Ortadoğu ve Petrol - III
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Ortadoğu ve Petrol - III

16.04.2018

Ortadoğu ve Petrol - III

ORTA DOĞU’DA NEDEN ÇOK SAVAŞ / PETROL VAR?(III)

 

 

Yazarımız  Jeoloji Yüksek Mühendisi Dr. Ahmet ACAR'ın  Ortadoğu'daki Savaşların ve Petrolün Dağılımı ile ilgili yazı dizisinin üçüncü  bölümünü ilginize sunuyoruz:

 

 

Önceki iki yazıda, Ortadoğu’da petrolün çokluğunun, bölgenin jeolojik yapısı ve hidrokarbonların (Petrol ve Doğal Gaz) oluşum şartlarının birlikte bölgede sağlanmış olmasından kaynaklandığını ve yine bölgeye komşu olmasına rağmen "Tür­kiye'de neden Orta Doğu'daki kadar çok petrol yok?" sorusunun cevabı olarak da;

 

GD Anadolu bölgesinde yüzeye kadar ulaşan kıvrımlı ve kırıklı yapıların fazla olması ve bu yapıların petrol ve doğalgaz gibi akışkanları bünyelerinde barındırarak günümüze kadar ulaşacak şekilde büyük ölçüde koru(ya)mamasından kaynaklandığı şeklinde jeolojik olarak açıklanabileceğini belirttikten sonra,


 

Orta Doğu ülkeleri arasında bu coğrafyaya yakın ve çoğunlukla "uzak" komşu ülkelerin de katıldığı 1900'lü yıllardan günümüze kadar süregelen sıcak savaşların ana nedenlerinin başında, bölgenin petrol ve doğalgaz zenginliğinin nasıl paylaşılacağı kavgası olduğunun aklıselim herkes tarafından kabul gören bir görüş olduğu ifade edildikten sonra savaşların (idareler arasındaki) genel nedenleri konusunda kısa ve özet bilgiler verilip; petrolün öneminin ortaya çıkmasından sonra, Dünyanın en önemli petrol bölgelerinden olan Ortadoğu’daki savaşlar hakkında bilgiler paylaşılacağından bahsedilmişti.


İbn-i Haldun bir ifadesinde “Coğrafya kaderdir” demiştir. Bir bölgenin coğrafi konumu o bölgenin müspet veya menfi, olumlu veya olumsuz anlamda geleceğini belirlenmesinde büyük önem arz etmektedir.

 

Coğrafi konum bir değer ifade eder ve yer altı-yerüstü birçok zenginliği içinde barındırır. Bu zenginlikler, uluslararası ilişkilerin belirlenmesinde en önemli faktördür.

 

Ortadoğu çok eski çağlardan itibaren insanlık için önemli dini, ekonomik ve politik merkezlerin başında gelmiştir. Birçok medeniyetin doğuşuna ve gelişmesine ev sahipliği yapan Ortadoğu, Doğu ile Batıyı birbirine bağlayan ticaret yolları üzerinde bulunması; önemli suyollarını ve kanalları barındırması sebebiyle tarihi süreç içerisinde önemini asla yitirmemiştir.

 

Bugün için Ortadoğu'yu asıl önemli kılan ise 1800’lerin sonlarına doğru keşfedilen petrol olmuştur. Ortadoğu hem petrol hem de gaz rezervi konusunda dünyanın en zengin bölgesi konumundadır. Zaten bu durum bile Ortadoğu’yu tek başına önemli kılmaktadır.


Petrol dünyanın en kıymetli ve rakipsiz enerji hammaddesi haline geldikten sonra, petrolün çıktığı her yerde ihtilaller, savaşlar, hükümet darbeleri birbirini kovalamış ve petrole sahip memleketlerin halkları hiçbir zaman rahat nefes alamamıştır. Bu durumdan Ortadoğu da fazlasıyla nasibini almış, Ortadoğu’da petrol, kan ve politika birbirine karışmıştır. Nitekim petrol tarihinin belki de en önemli siyasi figürü olan dönemin Birleşik Krallık başbakanı Winston Churchill, kendisine atfedilen bir sözde “Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir” diyerek gelecekte bu uğurda çok kan döküleceğinin haberini vermiştir. Bunun için olsa gerek OPEC’in kurucularından Venezüellalı politikacı Pablo Pérez, dünya siyasetine yaptığı olumsuz etkilerinden dolayı petrolü “Şeytanın pisliği” olarak tanımlamıştır.

 

Günümüzde medeniyetin gelişmesinde hala en mühim hareket ve enerji kaynağını teşkil eden petrol aynı zamanda siyasal ve ekonomik çatışmaların ana sebebi olmaya devam etmektedir. Bu mücadelenin başrol oyuncusu, petrole ilişkin politikaların belirleyicisi ise dünyanın tek süper gücü olarak kalmış Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'dir.

 

 

ABD süper güç konumunun devamı için; Ortadoğu politikasının, her ne kadar farklı gerekçeler sunmaya çalışsa da, gerçek nedeninin petrol olduğu açıktır.


 

Ülkelerin kaderini coğrafi konumlarının belirlediğine dair görüş, söz konusu bölge Ortadoğu olduğunda tartışmasız bir gerçeğe dönüşmektedir. Bunun sebebi Ortadoğu’nun ekonomik, politik ve stratejik değeridir. Ortadoğu’nun kaderini de coğrafi konumu ve bu konumundan kaynaklanan zenginlikleri belirlemektedir.

 

Ortadoğu, eski dünyanın tam merkezinde bulunmakta; Asya ile Avrupa’nın, Asya ile Afrika’nın, Karadeniz, Akdeniz ve Hint Okyanusu’nun bağlantı yerindedir. Ortadoğu, bu konumu nedeniyle tarih boyunca önemini korumuş ve birçok mücadelenin odak noktası olmuştur. Çünkü Ortadoğu, Doğu ile Batıyı birbirine bağlayan ticaret yolları üzerinde bulunmakta; Nil, Dicle ve Fırat gibi nehirleri ve Süveyş Kanalı, Hürmüz Boğazı gibi önemli suyollarını barındırmaktadır.

 

Özellikle 1950’lerden itibaren dünya ekonomisinin kalbi Ortadoğu’da atmaya başlamış, bölgede çıkan en hafif rüzgâr, dünya ekonomisi için büyük fırtınaların kopmasına neden olmuştur.

 

Günümüzde sanayinin, kalkınmanın, teknolojinin ve tabii ki medeniyetin gelişmesinde en önemli enerji kaynağını teşkil eden petrol, aynı zamanda, politik ve ekonomik çatışmaların başrol oyuncusudur. Petrol, sanayinin hız kazanması ve dünya nüfusunun hızla artmasıyla beraber günümüzde olduğu gibi gelecekte de çatışmaların başrol oyuncusu olmaya devam edecektir.


 

Eski çağlarda insanların doğadan elde ettikleri madenlere göre içinde yaşadıkları dönemi “Tunç Çağı”, “Bakır Çağı” şeklinde adlandırmaları bu kaynakların o dönemde ne derece önemli olduklarının bir göstergesidir. O halde 20. ve 21. yüzyılı da “Petrol Çağı” olarak adlandıranları da haklı kılmaktadır. Enerjinin bu kadar önemli hale geldiği çağımızda, Ortadoğu’ya hükmeden güç enerjiye de hükmedecektir. Enerjiye hükmeden ise ekonomiye, ekonomiye hükmeden ise dünyaya hükmedecektir. Netice olarak Ortadoğu’ya hükmeden dünyaya da hükmedecektir. Bundan dolayı herkesin dikkati Ortadoğu’dadır ve kesin olan ise; büyük güçlerin hiçbir zaman Ortadoğu’yu kendi haline bırakmadığıdır. Burada koltuk hırsı ve şahsi ikballeri için kendi halklarının haklarını süper güçlere tercih eden yöneticilerin etkisi büyüktür.

 

Büyük zenginliklere sahip ülkeler, ellerindeki zenginlikleri son derece akılcı ve tutarlı kullanmalıdırlar. Aksi takdirde mevcut zenginlikler, o ülkelerin istikrasızlığının esas nedeni haline gelir. Bu anlamda Ortadoğu’nun avantajları dezavantaja dönüşmüş; bölgenin talihi de talihsizliğe sebep olmuştur.

 

Özet olarak;

 

Petrol günümüzün tartışmasız bir numaralı enerji kaynağıdır ve hayatımızın her alanında, ulaşımdan temizliğe, eczacılıktan boya ve plastiğe kadar, petro-kimya ürünleri büyük bir yer tutmaktadır. Petrole olan bu ihtiyaç, 20. yüzyılın başından itibaren Ortadoğu’nun kaderini belirlemiş ve bölgedeki siyaset petrole dayalı olarak şekillenmiştir.

 

Dünya enerji merkezi olan Ortadoğu, petrol rezervinin yarısından fazlasına sahip olmasından dolayı tüm dünyanın ilgisini ve merakını üzerine çekmiştir. Özellikle gelişmiş ülkelerin petrole olan bağımlılığı her türlü sıcak ve soğuk savaşın bölgede yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Petrol yarışında geri kalmak istemeyen büyük güçlerin bölgedeki mücadelesinden en büyük zararı ise, bölge halkları görmüştür.

 

ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik politikası, diğer büyük güçlerden farklılık arz etmekte ve bu politikalar bölge siyasetinde belirleyici rol oynamaktadır. Diğer büyük güçlerin aksine ABD, Ortadoğu petrolüne muhtaç değildir. Ama Avrupa ve Özellikle Asya Pasifik bölgesi Ortadoğu petrolüne son derece bağımlı durumdadır.

 

2015 yılı itibariyle dünyanın en fazla petrol tüketen ülkesi ABD olmuştur. Fakat dünyanın en fazla petrol üreten ülkesi de yine ABD’dir. ABD petrolde dışa bağımlılığını her geçen yıl azaltmaktadır. ABD, enerji ihtiyacının tamamını kendi kaynaklarından karşılasa bile, bu durum ABD’nin Ortadoğu’yu kontrol etme isteğinde en ufak bir değişiklik yaratmayacaktır.

 

Çünkü ABD’nin rakipleri üzerinde baskı kurma ve denetleme araçlarından birisi de, rakiplerinin enerji temin ettikleri kaynakları kontrol etmektir. Bundan dolayı ABD, rakiplerinin ucuz enerji kaynaklarına kolayca ve sorunsuz bir şekilde ulaşmasını engellemek için Ortadoğu’da her türlü operasyonu yapmaktadır.

 

Dünyada ekonominin merkezi gittikçe doğuya kaymaktadır. Bir yanda Çin, Hindistan gibi yükselen ekonomiler, diğer yanda geleceğin yatırım merkezlerinin yine Doğu olacak olması ve bu bölgenin enerjide Ortadoğu’ya bağımlı durumu ABD’nin Ortadoğu’ya olan müdahalelerini artırmaktadır. Süper güç olarak varlığını sürdürmek isteyen ABD için bütün bu olup bitenleri seyretmek yapılacak en son iş olacaktır.

 

Öte yandan bugün petrol ticareti büyük oranda dolarla yapılmaktadır. Doların rezerv para olmasının en büyük dayanaklarının başında petrol ve doğalgaz ticaretinin dolarla yapılması gelmektedir. ABD’nin tek süper güç olma konumu doların konumu ile paralellik göstermektedir. Dolar çökerse ABD ekonomisi de çökecektir. Bundan dolayı petrol ticaretinde doların ağırlığını sürdürmesi ABD açısından hayati derecede önemlidir. Bugün ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik gerek ekonomik, gerek askeri, gerekse kültürel operasyonlarını bu minvalde değerlendirmek doğru olacaktır.

 

Doların rezerv para özelliği, ABD ekonomisine dünya ile olan ticaretinde büyük bir üstünlük sağlamaktadır. ABD, diğer ülkelerden satın aldığı mal ve hizmet karşılığında vermiş olduğu dolarları kendisi bastığı için, bu mal ve hizmetleri adeta bedavaya getirmektedir. Ayrıca diğer ülkeler, birbirleriyle olan ticaretinde ya da borç ödemelerinde de dolara ihtiyaç duymaktadırlar. Bu doları temin etmek için bu ülkelerin ürettikleri zenginlikleri ABD’ye satarak, karşılığında matbaada basılan kâğıt parçalarını (dolar) almaktan başka seçenekleri yoktur.

 

Dolarının rezerv para özelliği ABD’yi adeta küresel bir merkez bankası yapmaktadır. Diğer ülkelerdeki kişilerin, şirketlerin ve merkez bankalarının hesaplarında ve kasalarında tuttukları dolarlar, bu ülkelerin refahının ABD’ye akmasına neden olmakta ve bu ülkelerin ABD’ye bedava mal ve hizmet sunması anlamına gelmektedir.

 

Bilindiği üzere ABD ile İran arasında görünürdeki nedeni nükleer silah üretimi olan bir gerginlik vardır. Halbuki gerçek neden nükleer silah üretimi değildir. Gerçek neden, İran’ın petrol ticaretinde var olan düzeni değiştirmeye yönelik girişimleri, petro-avro tercihi ve bunun ABD ekonomisine vereceği zararlardır. İran bunu bozacak çabalar içerisindedir. ABD ise bu düzeni bozacak her türlü girişime en sert tepkiyi vermekten geri durmamaktadır.

 

Önemli bir diğer başlık da petrol-dolar döngüsüdür. Dünya petrol ticaretinin neticesinde ortaya çıkan dolar cinsinden bu devasa paranın tekrar ABD’ye dönmesi ve ABD piyasalarında değerlendirilmesi, ABD ekonomisinin finanse edilmesi, açıklarının kapatılması ve borçlarının ödenmesi anlamına gelmektedir. Yabancı yatırımcı çekmek için her yolu deneyen Türkiye gibi ülkelerle ABD’nin bu durumunu kıyasladığımızda, petrol-dolar döngüsünün ABD ekonomisine ne kadar büyük getirilerinin olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.

 

ABD’nin çıkarları bölgede daima çatışmaları gerektirmektedir. Çünkü her çatışma yeni silah satışı demektir. Gerek Ortadoğu ülkelerinin birbirleriyle olan çatışmaları, gerekse Ortadoğu krallarının saltanatlarını koruyabilmek ve devam ettirebilmek için güçlü ordular yetiştirmeleri, bir silahlanma yarışına sebebiyet vermiş; bölgenin zaten kıt olan kaynakları da savunma harcamalarına gitmiştir. Bu ise ABD silah sanayinin stoklarının erimesi ve silah fabrikalarının yirmi dört saat aralıksız çalışması anlamına gelmektedir. Yani kazanan yine ABD’dir.

 

Diğer yandan Ortadoğu’da petrol ticaretinde en önemli oyuncular ABD’li dev petrol şirketleridir. Petrolü arayan, çıkaran ve dünyaya pazarlan bu şirketlerdir. ABD’nin bölgedeki operasyonlarının bir amacı da kendi şirketlerinin çıkarlarını korumaktır.

 

Geçmişte Osmanlı hâkimiyeti döneminde bir nebze barış ve istikrar dönemi yaşayan Ortadoğu coğrafyası, yukarıda da izah edildiği gibi Sanayi Devrimi sonrasında sahip olduğu zengin enerji kaynaklarının öneminin keşfedilmesinden sonra bir türlü barış ve sükûnete ulaşamamıştır. Yaklaşık yüz yıl önce bölgede yalnızca birkaç devlet bulunurken, günümüzde bu sayı artmış; ancak bu suni bölünme ve devlet sayısındaki artış bölgeye istikrar getirememiştir. ABD gibi dış güçlerin bölgeyi kontrol edebilmelerinin yolu, Ortadoğu’da küçük çaplı devlet sayısının artmasına bağlıdır. Zaten son dönemde bölgede yaşanan gelişmeler de bu yöne doğru bir gidişat olduğunu göstermektedir.

 

Bu konuya devam edeceğiz.

16.04.2018

Dr. Ahmet ACAR

Jeoloji Yüksek Mühendisi

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Kardelen Sigorta 0535 828 30 05