynağı aydınlanma felsefesidir.

Sekülerleşme veya sekülarite kavramları dinin veya dini olanın tanımıyla her zaman bir şekilde ilgilidir. Edward Bailey’nin belirttiği gibi ‘seküler’ i tanımlamak gayet kolay! Sekülerin anlamı sürekli değişmektedir, ama sürekli olan bir yönü vardır: Her zamana açık bir şekilde dini olanın karşıtı anlamına gelmektedir.

Aslında sekülerleşme teorisinin temel iddiası kilise devlet ayrımı veya dini otorite gibi konulardan çok daha öte bir şeydi. Bu iddia, bilimsel gelişmeyle birlikte dinin bireysel alışkanlıklardan sosyal kurumlara varıncaya kadar hayatın tüm boyutları üzerindeki etkisinin dramatik bir şekilde gerilemesi ve hatta etkisizleşmesi anlamı taşıyordu.(15)

Sekülerizm üzerinde araştırma yapan birçok aydın ve araştırmacı çok çeşitli tarif ve vurgularla adı geçen kavramı ve günlük yaşamda birey ve toplumu etkileme biçimlerini ortaya koymaya çalışmışlardır. Mesela Peter Berger; “Kendimin ve diğer birçok sosyoloğun 1960’larda sekülerleşme üzerine yazdıklarının bir hata olduğunu düşünüyorum. Bizim o zaman ki temel iddiamız sekülerleşme ile modernitenin paralel gittiği; daha çok modernleşmenin daha çok sekülerleşme getireceği idi. Bu o kadar saçma bir teori değildi; bazı delilleri vardı. Bugün dünyanın çoğunluğu seküler değil, oldukça dindardı.” (15) derken, bir başka aydın Abdurrahman Arslan ise olaya biraz daha farklı yaklaşarak diyor ki: “Şüphe yok ki sekülerizm yeni bir olay değildir, yeryüzünde insanla birlikte var olagelmiştir. İrdelemeye çalıştığımız modern dönemde izlediği yol, aldığı form’la ilgilidir. Çünkü izlediği süreç boyunca “arındırma” işlevi nedeniyle giderek hızlanmaktadır. Bu dönem bize göre, dinin tarihte ikinci defa tecrübe edilmesi sebebiyle önemli görünmektedir ve dinden kopuşu temsil etmektedir… Sekülerizm geleneğin, adetlerin veya alışkanlıkların değişmesi değildir. Kanımıza göre sekülerlik, kalbin ve buna bağlı olarak da insanını tasavvurunun yani aklının değişmesidir. Değişen bu zihnin modern dönem başındaki en dinamik temsilcileri şüphe yok ki Gallileo, Newton, Descartes, toplumsal anlana ilişkin olarak da Machievelli ve Hobbs’tur. Sekülerizm bundan dolayı organize olmuş vyea kurumlaşmış dinin ya da kültürel yapının çökmesini zeval bulmasnı istememekte, böyle bir talepte bulunmamaktadır. Dolayısıyla sekülerliği dini doktrinlerde olduğu kadar kilisede de görmek mümkündür. Yine yaygın bir kanaatin aksine dindarlıkta bir çöküş veya bir azalmayı gerektirmeyebileceğini söylemek mümkündür. Dolayısıyla sekülerliği, kutsal ve kutsal dışı, veya din ve din dışı olarak ayırma fazla açıklayıcı olmamaktadır.”(17)

LAİKLİK NEDİR? SEKÜLERİZM İLE ARALARINDAKİ FARK

Laikliğin sözlük anlamı; laik olma hali, din ve devlet işlerinin ayrılmış olma hali, laisizm, ladinilik, sekülerizm, dini olmama hali, dinsizlik, din karşıtlığı.(18)

Laiklik, din ile devlet ve yönetim işlerinin bir birbirinden ayrılması, Türkçe’ye Fransızcadan aktarılan laiklik terimi Yunancadaki “laikos” ve Latincedeki “laicus” sözcüklerinin kökünü oluşturan “laos” tan türetilmiştir. Eski çağlardan beri din adamı olmayan, ruhani bir sıfatı bulunmayan kişi, kurum ve nesneleri, kısacası dinin dışında kalan alanı belirtmek için kullanılır. Laiklik de özünde din alanı ile dünya ve kamu işleri alanının birbirinden ayrılmaları, birbirine karışmamaları anlamına gelir. (19)

Prof. Dr. Hikmet ÖZDEMİR “Laiklik özerliktir” başlıklı makalesinde; “Türkiye’deki uygulamadan yola çıkarak, laikliği dinde devletçilik şeklinde tanımlamak mümkündür.” diyor.

Prof. Dr. Davut DURSUN ise: “ Kilise dışında kalan hak yığınlarını ifade eden laiklik kelimesi zamanla bu dar kapsamının dışına çıkarak din adamları dışındaki toplum kesiminin yanında dinsel olmayan, ruhani nitelik taşımayan düşünce, kurum ve anlayış anlamını da kazanmıştır.” şeklinde bir yaklaşım bulunuyor. (20)

Yekta Güngör ÖZDEN’ e göre laiklik: “Kişinin kendi yaşamında da din-dünya ayrımını gözetmesidir. Kısaca laik olmak “insan olmak” demektir. Laiklik şeriata karşı demokrasiye güç veren bir anlayıştır.

Prof. Dr. Tanık Zafer TUNA’ ya göre ise: “Laiklik yalnızca din ile devlet ayrılığı değil, devletin dini çevreleri kontrol altına almasıdır.”

Prof. Dr. Mümtaz SOYSAL ise biraz daha farklı açılımla diyor ki: “İslam dini, din ile devlet işlerini ayırmak şöyle dursun, bunlarda tam bir kaynaşma getirmiştir. Din, insanların iç dünyaları kadar, devlet içindeki davranışlarını da Tanrısal kurallara bağlamak amacını güdüyor. Bu alanda laikleşmeye doğru atılacak her adım eninde sonunda, dinin kendisiyle çatışmaya kadar varmaktadır.” (21) yani Soysal’a göre din ile çatışmadan, dindarı karşıya almadan laikliğin vücut bulması pek mümkün gözükmüyor…

Mamafih bu konuda bir başka araştırmacının görüşünü aktarmamız uygun olacak sanırım. Prof. Ejder OKUMUŞ din ile devlet ayrışmasını yani laikliği ele aldığı makalesinde diyor ki: “Tasviri olarak ifade edilebilir ki dinler, özünde dünya ve devleti dışlamaz, din ile devlet ayrılığını, yukarıda tanımını verdiğimiz manada bir sistem olarak laikliği kendi içlerinde benimsemezler. Yani laik tutumlu bir dinden söz etmek hemen hemen imkansızdır.” Tanrı’nın hakkı Tanrı’ya Sezar’ın hakka Sezar’a diyen Hristiyan dininin de temelde böyle bir felsefe ve toplum tarzı üzerine kurulmadığı ve dini toplumun, Avrupa tarihinin uzun yıllarını kapsadığı bilinmektedir. Dolayısıyla laikliğin kaynağını bir dinin içerisinde aramak veya dinin bizatihi kendisinden laikliğe destek bulmak oldukça zordur. İslam ve Hristiyanlık’ da dahil dinlerin kendi içinde laiklik ilkesine benzer bir şey taşıması, kendini inkar manasına gelir. Dinler tabiatı gereği toplumun bütün yönlerini, bütün kurum ve kuruluşlarını etkisi altına alabilecek özellikler taşır. Dolayısıyla sınırlandırılması gibi bir durumu dinin bizzat kendisinin kabullenmesi, dinin varlık sebebine aykırı görünmektedir.” (22)

Mümtaz SOSYAL’ ın tanımına göre laiklik dine müsamahasız ve hatta dinle çatışmacı bir kavram olarak öne çıkarken; Ejder OKUMUŞ’ un tesbitine göre de din, hangi din olursa olsun devlete müdahil olmak istiyor…

Bir başka akademisyen olan Prof. Dr. Şefaettin SEVERCAN’ da: “İslam’da Din-Siyaset İlişkilerinin Temel Motivasyonları” başlıklı makalesinde ilginç bir tespitle diyor ki: “Politik ve ideolojik okuyuşla, ya İslam’ın siyasal alanını bütünüyle dinin aslından kabul etmek suretiyle, kaynağı din olan ile rasyonel ve tarihsel olan siyasal alanı birbirine karıştırmışlar ya da İslam’ın siyasal alanını tamamen reddetmek suretiyle, onu “din” den bütünüyle ayırmışlardır. Bu iki yaklaşım tarzının da tam olarak doğru olduğuna katılmıyoruz. Çünkü “siyasal olan” ne bütünüyle vahyidir ne de bütünüyle akli ve tarihidir. Siyasal olanı ahlakiliğinden, ahlaki olanı da diniliğinden tamamen ayırmak mümkün değildir. Dolayısıyla İslam’da siyasal alanın, adalet, ehliyet, liyakat, hakkaniyet, istişare vb. gibi, çağdaş evrensel ilkelerinde benimsendiği, değişmeyen vahyi ilkeleri olduğu gibi, insana bırakılmış olan ve dolayısıyla değişebilen rasyonel ve tarihi belirleyicileri de vardır. İslam’da din-siyaset ilişkilerini şekillendiren de bu bağlamdır.” (23)

(Devam Edecek)

Yazı Dizimizin İlk bölümü İçin aşağıdaki Link'i tıklayabilirsiniz:

DİN VE SEKÜLERİZM:

http://www.hertaraf.com/koseyazisi-din-ve-sekulerizm-512

 

----

KAYNAKÇA:

12) Büyük Türkçe Sözlük D. Mehmet Doğan

13)Osmanlıca- Türkçe ansiklopedik LUGAT Ferit Develioğlu

14)Şehadetinin 30. Yılında Seyyid Kutup Sempozyum sh. 178 İrfan Yayınları

15)Sekülerizm Sorgulanıyor sh. 104

16)Sekülerizm Sorgulanıyor sh. 62

17)Bilgi ve Hikmet Bahar 1993/2 sh.10

18)Büyük Türkçe Sözlük D. Mehmet Doğan

19)Ana BİRİTANNİCA

20)Bilgi ve Hikmet 1993/2 sh.98

21)Şahedetin 30. Yılında Seyyid Kutup Sempozyumu İrfan Yayınları, sh 183

22)Bilgi ve Düşünce Bd Mayıs 2003 sayı 8.sh 87

23)İLK DÖNEMİNDE İSLAM’DA DİN SİYASET İLİŞKİLERİNİN TEMEL MOTİVASYONLARI sh.1

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye