KORKMAYIN EKONOMİ İYİ BİR ŞEYDİR!

20.09.2018

Neredeyse gündemimizin tamamı ekonomi. Ekonomik kriz ister “dış güçlerin işi” diye izah edilsin, isterse yokmuş gibi davranılsın… “Ekonomik kriz” durumunu konuşmak, yazmak, çizmek ne kadar baskılanırsa baskılansın “kriz”, devlet olarak da, millet olarak da, birey olarak da maalesef yaşadığımız, soluduğumuz bir şey artık. 

Farklı bir bakış yapalım bu “ayıplı” gündeme biz de…

Kur ve faiz politikaları, ödemeler dengesi, cari açık, bütçe açığı, devalüasyon, enflasyon, emisyon, TEFE’ler, TÜFE’ler, kişi başına düşen gayri safi mali hasılalar... Güya bütün bunların izah edildiği rakamlar, göstergeler, grafikler, çok ciddi yazılmış raporlar… Resmi kayıtlarda bile sorgusuz sualsiz dilediğince istismar edilen istatistikler… Yükselenler, düşenler…

“Ekonomi” deyince her şey karmakarışık gibi görünüyor öyle değil mi! Korkutuyor “ekonomi” insanı.

İstatistikler ne kadar istismar edilirse edilsin, kötü ekonomi asla çuvala sığmaz. Ekonomik veriler parlatılsa da, yaldızlansa da, hatta altın suyuna batırılsa da kötü giden ekonomi bir gün insanların kapısını mutlaka çalacak ve “ben buradayım” diyecektir. Hiçbir kötü ekonomi yönetimi krizsiz aşılmamıştır. Kriz kapımızı çaldığında sürpriz bir durummuş gibi şaşırsak da aslında saklamaya çalışılan bir süreçle yüzleşmekteyiz. İşte bu saklanmaya çalışılan ve maalesef çoğu zaman da devleti yönetenlerin saklamayı başardığı bu kötü ekonomik gidişatın hissedilmesine “kriz” diyoruz.

KORKMAYIN, EKONOMİ İYİ BİR ŞEYDİR!

İstatistikler, rakamlar, grafikler, kafa karıştıran kavramlar, ekonomi yorumları “ekonomi”yi ne kadar karmaşık ve anlaşılamaz bir “konu” gibi görmemize neden olsa da ekonomi, her vatandaşın ne olduğunu kolayca idrak edebileceği bir tanıma sahiptir aslında. Herhangi bir arama motoruna “Ekonomi nedir?” diye yazacak olursanız “ekonomi” karşınıza “ben hiç de karmakarışık, korkulacak bir şey değilim” diye çıkacaktır.

Deneyin! Google’a sorun “Ekonomi nedir?” diye.

Cevap çok yalın:

Ekonomi;

Bir insan topluluğunun ya da bir ülkenin, yaşayabilmek için üretme ve bunları bölüşme biçimlerinin ve bu eylemlerden doğan ilişkilerinin tümü.

Eş anlamlısı: iktisat.

2. Aşırı ve gereksiz harcamalardan sakınma, tutum.

Peki eşanlamlısı “iktisat” ne anlama geliyormuş? Yine aynı berraklıkta, aynı yalınlıkta bir cevap okuyacaksınız:

İktisat;

Hedefe yönelme, itidal üzere hareket etme.

Harcamada tasarruflu olma.”

YAŞAYABİLMEK İÇİN “ÜRETMEK” GEREKİYOR…

Dikkat ettiniz mi, hepimizin anlayabileceği bir sadelikle kendisini anlatıyor ekonomi.

Ekonomi tanımlanırken, “yaşayabilmek için satın al” demiyor; “yaşayabilmek için üret” diyor. Yani “kendi kendine yeterliliği” bir ülkenin yaşayabilmesi ve bölüşebilmesi için şart koşuyor ekonomi ve iktisat bilimi. Tükettiğini bölüşemezsin zaten, bölüşülen ürettiğindir zira.

Ekonomi; “ithal et, bölüş” demiyor, “üret ve bölüş” diyor.

Samanı dışarıdan al, bölüş demiyor.

Buğdayı dışarıdan al, karnını doyur demiyor.

Hayvanı binlerce kilometre uzaklardan getir, ithalat rantını da bölüş hiç demiyor.

Fabrikaları sat, bölüş demiyor.

Ne diyor, ekonomi bize; “üret ve bölüş” diyor.

Hatta “üret ve bölüş ama, tasarruf da et” diyor.

“Çılgınlar gibi tüket” emrini vermiyor, “aşırı ve gereksiz harcamalardan sakın” diyor.

Harcamada tasarruflu olmamızı istiyor, pervasızca israfa karşın.

 “Üret ve harca” da demiyor, “üret ve tasarruf et” diyor…

Üretip, ürettiğinin tamamını tüketir de tasarruf etmezsen yine millet olarak, ülke olarak tehdit altında kalırsın diyor.

Bunu sadece ekonomi/iktisat bilimi demiyor, inancımız da bize üret diyor, israf etmemeyi emrediyor.

Bir iki yalın cümlelik “ekonomi” tanımı aslında bize her şeyi anlatıyor.

Oysa bize senelerce bugünkü büyük krizi bize yaşatan tüketim politikaları “büyüyen ekonomi, güçlü ekonomi” diye yutturuldu. Üretmemek, daha ucuza ithal etmek akılcı ekonomik hamleler olarak dayatıldı.

EKONOMİYİ KÖTÜ YÖNETENLER VAR OLDUĞU İÇİN KRİZLERLE TANIŞIRIZ

Ekonomiyi, iktisadı anladık sanırım! Peki kriz nedir?

Önce “ne değildir” diyelim kriz için… Kriz bir şahsiyet, bir varlık değildir.. Kriz bir makam değildir. Kriz, bir son ve sonuç da değildir.

Kriz aslında bir görünürlülüktür; çaresizliğe sürüklenişin görünürlülüğü. Ekonomide kriz, ne başlayan bir şey ne biten bir şeydir; hissediştir. Her krizin yaşanılan hikâyesi vardır. Bir gün, bir gece veya bir saat ansızın doların fırlamasıyla başlamamıştır hiçbir kriz. O gün sadece, yıllar süren zaman sonra ekonomik kötü gidişat görünür, hissedilir ve bilinir hale gelmiştir. Görünür, bilinir olduktan sonra da bitmiş değildir yaşanmakta olan süreç. Zira katlanılması gereken sonuçlar evresi başlar krizle birlikte. Katlanılması gereken sonuçlar evresinde, artık hiçbir hataya yer yoktur… Artık adına “kriz” demeye başladığımız hissediş noktasından itibaren atılacak her yanlış adım, Allah muhafaza esarete, yok oluşa götürecektir bir ülkeyi…

“Kriz” bir tanımlamadır, etken değil. Yani yaşananlarla, yaşanmakta olanlarla ilgili bir kabahatli aranıyorsa bu EKONOMİ terimi ya da “KRİZ” tanımlaması olamaz. İkinci kez vurgulamayalım: Kriz diye bir varlık, bir şahsiyet yoktur, ekonomiyi kötü yönetenler vardır. Ekonomiyi kötü yönetenler var olduğu için krizlerle tanışırız.

KRİZ, KÖTÜ EKONOMİ YÖNETİMİNİN GİZLENEMEZ HALE GELMESİDİR

Farklı cümlelerle tekrar etmekte fayda var: Başlayan şeyin, süregelmekte olan bir sürecin artık gizlenemez hale gelmesi ve kendisini göstermesidir kriz. Ekonomik krizler toplumlar için bir hissiyat anıdır. Hissedilemeyen her şey mücessemleşir: mutfağa, cebe, çarşıya-pazara, çeke-senede, alışverişe, faturalara yansır. Kriz; doların tavan yaptığı, faiz oranlarının rekor kırdığı gün değildir. Kriz, faiz ve doların hakimiyetine zemin hazırlandığı ekonomik gidişatın artık yürütülemez hale düşmesidir.

SUÇLU KİM?...  SUÇLU BAY KRİZ Mİ, BAY DOLAR MI!?

“Ekonomik davranmak”, ayağını yorganına göre uzatmak değil midir? İktisat etmek, ekonomik davranmak gibi tasarrufla, tüketmemekle, tutumlu olmakla, sorumsuzca ve de çılgınca harcamamakla ilgili deyimler büyük bir tecrübeyi temsilen hâlâ aramızda yaşıyorken…

Bu devlet niçin bunca zamandır bu millete üret demedi de, hep tüket dedi!?

Yönetenler neden tasarruf yapmadı da, harcayarak, tüketerek büyümeyi bir alışkanlık haline getirdi?

Niçin enva-i türden kredi kartları ülkesi haline geldik?

Neden tüketim kredileri hep teşvik gördü?

Milletin, devletin makam sahiplerini, devletin makam arabalarını, devletin makam masraflarını besleyecek mecali bile kalmadıysa… Dış etkenler, provokatörler, hainler, düşmanlar birkaç hamleyle ekonomimizi bu hale getiriyorsa… Suçlu kim?

Suçlu Bay Kriz mi!?

Suçlu Bay Piyasa mı!?

Suçlu Bay Trump mı!? Yoksa Bay Dolar mı!?

Acı ama gerçek şu ki;

Senelerdir ihracat rakamlarını konuşup da, ithalatı konuşmazsanız varacağınız durak “kriz” durağıdır.

Aslında “kriz” ekonomide değil, yönetimdedir. İyi yönetilen bir ekonomide “kriz” olmaz çünkü.

Kabul edelim hiç değilse şu kriz günlerinde;

Rakamları büyüttük, ama gerçekte ekonomiyi büyütmedik.

Algıları inşa ettik ama gerçekte ekonomiyi inşa etmedik.

Unutmamak lazım;

Yanlıştan dönmek bu ülkeyi kurtarabilir. Ama yanlıştan dönüyormuş gibi yapmak bu ülkeyi batırır. Kur, faiz, israf ve tüketim ekonomisinden vazgeçmeden ne bahsedilen sinsi oyunlardan kurtulabilirsiniz ne de krizden çıkabilirsiniz. 

Hep “kriz”le birlikte anılsa da; korkmayın, “ekonomi” iyi bir şeydir!

Üret, paylaş ve tasarruf et!

Hepimizin canını yaksa da; korkmayın, görebileceksen, hissedebileceksen, uyanabileceksen kriz senin anahtarındır!

Gerçekten hisset!..

(Mustafa Kurdaş - Milli Gazete)

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye