Mehmet Yavuz: Yeni anayasa vesayetten ve Kemalist ideolojiden arınmış, sivil bir anayasa olmalıdır

08.10.2018

HÜDA PAR 3. Olağan Büyük Kongresi’nde önemli açıklamalarda bulunan HÜDA PAR Genel Başkan Vekili Mehmet Yavuz, Kürd meselesi, ekonomi ve adalet konularının altını çizdi.

Ankara Ulus’ta bulunan Atatürk Spor ve Sergi Sarayı’nda yapılan HÜDA PAR 3’üncü Olağan Büyük Kongresi'nde Divan başkanlığına Rasim Saygın seçildi, Nuri Coşkun ile Metin Kaya ise başkan yardımcılığa seçildi.

Divan seçiminin ardından HÜDA PAR Genel Başkan Vekili Mehmet Yavuz, konuşmasını yapması için kürsüye davet edildi.

Kürdçe, Arapça ve Türkçe olmak üzere üç dilde katılımcıları selamlayan Yavuz, Kobani bahaneli 6-8 Ekim saldırıları yıldönümünü hatırlatarak, bu saldırıların azmettiricisi İncirlik üssünün sahibi ABD ve yandaşları olduğunu söyledi.

Suriye konusuna da değinen Yavuz, Suriye’deki bütün etnik unsurların dikkate alınarak adalet temelinde bir siyasi-idari sistemin inşasına çalışılması gerektiğinin altını çizdi.

Siyonistlerin ve emperyalistlerin Kürdler üzerindeki emellerinin hiç bitmediğini, bölge ülkelerinin de uyguladıkları yanlış politikalarla emperyalistlerin işlerini kolaylaştırdığını, bugün de devam ettiğini sözlerine ekleyen Yavuz, Kürdlerin bu coğrafyanın bir gerçeği olduğunu vurgulayarak Kürd Meselesinin çözümü noktasında önerilerini sıraladı.

İnanca uygun ve üretime dayalı bir ekonomi modelinin esas alınması gerektiğinin altını çizen Yavuz, ekonomi konusundaki meseleyi bütünüyle dış mihraklara havale etmenin doğru olmadığını söyleyerek HÜDA PAR’ın ekonomik temelli çözüm önerilerini sıraladı.

28 Şubat ve FETÖ yargısı mağdurlarının halen cezaevlerinde olduğunu hatırlatan Yavuz, herkes için her konuda şartsız ve pazarlıksız adalet istediklerini ifade etti.

Konuşmasının devamında Yavuz, güvenlik soruşturmaları, mülakatta yapılan usulsüzlükler, Türkiye’de yapılan hukuksuzluklar, yeni anayasa, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, seçim barajı, bedelli askerlik, vatandaşlık tanımı, eğitim sistemi, aile koruma kanunu, Bahis yasası ve 18 yaş altı evlilik konularına da ayrıca açıklık getirdi.

Konuşmanın tam metni:

“Dünya artık global anlamda küçük bir köy haline gelmiştir. Öyle bir hal almış ki yaşanan gelişmeleri iç-dış gelişmeler olarak kategorize etmek artık mümkün olmaktan çıkmıştır. Bu küçük köyün ortası-merkezi Ortadoğu denilen İslam coğrafyası yani üzerinde yaşadığımız topraklardır. Bu topraklar sahip olduğu jeo-stratejik konum, yer altı-yer üstü zenginlikleri ve semavi dinlerin merkezi olması itibariyle sürekli kavgalara şahit olmuştur. Bu yönüyle bu topraklardaki kavga neredeyse tarihle yaşıttır. Aziz İslam’ın hüküm sürdüğü dönemlerde bu topraklarda adalet ve huzur hâkim olmuş, İslam’ın hâkimiyetinin sona erdiği dönemlerde ise günümüzde yaşandığı gibi çatışma ve savaşlar eksik olmamıştır/olmamaktadır. Bugün de dünyada yaşanan gelişmelerin önemli bir kısmı İslam coğrafyası merkezlidir.”

Coğrafyamızı işgal etmek isteyen siyonizm ve emperyalizm temelli saldırıların üç temel gerekçesi var

“Topraklarımızdaki huzursuzluğun asıl kaynağı, merkezinde Kudüs bulunan bu coğrafyanın büyük bir kısmını kendine zimmetli topraklar olarak gören ve bu topraklar üzerinde büyük israil devletini ilan etmeye hazırlanan siyonizmin ve onların güdümündeki emperyalizmin kendilerini efendi, geri kalanları ise köle olarak gören sapıkça anlayış ve inançlarıdır. Bu sapıkça anlayış dünyayı felakete sürüklemekte, insan neslini ve ekini yok olma tehdidi ile baş başa bırakmaktadır. Parti olarak coğrafyamızı işgal etmek isteyen siyonizm ve emperyalizm temelli saldırıların üç temel gerekçesi olduğunu düşünüyoruz:

1- Tarihin sonunun geldiğini düşünen İslam düşmanlarının, aziz İslam’ın medeniyet tasavvurunu ve küfre karşı direncini yok etme girişimi

2-Bu topraklardaki yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz

3-Siyonist terör rejiminin güvenliği

Soğuk savaş sonrası “Yeni Bolşevizm, İslam’dır!” diyerek İslam beldelerine vahşi saldırılar gerçekleştiren küresel siyonist ve emperyalist güçler, bu üç hedef doğrultusunda hareket etmektedirler. 11 Eylül 2001 sonrası Afganistan ve Irak’ın işgali; Lübnan, Sudan, Somali ve Libya’da yaşananlar; son tahlilde Suriye’deki iç savaş; 15 Temmuz akşamı Türkiye ve şimdi de İran’a yönelik parçalama girişimleri… Bunların hiçbiri yine bu üç gerekçeden bağımsız değildir.”

Bu ülkede gerçekten bu millete ve bu memlekete zarar verenlerle mücadele edilmesi gerekir

“Başını ABD’nin çektiği NATO’yu da bundan bağımsız düşünmemek gerekir. Fakat ne yazıktır ki Türkiye, kuruluşundan ve özellikle NATO’ya üye olduğu 1952’den bu yana dış politikasını NATO çıkarları doğrultusunda şekillendirmiştir. Uluslararası güçlerin menfaatlerini ve siyonist işgal rejiminin güvenliğini merkeze alan ve bunu bir kırmızıçizgi olarak belirleyen bu bakış açısı, Türkiye’yi asırlar boyu içinde yaşadığı İslam coğrafyasının medeniyet değerlerinden hızla uzaklaştırmıştır. Bahse konu durum, Türkiye’yi komşularıyla gereksiz ve tehlikeli gerginliklerin içine sürüklemekle kalmamış, zaman zaman kimi komşu ülkelerle savaşın eşiğine dahi getirmiştir. Son dönemlerde başını ABD’nin çektiği NATO’ya üye kimi ülkelerin düşmanca faaliyetleri ve 15 Temmuz gerçeği, devlet-hükümet düzeyinde bu bakış açısında kırılmalara sebebiyet verse de bu durum, tam olarak halkın beklentisini karşılayacak düzeyde olmamıştır. Açıktan söyleyelim: Bu ülkede gerçekten bu millete ve bu memlekete zarar verenlerle mücadele edilmesi gerekir. İşe de, hem terör hem de darbe merkezi olan İncirlik üssünden başlanmalıdır.”

Kobani bahaneli 6-8 Ekim saldırıları yıldönümü

“Bakınız Bugün 7 Ekim. Bizim için hem anlamlı ve özel hem de yürek yakan bir gün. 6-8 Ekim olaylarının yıldönümü. Diyarbakır’da Yasin Börü ve arkadaşlarının, Bingöl-Karlıova’da Cengiz Tiryaki ve Fethi Yalçın’ın, Van’da Mehmet Latif Şener’in, Mardin’de Abdullah Muhammed Latif ve Fehad İbrahim Elduveric gibilerinin hunharca ve vahşice katledildikleri tarihin karanlık sayfalarından kara bir gün. Bu vesile ile aziz şehitlerimiz Yasin Börü, Hasan Gökgöz, Riyad Güneş, Hüseyin Dakak, Turan Yavaş, Cumali Güneş, Cengiz Tiryaki, Fethi Yalçın ve diğer şehitleri rahmetle ve minnetle anıyorum. Rabbim onların mertebelerini âli eylesin! İşte bu kardeşlerimizin bu topraklarda daha önce görülmemiş bir barbarlıkla şehid edilmelerinin altında da İncirlik üssü ve ABD’nin Adana başkonsolosluğu vardır. ABD’nin Adana başkonsolosu bu tarihten hemen önce bir müstemleke komiseri gibi Diyarbakır başta olmak üzere bölge illerini dolaşarak bu saldırıya zemin hazırlamıştır. 6-8 Ekim vahşetinin azmettiricisi İncirlik üssünün sahibi ABD ve yandaşlarıdır. Tetikçileri ise ABD’nin bu topraklardaki ajandasına göre konumlanan ve bu topraklara zulüm, kan ve göz yaşından başka bir şey vermeyen halk düşmanlarıdır.”

Suriye’de bütün etnik unsurlar dikkate alınarak adalet temelinde bir siyasi-idari sistemin inşasına çalışılmalıdır

“Parti olarak sıklıkla dile getirdiğimiz gibi, İslam coğrafyası söz konusu olunca şu iki hususu kırmızıçizgi olarak belirlemek gerekiyor:

1- Sorunlarımızı öncelikle kendi aramızda konuşarak ve diyalog yoluyla çözmek.
2- Sorunlarımızı hiçbir şekilde emperyalizme havale etmemek

Ümmet coğrafyasında ve medeniyet tasavvurumuzda kapanmaz yaralar açan Suriye meselesi başta olmak üzere dış politikaya bu anlayışın mutlaka egemen kılınması gerekmektedir. Bu meyanda, Suriye meselesinin çözümü için bölge devletleri tarafından siyasi çözüm merkeze alınarak askeri çözüm seçeneği devre dışı bırakılmalıdır. Suriye’de bütün etnik unsurlar ve inanç grupları dikkate alınarak adalet temelinde bir siyasi-idari sistemin inşasına çalışılmalıdır. 7 Eylül’de Tahran’da yapılan üçlü zirve ile 17 Eylül’de Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Putin ile Sayın Erdoğan arasında yapılan zirvede özelde İdlib genelde ise Suriye meselesinde siyasi çözüm noktasında bir mutabakata varılmış olması bu anlamda olumlu ve sevindirici bir adımdır.”

Siyonist işgal rejimi ile ilişkiler kesilmeli, devlet olarak tanınmasından vazgeçilmelidir

“Siyonist işgal rejiminin Kudüs’ü başkenti ilan etmekle başlayıp devam eden provokasyon ve fiili işgal süreci sadece bölge barışını değil, dünya barışını da tehlikeye düşürmektedir. Türkiye başta olmak üzere İslam ülkelerinin tek bir tanesi dahi buna bigâne kalmamalıdır. HÜDA PAR olarak diyoruz ki; siyonist işgal rejimi ile ilişkiler kesilmeli, devlet olarak tanınmasından vazgeçilmelidir. Siyonistlere karşı mücadele edenler desteklenmeli, siyonist rejimle işbirliği yapanlar, teröre destek verenler listesine alınmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın son ABD ziyaretinde Yahudi lobisi ile görüşmesi, ayrıca Türkiye ile siyonist işgalci rejim arasında karşılıklı büyükelçi atamasının yapılacak olması, eski yanlışların tekrar edilmesinden ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın tabiri ile monşer siyasetine dönülmesinden başka bir anlama gelmemektedir. Gerek Filistinli kardeşlerimize yönelik zulümleri gerek 15 Temmuz’daki düşmanca tavrı ve gerekse de insanlığı ateşe vermekten çekinmeyen adımlar atan bu işgalciler ile ilişkilerin kesilmesi gerekirken bu tür adımlar Sayın Cumhurbaşkanının Filistin ve Kudüs hassasiyetine kuşkusuz halel getirecektir.”

Kürdler bu coğrafyanın bir gerçeğidir

“Siyonistlerin ve emperyalistlerin Kürdler üzerindeki emelleri hiç bitmemiş, bugün de devam etmektedir. Çünkü Kürdler üç büyük Müslüman halk olan Türkler, Araplar ve Farslar arasında adeta bir kilit taşı konumundadır. Bu taş sağlam ve güçlü olursa duvarın tamamı sağlam ve güçlü olacak, güçsüz olması halinde ise duvar da güçsüz olacak ve Allah muhafaza yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Evet, İbn-i Haldun ‘coğrafya kaderdir’ derken isabetli bir tespitte bulunmuş. Kürdler bu coğrafyanın bir gerçeğidir. Kürdleri sınırları içerisinde bulunduran bölge ülkeleri bu gerçeği görmek, emperyalizmin Kürdler üzerindeki hesabını gördükleri kadar emperyalistlerin işlerini kolaylaştıran kendi yanlış politikalarıyla da yüzleşmek zorundadırlar. Siyonizmin ve emperyalizmin bu topraklara uzattığı kirli elini ve dilini kesmek, ulus-devlet paradigmasının dayattığı korku ve vehimlerle değil, Aziz İslam’a, tarihe ve sosyo-kültürel gerçekliğimize uygun, bu coğrafyanın gerçeği ile uyumlu, adalet temelli çözümlerle mümkündür.

Bunun için HÜDA PAR olarak bu konuda ortaya koyduğumuz çözüm önerilerimizi bir kez daha kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz:

–Devlete göre Kürd meselesi bir şiddet, terör ve kısmen ekonomik geri kalmışlık meselesidir. Dış mihrakların tahrik ve kışkırtmasıyla ülkenin başına bela açılmasıdır. Hakikatte ise hukuku olmayan ve bu nedenle sözde kalan kardeşliğin tahakkuk edememesidir. Adaletten sapma, ortak paydaları yok sayma suretiyle birliğin bozulmasıdır.

–Her ne kadar bir dönem meseleye çözüm arayışları olmuşsa da sorun doğru isimlendirilmediği için doğru reçeteler uygulanamamış, doğru usuller kullanılmadığı için çözülemeyen sorun emperyalist devletlerin de müdahalesiyle derinleşerek daha karmaşık ve zor hale gelmiştir.

–Başarısız denemeler sonucunda yöntemin ve yaklaşımın düzeltilmesi gerekirken sorunun varlığı yeniden inkâr edilmeye veya yapılması gereken her şeyin yapıldığı ve sorunun çözüme kavuştuğu iddia edilmeye başlanmıştır. Mesele bitmemiştir, devam ediyor. Sorun bizimdir, hepimizindir ve mutlaka çözüme kavuşturulmalıdır.

–Müslümanların sorunu araçsallaştırması mümkün değildir; meselenin çözümünü araması inançlarının kendilerine yüklediği bir yükümlülüktür. Kürdlerin yaşadığı Türkiye, İran, Irak ve Suriye devletleri sorunu birbirlerinin aleyhine kullanma hesapları yapmamalı, adil bir şekilde çözümü için birbirlerine yardımcı olmalıdırlar.

–Kürd meselesinin çözümü, bu meselenin doğrudan ve dolaylı olarak bağlantılı olduğu diğer sorunlarımızın çözümüne de katkı sunacaktır.

 -Çözümün tam zamanıdır. Yasal düzenlemeler, AB istediği için veya birileri silah bırakacak diye değil; milletimiz hakkına kavuşsun, haksızlıklar ve huzursuzluklar son bulsun, kardeşlik yeniden tesis edilsin ve adalet yerini bulsun diye yapılmalıdır.

–Çözüm için ulus devlet paradigmasının terki, Kürdlerin de asli kurucu halk olarak kimliklerinin anayasal olarak tanınması, temel haklar konusunda şartsız adımlar atılması gereklidir.

–Ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel ayrıcalık ve ayrımcılıklara son verilmelidir.

–Dil üzerindeki baskılar son bulmalıdır. Herkese anadilinde eğitim hakkı tanınmalı; Türkçe’nin yanında Kürdçe ve Arapçanın da resmi dil olmasının yolu açılmalıdır. İslam’ın yasaklamadığı hiçbir şey toplumu bir birinden ayrıştırmaz, kimsenin bundan korkmaması gerekir.”

Ekonomi konusundaki meseleyi bütünüyle dış mihraklara havale etmek doğru değildir

“Türkiye ekonomisi maalesef hep sıkıntılı olagelmiştir. Yaşanan sıkıntıları veya ekonomik krizleri sistemden kaynaklanan yapısal sorunlar ve dış etkiler olmak üzere ikiye ayırmak gerekir. Kuşkusuz 15 Temmuz’dan sonra her alanda ülkeye yönelik çökertme ve saldırıların yapıldığı bir gerçektir, ancak ekonomi konusundaki bütün yanlışları dış etki veya meseleyi bütünüyle dış mihraklara havale etmek doğru değildir. Dış güçler kendi çıkarlarına göre yapmaları gerekeni elbette yapacaklar. Bunun karşısında ise bizim ne yaptığımız önem arz edecektir. Ekonomik sömürü aracı olan faiz ve buna dayalı kapitalist ekonomi sistemi inancımıza aykırıdır. Türkiye’de uygulanan ekonomik sistem faize dayanıyor. Alın terini, üretimi bitiren; sermaye imparatorluğu ile küresel baronları ve yereldeki işbirlikçilerini zenginleştiren; emekçileri ve üreticileri ise fakirleştiren bu ekonomi modeli bize uygun değildir.”

İnancımıza uygun üretime dayalı ekonomi modeli esas alınmalıdır

“Bu model artık terk edilmelidir. Bunun yerine inancımıza uygun üretime dayalı ekonomi modeli esas alınmalıdır. Faizle dış borçlanmaya son verilmelidir. İktidarın sevk ve idaresinde olan devlet kurumlarındaki israf, rüşvet ve yolsuzlukla etkin bir şekilde mücadele edilmelidir. Tasarruf tedbirleri devletin en tepesinden başlanarak her kademede yaygınlaştırılmalıdır. Yani ayağımızı yorganımıza göre uzatmak zorundayız. Bu konuda toplumun her kesimi bilinçlendirilmelidir. Bütçe açığını oluşturan kalemler tek tek ele alınarak denk bir bütçenin oluşturulması için yoğun bir mesai harcanmalıdır. Rüşvet ve yolsuzluk ağır suç sayılmalı, bu suçu işleyenlere daha ağır ve caydırıcı cezalar getirilerek bu suçları irtikâp edenler afişe edilmelidir.”

Gelir dağılımındaki adaletsizlik toplum yapısında bozulmalara sebebiyet vermekte

“Enflasyonu tetikleyen, hayat pahalılığı oluşturan ve vatandaşın alım gücünün düşmesini beraberinde getiren cari açık tehlikeli seviyelerdedir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik ve dengesizlik artmaktadır. Bu dengesizlik Allah muhafaza sosyal patlamalara, aile ve toplum yapısında bozulmalara sebebiyet vermekte, üretim-emek sahiplerini yok etmektedir. Döviz kurları sert bir şekilde dalgalanmaya devam ediyor. Yatırımcıları en çok olumsuz etkileyen husus budur. Böyle bir durumda fiyat istikrarı olmamakta, piyasalarda sert düşüşler yaşanmakta ve TL döviz karşısında adeta erimektedir.”

FED’in faiz politikaları; alın teri, emek ve üretim sahiplerini bitirmektedir

“Amerikan merkez bankası FED’in faiz politikaları ve kredi derecelendirme kuruluşlarının kredi notunu düşürme-yükseltmesi bu sisteme mahkûm edilmiş ekonomisi zayıf ülkeleri doğrudan etkilemektedir. Bu da iç ve dış faiz lobisini zenginleştirirken, alın teri, emek ve üretim sahiplerini bitirmektedir. Merkez bankası rezervlerinin dolar endeksli olması ülke ekonomisi ve ticari hayatta aşırı döviz talebi oluşturmaktadır. Bu talep ve cari açıktan dolayı döviz kuru geçişleri sert olmakta bu da sadece iç-dış piyasadaki para aktörlerinin işine yaramaktadır. Ekonomi Bakanlığı’nın enflasyonu düşürmek amacıyla 2010 yılından bu yana ithalatın musluklarını sonuna kadar açmış olması, üretimin gittikçe azalmasına ve dolayısıyla cari açığın fazlalaşmasına yol açmaktadır.”

HÜDA PAR’ın ekonomik temelli çözüm önerileri

“Sayın Hazine ve Maliye Bakanı’nın geçtiğimiz günlerde açıklamış olduğu yeni ekonomi programında cari açığa karşı yerli üretim, lüks mallara vergi ayarı, kamuda 76 milyarlık tasarruf tedbiri gibi önüne koyduğu hedefler, çok geç kalınmış olmakla beraber elbette önemlidir. Ancak işin en olumsuz yanı, bütün bunların pansuman bir tedavi olmaktan öteye geçemeyecek olması ve denetiminin veya kendi ifadeleri ile danışman olsa bile bir Amerika firmasına verilmesidir. Çözüm, sistemin bizatihi kendisini değiştirmek için radikal önlemler almak ve bu konuda kararlı bir siyasi iradeye sahip olmaktır. Bu kapsamda da ekonomik temelli çözüm önerilerimizi sizlerle ve kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz:

1-Üretime dayalı bir ekonomik modele geçilmesi. Teşvik, destek ve hibe politikalarını tekrar gözden geçirecek; katma değeri yüksek ürünlerin ve ara malların üretimine ağırlık verilmesi,

2-İstihdamın artırılarak işsizlik ve yoksullukla etkin mücadelenin sağlanması, ara eleman ihtiyacının giderilmesi için mevcut meslek lisesi uygulaması ile meslek yüksekokullarına reel anlamda işlerlik kazandırılması.

3-Kamu, özel sektör ya da ortaklaşa yapılan tüm büyük yatırım projeleriyle özellikle enerji ithalatının dolar cinsinden olmaması için radikal tedbirler ve kararlar alınması

4-Komşularla ticaret hacminin artırılarak faizle borç alımına dayalı ekonomi anlayışının terk edilmesi.

5-İsraf, rüşvet ve yolsuzlukla etkin bir mücadeleye girişilmeli, bu suçlara bulaşanlara caydırıcı cezalar getirilmeli ve bunlar afişe edilmelidir.

6-Son yaşanan döviz-faiz yükselmesi karşısında zaten kötü durumda olan asgari ücretli ve emekli vatandaşların durumu daha da kötüleşti. Acilen bu vatandaşlarımızın durumunda iyileştirmeye gidilmeli, açlık sınırının altındaki ücret ve maaşlar artırılmalı ve asgari ücret vergiden muaf hale getirilmelidir.”

Ülke ekonomisi Amerika başkanının attığı bir tweetle sarsılıyorsa bu kabul edilebilir bir durum değildir

“Gerçekçi olmak ve sokakta, mutfakta neler olduğunu bilmek-görmek zorundayız. Ülke ekonomisi Amerika başkanının attığı bir tweetle sarsılıyorsa ve vatandaşın cebindeki para en az üçte bir oranında değer kaybediyorsa, bu artık ne kabul edilebilir ne de sürdürülebilir bir durumdur. Büyüme oranları vatandaşın cebine yansımıyorsa büyüme oranının bir geçerliliği yoktur. Vatandaş markete gittiğinde temel ihtiyaç maddelerinin ikiye üçe katlandığını görüyorsa burada ciddi bir problem vardır. Hububatın ana vatanı olan bu ülkede hububatı yani buğdayı, mercimeği, nohudu dışarıdan alıyorsak ciddi bir problem vardır. Avrupa’nın fonladığı tarımsal destek üzerinden tarım rejimimiz değiştiriliyorsa ve biz de buna seyirci kalıyorsak sorun büyüktür.”

Meralarla dolu bir ülkede hayvancılık bitme noktasına gelmişse gerçekten ciddi sorun vardır

“Artık yerli tohum nerede ise kalmamışsa ve yine nerede ise bütün tohumları ithal ediyor ve o tohumların genetiğiyle oynanması neticesinde oluşan hastalıklar için de ayrıca zirai ilaç ithal ediyorsak ciddi bir problem vardır. Meralarla dolu bir ülkede hayvancılık bitme noktasına gelmişse ve et ithal ediliyorsa gerçekten ciddi sorun vardır. Hükümet yetkilileri tarafından yapılması ve söylenmesi gereken şudur: Başta biz hükümet olarak yanlışlarımızla, eksik bıraktığımız ve ihmal ettiklerimizle yüzleşecek, tasarrufa kendimizden başlayacağız ve bir seferberlik ilan ederek durumu düzeltmeye gayret edeceğiz.”

Herkes için her konuda şartsız ve pazarlıksız adalet istiyoruz

“HÜDA PAR olarak 3 temel özelliğimizi sizlerle paylaşmak istiyorum:

1-Aziz İslam’ı referans ve ölçü olarak alıyoruz.
2-İlkeli-dürüst bir siyaset yapıyoruz
3-Herkes için her konuda şartsız ve pazarlıksız adalet istiyoruz.

-Bize göre devlet bir hizmet kurumudur. Hizmet kurumu olan bu devletin görevi; temeli adalet, öznesi insan ve insanlık değerleri olan, farklı etnik-inanç kimliklerin yasal olarak tanındığı; din, can, mal, akıl ve nesil emniyetinin teminat altına alındığı, hukukun üstünlüğünün ve her kesim için adaletin yeniden tesis edildiği, çoğulculuğun sağlandığı ortak bir vatanda hür ve adil bir toplum düzenini tesis etmektir.

-Devlet memurları hizmet erleridir. Bu hizmet erleri bu görevi yerine getirmekle mükelleftirler.

-Devlet, halkına bir ideoloji dayatamaz ve halkının inancına aykırı kanun çıkaramaz.

Bu yönü ile devletin yeniden tanımlanması gerektiğini düşünüyoruz. Devletin giydiği ulus-devlet elbisesi bir Batı projesidir. Gördüğümüz ve hep beraber yaşadığımız gibi çözüm üretmiyor, tam tersi sorun üretiyor. Vatandaşlara dayatılan tek kimlikli olma zorunluluğu da bu topraklara ait değildir. Kimlik, bireyi hem mikro hem de makro düzeyde tanımlayan hüviyet niteliği taşımaktadır. Devlet, bireyin kimliğini oluşturan din, dil, ırk ve bunların toplamından oluşan kültürel kimliği korumalı ve yaşama zemini hazırlamalıdır.”

HÜDA PAR’ın adalet ve hizmet anlayışı

“Bizim anlayışımıza göre her şey insan içindir. Dünya, güneş, ay bütün kainat insan içindir. Din de devlet de insan içindir. İnsanı öncelememiz ve adaleti önceliğimiz haline getirmemizin nedeni budur. Nasıl ki Cenab-ı Allah, hiçbir ayırım gözetmeden güneşi bütün canlıların üzerine doğuruyorsa, adalet güneşinin de ayrım gözetilmeden bütün insanların üzerine doğması sağlanmalıdır. Bu, bir ideal ve gayedir. Haddi zatında yeryüzünde fitne ve zulüm kaldırılıp onun yerine Rabbimizin emrettiği adaletin ikame edilmesi bir Müslümanın bu dünyadaki en önemli görevidir.”

Birçok alanda olduğu gibi yargıda da adalet yok maalesef!

“Kuşkusuz adalet, her hak sahibine hakkının eksiksiz teslim edilmesi; din, can, mal, nesil ve akıl emniyetinin teminat altına alınmasıdır. Bu ülkede artık adaleti mumla arar hale geldik. Birçok alanda olduğu gibi yargıda da adalet yok maalesef! Cezaevlerinde yatan 254 bin mahkûm ve tutuklu var. 7,5 milyon da ceza dosyası… Bunların her birinin 2 sanığı, 2 tanığı 2 de şikâyetçisi olursa, yaklaşık 40-50 milyon insan bir şekilde mahkemelerde sürünüyor. Bu normal bir durum değil.”

Hâlen, FETÖ ve 28 Şubat mağduru yüzlerce kardeşimiz cezaevlerinde

“Hâlen, FETÖ ve 28 Şubat mağduru yüzlerce kardeşimiz cezaevlerinde… Haksız yere yattığından emin olduğumuz ve 30 yılını doldurmak üzere olan mağdurlar var. 18-20 yaşında zindana atılan delikanlılar, bugün 50’li yaşlarda hâlâ hapislerde çürütülüyorlar. Bu zulme son vermek, bu mağduriyetleri iyi bilen ve yaşayan sayın Cumhurbaşkanı’nın ve meclisin görevidir.”

Güvenlik soruşturmaları, kadro ve mülakatta yapılan usulsüzlükler

“Güvenlik soruşturması bahanesiyle 22 yaşındaki üniversite mezunu gencecik evlatlarımız memur yapılmıyor. İşin çok daha garip ve vahim yanı ise 28 Şubatçı darbe zihniyeti ile FETÖ tarafından oluşturulan devletin güvenlik ve istihbarat hafızasının olduğu gibi durması ve bütün güvenlik soruşturmalarının bu hafızaya göre yapılmasıdır. Bir ülkenin başarılı evlatlarının önü mülakatlarla kesiliyorsa ve kadrolar mezat pazarına düşmüşse tuz kokmaya başlamış demektir. Yargı, adaletin sadece bir yüzüdür. Adalet sadece yargı değildir. Bir memlekette imtiyaz alıp yürürse; adamı olan, tanıdığı olan, 'dayısı' olan işini halledip adamı olmayan mağdur olursa adalet sarsılır, mülk sarsılır.”

Türkiye’de yapılan hukuksuzluklar

“Bir memlekette her kademedeki idareci işini yapmak, işini adaletle yapmak yerine, kendisine ulaşanın, tehdit edenin, rüşvet verenin işini yaparsa, sorumluluklarını aksatırsa adalet sarsılır, mülk sarsılır. Bir memlekette nüfuz kullanma yaygınlaşırsa, gücü olan imkânlardan yararlanıp zayıf olan mahrum bırakılırsa adalet sarsılır, mülk sarsılır. Bir memlekette anlaşmazlıklar vicdan sahibi hâkimler tarafından değil, zorbalar, çeteler, mafyalar tarafından çözülür; parayla, rüşvetle çözülürse adalet sarsılır, mülk sarsılır. Bir memlekette belli fertler, belli kesimler kayırılır, 'bizden olan' el üstünde tutulup gayrısı horlanırsa adalet sarsılır, mülk sarsılır. Bir memlekette liyakat değil de ilişkiler, irtibatlar, çıkar ortaklıkları gözetilir hale gelirse, adalet sarsılır, mülk sarsılır.”

Mazlumun âhı Arş’ı inletirse mülk sarsılır, devlet sarsılır

“Hakikat gizlenirse, Hak konuşulmaz olursa; yalan gerçeği ezerse; helal harama karışırsa; imar planları haksız kazanç temin edicilerin çıkarına göre değiştirilirse; kanun yapılır-kanun bozulursa; mücrim affolunur mazlum mahkûm edilirse; kaytaran kazanır çalışan kaybederse; hırsızlık değer kazanır alın teri kıymetten düşerse; ayaklar baş, başlar sürgün-muhacir olursa; cahillik baş tacı edilip ilim gözden düşerse; sadık hain sayılıp hain muteber olursa; ahlak tahkir olunur ahlaksızlık itibar görürse; çirkinlik güzelliği, çürük sağlamı, kalitesizlik kaliteyi yenerse… İşte o zaman adalet sarsılır, mülk sarsılır, memleket sarsılır. Ve daha da önemlisi Mazlumun âhı Arş’ı inletirse mülk sarsılır, devlet sarsılır.”

Batı ile entegre bir hukuk sisteminde yapılan yargılamaların âdil olmadığı göz önündedir

“Prensip olarak devletin af yetkisini, kendisine karşı işlenen suçlarda kullanmasından yanayız. Kendisine karşı işlenmeyen suçlarda ise hak sahiplerini de af meselesinde yetkili kılması gerekmektedir. Devletin suçlu olan tarafın hak sahiplerinin rızası doğrultusunda makul ölçülerdeki bir diyet veya tazminat ödeyeceği şekilde af mekanizmasını işletmesi çok daha sağlıklı olacaktır. Özellikle 1980 darbe anayasasının halen geçerli olduğu ve kanunların da ona göre işlediği, Batı ile entegre bir hukuk sisteminde yapılan yargılamaların âdil olmadığı göz önündedir. Yargının bir silah olarak kullanıldığı 28 Şubat darbe destekçisi askeri brifing yargısı, hemen sonrasında ise etkili olan FETÖ yargısının ne tür hukuki facialara yol açtığı herkesçe bilinmektedir.”

Ceza indirimiyle beraber yeniden yargılama mekanizmasının işletilmesi gerekir

“Şaibeli yargı kararları ile oluşturulan akıl almaz ve vicdana sığmaz mağduriyetlerin giderilmesi için bir af veya ceza indirimiyle beraber yeniden yargılama mekanizmasının işletilmesi gerekir. Hem hak-hukuk ihlallerine son verilmesi hem de ma’şeri vicdanın rahatlatılması noktasında darbe hukukunu bütün sonuçları ile ortadan kaldıracak yasal bir düzenlemeye âcilen ihtiyaç vardır. 15 Temmuz öncesi görev yapan hâkim ve savcıların üçte birinin FETÖ mensubu olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarıldığı bir ortamda, bu kararlardan doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen her kesim bu yasal düzenlemeden yararlandırılmalıdır. Son günlerde özellikle af meselesini gündeme getiren kimi siyasi anlayışların bu gerçekliği gözlerden ırak tutarak ve âciliyeti bulunan bu hususa hiç değinmeyerek meseleyi dile getirmeleri büyük bir eksikliktir. Unutulmamalıdır ki adalet mülkün yani devletin temelidir. Adaletin istisnası, sınırlama veya sapması kabul edilemez.

Adalet yoksa mülk de, barış da, huzur ve kardeşlik de zarar görür.

Adalet yoksa hiç kimse güvende olmaz. Adalet yoksa zulüm vardır. Zulüm ile de asla âbâd olunmaz.”

HÜDA PAR’ın siyaset ve muhalefet anlayışı

“Siyaset ve muhalefet anlayışımız, ‘İyilik ve doğruya destek olmak, kötülük ve düşmanlığa karşı olmak’ şeklindedir. Parti olarak 6 yıldır ortaya koyduğumuz pratik bunun ispatıdır. Ülkenin kaptan köşkünde ve dümen başında bulunan hükümeti, doğru yaptığına inandığımız hususlarda desteklerken yanlış yaptığına inandığımız hususlarda ise eleştirmişiz. AK Parti hükümetinin çözüm sürecindeki politikalarını, FETÖ’ye ‘Hizmet Hareketi’ deyip devlet kadrolarını bu yapıya teslim etmesini ve Suriye politikasını şiddetle eleştirirken; darbe ürünü anayasanın kısmen de olsa değiştirildiği 16 Nisan referandumu ile Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde açıktan destek vermişiz. Bu destek, yapılacağını umduğumuz doğru ve hayırlı işlerde memleketimizi selamete erdirme amacını taşımaktadır. Ezcümle siyasi anlayışımızda iyiye, doğruya destek vermek, kötünün karşısında yer almak vardır. Nitekim 15 Temmuz sonrası hükümetten olan beklentilerin hükümetçe karşılanamadığını, 16 Nisan referandumunda hükümete destek verme gerekçemiz olan darbe ürünü anayasanın değiştirilmesinin gündeme bile alınmamasını yine eleştiriyor ve yanlış buluyoruz. 15 Temmuz akşamı bu ülkeye açıktan düşmanlık yapan güçlerce bize dayatılan siyasi ve iktisadi sistemi değiştirme fırsatının değerlendirilememiş olmasını, bir yanlış olarak görüyoruz. Ve bir kez daha hatırlatıyoruz: 15 Temmuz’da millet bir devrim yapmıştır, Bu milletin devrimini çaldırmayın!”

Yeni anayasa vesayetten ve Kemalist ideolojiden arınmış, sivil bir anayasa olmalıdır

“12 Eylül askeri cuntası tarafından hazırlanan 1982 Anayasası bu topluma silah zoruyla giydirilmiş bir deli gömleği gibidir. Halkın büyük çoğunluğunun talebi tamamen yeni bir anayasadır. Yeni anayasa vesayetten ve Kemalist ideolojiden arınmış, sivil bir anayasa olmalıdır. Kısa ve öz, etnik vurgu olmaksızın insani hak ve özgürlüklere kuvvetli bir vurgu yapmalıdır. Değiştirilemez nitelikte hiçbir maddesi olmamalıdır. İdeoloji dayatmamalı, milletvekili yemin metni değiştirilmelidir. Hiç kimseye bir ideolojiye bağlılık üzerine yemin ettirilmemeli, toplumun faydasına çalışılacağına dair yemin edilmelidir. Yeni anayasa; toplumun farklı kesimlerinin ortak paydalarda buluşmasını sağlayacak, hiçbir vatandaşın ötekileştirilmesine veya iç düşman olarak tanımlanmasına yol açmayacak şekilde hak ve adalet ölçüsü gözetilerek yapılmalıdır. Halkın inancına aykırı kanun çıkarılmayacağı anayasal bir kural haline getirilmelidir.”

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, seçim barajı, bedelli askerlik ve vatandaşlık tanımı konuları

“Bugüne kadar ‘yönetimde istikrar’ için feda edilen ‘temsilde adalet’ sağlanmalı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde artık hiçbir makul ve meşru gerekçesi kalmayan seçim barajı ortadan kaldırılmalıdır. Bedelli askerlik gibi geçici ve zengin-fakir ayırımı yapan ve kapsayıcı olmayan çözümler yerine profesyonel ordu oluşturularak, askerlik hizmeti zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır. Denk bütçe anayasal bir zorunluluk haline getirilmeli, gelirlerden fazla harcama yapılamayacağı anayasal hükme bağlanmalıdır. Vatandaşlık tanımı ile temel hak ve hürriyetlerin düzenlendiği kısımda ‘Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin, bu haklardan eşit bir şekilde yararlanmasının temini devletin görevi, yükümlülüğü, varlık ve meşruiyet nedenidir’ şeklinde bir madde veya fıkraya yer verilmelidir.”

Eğitim sistemi

“Bir ülkenin eğitim kalitesinin o ülkenin medeniyet seviyesini de ortaya çıkardığı bilinen bir husustur. Son dönemlerde eğitim alanında yapılan düzenleme ve değişiklikler eğitim kalitesi, nitelikli insan yetiştirme ve bilgiyi çağın gereklerine uyarlama konusunda oldukça yetersiz kalmaktadır. Esasen bu sonuç, eğitim politikalarının istikrarsızlığından kaynaklansa da asıl sorun, bu halkın inanç ve değerlerine yabancı, ithal ürünü eğitim sisteminin bizatihi kendisidir. Eğitim kurumlarını belli bir ideolojinin aşılama mekanizması olarak gören zihniyetin henüz sona erdirilmediğini üzülerek müşahede etmekteyiz. Bu sorunla yüzleşilmesi ve sorunun bu kaynağına neşter atılması gerekirken Sayın Milli Eğitim Bakanının talimatı ile bütün eğitim kurumlarına gönderilen bir genelge ile resmi ideolojinin anlamsız ve gereksiz uygulamalarına tekrar dönülmesi doğru değildir. Mevcut durum göz önünde bulundurularak ilköğretimden ortaöğretime, hatta yükseköğretime kadar inanç ve değerlerle bilimi harmanlayan yeni ve yerli bir müfredatın yazımına acilen başlanmalıdır. Bunların yanı sıra yarardan çok zarar getirdiği tespit edilen karma eğitim zorunluluğundan vazgeçilmeli ve medya destekli algı operasyonları eşliğinde ebeveynlerin iradesine ipotek konulmamalıdır. Ayrıca eğitimde tek dil zorunluluğu da ortadan kaldırılarak yeterli talep gelmesi halinde farklı dillerde de eğitim yapılabilmesinin önü mutlaka açılmalıdır.”

Aile kurumunun korunması ve aile kurmanın teşvik edilmesi devletin temel vazifelerindendir

“Malumunuz Aile toplumun nüvesi, devamının garantisidir. Sağlıklı bir toplum ancak sağlıklı ailelerle mümkündür. Bu nedenle aile kurumunun korunması ve aile kurmanın teşvik edilmesi devletin temel vazifelerindendir. Evlenme çağına geldiği ve evlenmek istediği halde maddi imkânsızlıklar nedeniyle evlenemeyen vatandaşlar için fon ayrılmalıdır.”

AB’nin dayatmalarının sonucu suç olmaktan çıkarılan zina, yeniden suç olarak tanımlanmalıdır

“Zinanın; toplumun kahir ekseriyeti tarafından haram ve büyük bir ahlaksızlık olarak kabul edildiği, toplumu ifsad ederek ahlakını bozduğu, neslin karışmasına sebebiyet verdiği, huzur ve barış ortamını bozduğu kesin bir gerçektir. AB’nin dayatmalarının sonucu suç olmaktan çıkarılan zina, yeniden suç olarak tanımlanmalıdır. Aile huzurunu bozan, evliliğin temellerini dinamitleyen her türlü gayri ahlaki müessese ortadan kaldırılmalıdır. Bu kapsamda devlet gözetiminde fuhuş, devlet eliyle kumar yasaklanmalıdır. Alkol üretimi ve tüketimine izin verilmemeli, uyuşturucu ile etkin mücadele edilmelidir.”

Bahis yasası ve Aileyi Koruma Kanunu

“Geçtiğimiz Temmuz ayında çıkarılan torba kanunda güya yasa dışı kumarın önüne geçmek için bahis oyunlarındaki ikramiye oranlarının artırılması, kumarın devlet eli ile meşrulaştırılması ve teşvik edilmesinden başka bir şey değildir. Gerekçesi ne olursa olsun Müslüman bir halktan oy alarak iktidara gelenler, Allah’ın yasakladığı ve ocaklar söndüren bu yanlıştan dönmeli ve devlet eli ile kumarın teşvik edilmesi cürmüne daha fazla ortak olmamalıdır. Mart 2012’de 6284 sayılı Aileyi Koruma Kanunu adı altında çıkarılan ancak şu ana kadarki uygulamaları ile aile kurumunu dinamitleyen kanun lağvedilmelidir. Dinimize ve toplum ahlakına uygun şekilde yeni düzenleme yapılmalıdır. Aileyi koruyamayan bir anlayış devleti de milleti de koruyamaz!”

18 yaş altı evlilik konusu

“Anne-baba ve evlenen çiftlerin rızası ile gerçekleşen 18 yaş altı her evliliğin çocuk gelinler denilerek ajite edilmesi, diğer taraftan evlilik dışı ilişkilerin en düşük yaş gruplarında dahi teşvik edilmesi kabul edilmemesi gereken bir husustur. Sayıları binlerle ifade edilen bu tür evliliklerin suç kapsamına alınması ve artık çoluk-çocuk sahibi babaların suçlanarak cezaevine atılması bir zulümdür ve bu zulmün müsebbibi de bu sorunu çözmeye yönelik bir kanuni düzenleme yapmayan hükümetin kendisidir.”

“Biz parti olarak tüm halkımızın bizi çok yakından izlemesini, varsa yanlışlarımızı düzeltmede bize yardımcı olmasını, aynı şekilde ülkeyi idare edenlerin de halkımızın yararı için dile getirdiklerimize bigane kalmamasını istiyoruz. ‘Din nasihattir’, nasihate kulak veren zarar görmez inşallah. Sözlerimin sonunda yapacağım ve Hz. Hüseyin’in oğluna atfedilen şu duaya can-ı gönülden ‘âmin’ demenizi istiyorum:

Allah’ım bize öyle bir duruş ver ki, hiç bir düşmanımız kendisine haksızlık yapacağımız gibi bir kaygıya kapılmasın.

Ve yine bize öyle bir duruş ver ki, hiç bir dostumuz kendisine iltimas geçeceğimiz gibi bir ümide kapılmasın. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi hepinizin üzerine olsun!”

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye