Dilek Gürgen: Yapılan Zulüm ve Adaletsizliğin Karşılıksız Kalmayacağına İnanıyorum

21.02.2018

28 Şubat 1997  Darbesi'nin yıldönümü yaklaşıyor...

 

Hertaraf  Haber olarak; Öğrencisi, Öğretmeni, Doktoru, Öğretim Üyesi, Kadını , Erkeği, Yaşlısı, Çalışanı, Askeri ve Memuru ile;  inancına uygun hayatını sürdürmeye çalışan ülke insanımızın  maruz kaldığı ‘Postmodern Darbe’nin yıldönümünde, dönemin ‘Kahramanları’ ile konuşmaya devam ediyoruz.

 

İlk röportajımızı dönemin zulme uğrayan kişilerinden Vahdet Vakfı Başkanı Hüsnü Aktaş, Yazar Tayyar Tercan, "Umut Davası" sanıklarından Talip Özçelik ,"Sincan Kudüs Günü Davası"ndan yazar Nurettin Şirin, "Malatya Davası"ndan 8 yıl hapis yatan Fahri Memur ile yaptık.

 

İkinci röportajımızı  1994 yılında "İslâmî Hareket Davası" mensubu olduğu gerekçesi ile  FETÖ’cü polis ve yargı tarafından gözaltına alınıp, 15 gün boyunca işkence edilerek  müebbet hapis cezası verilen ve 25 yıldır cezaevinde bulunan Abdüsselam Durmaz  ile gerçekleştirdik…

 

Bu haftaki  röportajımızı; 28 Şubat’ın en karanlık günlerinde, Bursa Nilüfer İmam Hatip Lisesi'nde "Başörtüsü" mücadelesi verirken, dönemin Bursa Valisi Orhan Taşanlar’ın emri ile okulundan yaka paça dışarı atılan ve o esnada bir kamyonun altında kalarak, bir bacağını kaybeden Dilek Gürgen ile yaptık…

 

Siyaseti doğrudan yönlendiren, gazetelere darbe manşetleri attıran generaller

 

Kışkırtıcılık rolünü sonuna dek üstlenen medya organları

 

Darbecilere koltuk değneği olan sendikalar

 

Geride elini ovuşturan karanlık işadamları

 

Gencecik Müslüman kızlara dünyayı dar etmek için lise ve üniversiteleri kışlaya çeviren müdür ve rektörler

 

Askerlerden brifing almaya koşan kara cübbeli hâkim ve savcılar

 

Müslüman subay ve astsubayları ordudan atmak için birbirleriyle yarışan komutanlar

 

Fadime, Kalkancı oyunu sahneleyenler

 

Namaz kılan personel avına çıkan âmirler

 

Topyekûn Savaş naralarıyla Müslümanlara karşı başlatılan cadı avı...

 

Söz konusu cinnet ortamında büyük bedel ödemiş bir kızımız: Dilek Gürgen Yıldırım…

 

Eğitim hakkını elinden alan 28 Şubat darbecilerine inat, yurtdışında öğrenimine devam eden Müslüman kızlarımızdan birisi..

 

O da diğerleri gibi yılmamış, pes etmemiş ve azmini yitirmeden sağlık sorunlarının da üzerinden gelerek akademik hayatına yurtdışında devam etmiş , evlenmiş ve üç çocuk annesi olmuş…

 

Kendisi ile 28 Şubat’ı, bugünlerde Ankara’da görülmekte olan BÇG’ci, 28 Şubat aktörlerinin yargılandığı  davadan beklentilerini konuştuk…

 

 

28 Şubat nedir, ne anlam ifade ediyor size ?

 

' Post Modern Darbe' olarak nitelendirilen '28 Şubat 1997' tarihi siyasi ,ekonomik, bireysel ve toplumsal telafisi yapılamayacak tüm ciddi sonuçlarıyla Türkiye ve Türkiye’nin kendi insanı için büyük bir travma ve kayıp dönemi olmuştur. Benim açımdan darbenin  ne anlama geldiğini dahi tam bilmezken, o sürecin birinci muhatapları olduk.

 

Aslında toplumun her kesiminden insanların yani öğrenci, öğretmen, asker, akademisyen, yazar, düşünür, esnaf, iş adamı sosyo-ekonomik-kültürel düzeyleri ne olursa olsun yalnızca inandıkları gibi yaşamak ve inançlarını, yaşamlarının her alanında özgürce ifade etmek ve taşımak isteyen insanlar için çok ciddi bedeller ödemeyi gerektirdi. Bu acımasız ve hastalıklı düşünce ve algının bir ürünü olan '28 Şubat Darbesi'nin topluma dayattıkları, kabul edilemez tüm uygulama ve yasakları, en temel insan hak ve hürriyetlerine yönelik ihlâli ve adeta çiğnemesiyle hayatlarımızı kâbusa çevirip tabiri caizse alt üst etmiştir.

 

Bütün bunların yanında benim gördüğüm tek olumlu yanı, inandığı hakikatler için aslında ne denli samimi olup olmadığının bir anlamda sınavını o süreçte verenler için keskin bir çizgiyle, kalbini ve yüzünü hakikate gerçekten çevirenlerin ortaya çıkması ve kendi adıma en azından kendi çocuklarıma tereddütsüz ve gurur duyarak anlatabileceğim bir mücadeleyi yaşamış olmamdır.

 

 

28 Şubat Davasının Asker Kanatı yargılanıyor… Bu davadan beklentileriniz nelerdir?

 

 '28 Şubat Darbesi' nin yargıya taşınması süreci ve davada gelinen karar aşaması, muazzam bir anlam ifade etmekte benim gibi birçok insan için, zira yapılan zulüm ve adaletsizliğin karşılıksız kalmayacağına  inanıyorum ki hem fiili hem temsili bir anlam içermektedir. Darbeci generallerin de her suç işlemiş insan gibi, yargı önünde eşit olduğunu ve yaptıklarının hesabını bu topluma vermek zorunda oldukları gerçeğinin altını çizmiştir. Dilerim toplum da bu davaya ve sonuçlarına kayıtsız kalmaz ve takipçisi olur. Çünkü unutulan haksızlıklar ve adaletsizlikler başka başka formlara girerek tekrarlanıyor maalesef yaşadığımız dünyada...

 

Başörtüsü protestolarında yaşadıklarınız...

 

• Bursa Nilüfer İmam-Hatip Lisesi, başörtüsü yasağının ilk uygulamaya konulduğu pilot okuldu. Aslında yasağın gelişinden bir kaç gün önce gerekli ültimatomlar ,uyarılar ve baskıcı tutumlar başörtülü hocalar üzerinden başlayarak biz öğrencilere sıçramıştı. Tutumları ve tercihleri değişen hocaları gördükçe hem anlayamıyordum hem kızıyordum. Belki de ilk aşamada onlar herşeye rağmen daha sağlam bir duruş göstermeliydi. Maalesef herkesin algıladığı dolayısıyla taşıdığı tesettürün anlamı içeriği farklıydı sanki. Başörtüsü yasağının ilk uygulanmaya başlandığı gün, okul kapısının önünde kalıp içeri alınmamıştık zaten ve biz  bir avuç topluluk, bir haksızlığa ya da olmaması gereken bir şeye hayır demenin, rıza göstermemenin, cesur olmanın ne demek olduğunu, o taptaze heyecanımızla sesimizi yükselterek öğrenmiştik. O gün sanki okulda derse devam edecekmişiz gibi çantamı hazırlayıp defter ve kitaplarımı özenle koyduğumu hatırlıyorum... Nitekim bahçede eylem yaparken verdiğimiz molalarda kitaplarımızı yine ellerimize almış, biz dışarda da derslerimize devam ederiz demek istemiştik...

 

Kaza geçirdiğiniz an...

 

 • Kaza 1998 yılının aralık ayında Bursa Nilüfer İmam –Hatip Lisesinin önünde gerçekleşti. Kaza anına dair anlatabileceğim şeyler çok sınırlı çünkü o esnada bilincim kapanmıştı. Kaza sonrası ise çok uzun ve sıkıntılı bir yolculuktu benim için aynı zamanda ailem için de. Geçırdiğim kazada kamyonun çarpması sebebiyle sağ bacağımı kaybetmiştim, tekrar eden operasyonlar , çok uzun soluklu tedaviler neticesinde adeta yeniden dirilircesine ayağa kalkıp yürümeye başladım . Bu yaşadığım süreç hayatımın en keskin en zorlu süreciydi ve asıl vermem gereken mücadele sanki yeni başlamıştı... Sevindirici olan o zorlu ve sıkıntılı `yokuşu` tırmanırken duyarlı müminlerin ve beraber mücadele ettiğimiz insanların beni yalnız bırakmamasıydı. Şu tespiti de yapmalıyım yeri gelmişken; belli bir zaman sonra, birbirinin derdiyle dertlenme düsturunu, konjonktürel olarak birbirimize sunduğumuzu anladım. Yani, o yaşanılan sıkıntılı sürecin bilinçli yada bilinçsiz doğurduğu bir dayanışmaydı bu. Üzerinden belirli bir süre geçtikten sonra bir çoğumuz, çok daha bireysel düşünür ve davranır olmuştuk. Verilen mücadeleyi, hayat boyu bize rehberlik edebilecek o samimi duruşu, az çok yitirdik sanırım... En azından kendi tecrübe ve gözlemlerimden bu kanıya varıyorum.

 

Daha sonra ne yaptınız . Öğrenim hayatı nasıl devam etti ?

 

• Uluslararası Saraybosna Bilim ve Teknoloji Üniversitesinde bir yıl Siyasal Bilimler okudum, sonrasında Uluslararası Saraybosna Üniversitesinin psikoloji bölümünden 2013 yılında mezun oldum, aynı bölümde yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Saraybosna'da ki bir çok sivil toplum örgütlerinde ve rehabilitasyon merkezlerinde psikolog olarak çalıştım ve halen aktif olmaya devam ediyorum. Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında burada Bosna'da toplumun psiko-sosyal gelişimine katkı ve destek sağlayacak projeleri Türkiye-Bosna işbirliğiyle hayata geçirmeyi hedefliyorum. www.gdjesi.ba sitesinin haber editörlüğünü de yürütmeye çalışıyorum. Bununla beraber metin çevirileriyle de uğraşıyorum. Üç çocuk annesi olarak yaşamıma Bosna-Hersek'te devam ediyorum.

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye