19 Kasım 2019 Salı •

Bir Başka Açıdan FETÖ - Cavit Okur

03.10.2019

Fetö ve ekibi ile 1975 de tanıştım. Yüksek İslam enstitüsüne okumak için gelmiştik.O ise yeni yeni meşhur oluyordu. Bornova vaiziydi. Gençler ve halk toplanıp oraya vaaz dinlemeye gidiyorlardı. Herkessin dilinde ,perde gerisinde onu koruyanın Yaşar Tunagür olduğu söyleniyordu. Herkesin ağzında da bir ‘hocaefendi’ vardı ki , sanki kutsal bir insandan bahsediliyordu. Ben 1968’lerden bu yana MTTB’ye gidip geliyordum. İzmir’e gelince de doğruca MTTB’ye gittim.

Dolayısıyla fetö ve gurubu ile İzmir’de hiç birlikte olmadığım gibi vaazlarına da hiç iştirak etmedim. Çoğunun gözünde ‘hocaefendi’olan bu adama biz ‘ağlayan AKTÖR’  ismini takmıştık. Bu isimi söyleyince bazı arkadaşlar bizim günaha girdiğimizi söylüyorlardı. Onun ilahi bir gücü varmışçasına hürmetle yad ediliyordu.

Çoğunluğu Yüksek İslam Enstitüsü öğrencisi olan, aynı zamanda  MTTB ye devam eden ve görev yapan bir gurubumuz vardı. Bu gruptaki arkadaşlar da fetö’ye itibar etmezlerdi, sonraları da fetö’ye yanaşan pek olmadı bu guruptan. İzmir’de yaşadığı ve sürekli gündemde olduğu için onu çok iyi tanımıştık. Sürekli olarak onun ve gurubunun asla İslami Hareket içinde olmadıklarını ve olmayacaklarını çevredekilere iletmek için mücadele ettik.Ancak bizimde o zaman içinde bulunduğumuz siyasi yapıda dahil halktan ve çevremizden destek bulamadık. İzmir’e ilk geldiğinde onu kestane pazarı Kuran Kursunda görevlenirmişler. İzmir ve çevre için çok önemli olan bu kursta bir müddet kalmış. O zaman kursun yönetiminde söz sahibi olan merhum Raif Cilasun; ‘bu adam bizim anladığımız ,bildiğimiz hocalardan değil kursa zarar veriyor’ diyerek kestane pazarı kuran kursunda kalmasına son vermiştir. Tabi o zaman fazla meşhur olmadığı için kimse ne oluyor diyememiş. Doğrusu yaptığı neydi onu bilmiyorum.

Şöhreti arttıkça gücü de artmıştı. Siyasi ve gayri siyasi korumaları çoğalmıştı. Bizler bir gurup genç sesimiz çıktığı kadar bağırıyorduk;’yapmayın, etmeyin,bu adam şarlatan,ağlayan bir aktör’ diye… .Müslümanların başarısında da kafirlerin başarısında da ağlayarak anlatıyor. Tabiki başarısızlıkları da.. Ama etkili ve yetkili kişilere göre biz gençtik. Heyecan ve hislerimizle hareket ediyorduk, hatta hoca efendi(!)ye karşı çıkmakla günah işliyorduk.

 !977 seçimleri gelmişti. Turgut Özal, Milli Selamet Partisi İzmir 1. sıra adayı olmuş, 2. sıraya da fetö’nün patronu, koruyucusu, bugünlere gelmesinde en büyük pay sahibi Yaşar Tunagür getirilmişti. Seçim için bir toplantı kararı alınmıştı. Bu toplantıda Milli Selamet Partisi ileri gelenlerin yanında Prof Dr.Saffet Solak, Prof. Dr. Ahmet Satıoğlu, Ekrem Pakdemirli, yine üniversiteden Ruşen gezici,Yusuf Özal,Yaşar Tunagür,fehmi koru ve şu anda hatırlayamadığım başkaları katılmıştı. Seçim kampanyasını Yusuf Özal yönetiyordu. Doğrusu bizim gözümüzde Özal denilince Korkut Özal’dan başkası yoktu. Bu seçim dolayısıyla  diğer  Özal’ları ve Türkiye’deki misyonlarını da öğrendik. Ben MTTB başkanı olduğum için beni de çağırmışlardı. Bizimle bir tek hesapları vardı seçim işlerinde ‘kaç genç görev alacaktı’.

Söz alarak herkes konuşuyordu. Sıra Yaşar Tunagüre gelmişti. O fetö adına taahhüt veriyor bu seçimde eskiden Erbakan grubuna oy vermemiş bu gurubunda kendisi ile birlikte oy vereceğini anlatıyordu. Heyecanla duramadım, yalan söylüyorsun, vermeyecekler dedim. Orada bulunan herkes; ‘ne oluyorsun bunu nasıl söylersin’ diye ters ters bakmaya başladı. Prof Dr.Ahmet Satıoğlu hocamız, onlara döndü:

“-Ne kızıyorsunuz, çağırdınız geldi, bırakın düşüncelerini söylesin” diye bize arka çıktı.

Allah uzun ömürler versin hocamıza. Her zaman tavrı gençlerden yana olmuştur. Tabi ki fetöcüler oy vermedi.. Seçim hüsran.. Fetöcü’ler MSP dahil her türlü siyasi kurulu kullanmışlardır. Kimse fetö meselesinde masum değildir.

Yine 1977 de Süleyman Demirel’in partisi Adalet partisi iktidarda iken Türkiye’deki Yüksek İslam Enstirtüleri ‘Akademi’ olsun diye özellikle MTTB ve Yüksek İslam Enstüsü talebe dernekleri öncülüğünde bir çalışma başlatılmıştı. O zaman din eğitimi genel müdürü Tayyar Altıkulaçtı. Bu okullar o zaman bir lise anlayışı ile ve hemen hemen aynı yönetmelikle idare ediliyordu ve MEB’e bağlı idi. Kimse gençleri ciddiye almayınca Türkiye’deki  yedi Yüksek İslam Entitüsün de öğrenciler boykot kararı almıştı. İzmir Y.İ.Enstitüsünde 800 ü aşkın öğrenci vardı. Bunların hemen hemen 600’ü MTTB bünyesinde idi. Buna rağmen biz okulda nurcu, mücadeleci, fetöcü, ülkücü bütün gurupların temsilcileri ile birlikte boykota katılma kararı aldık ve bir pazartesi  günü boykot başladı. Boykotun üçüncü günü bir telefon geldi. Fetö sizinle görüşmek istiyor , gelsin mi diye aradılar.Bizde Ata terbiyesi  yaşı büyük olanı ayağımıza çağırmak bize yakışmaz diyerek Dernek başkanı İsmail Karabacakla gittik. Bizimle boykotun ne zaman biteceğini öğrenmek için bir araya geldiğini söyledi. Halbuki bunu müntesipleri biliyordu. Netice olarak Pazartesi biteceğini ve kimsenin boykotu kırma teşebbüsünde bulunmaması gerektiğini ifade edip ayrıldık.

Ertesi gün MTTB de otururken arkadaşlar geldi ve boykotun kırıldığını söylediler. Biz eyvah dedik, bir gurup arkadaş Ankara’da din eğitimi genel müdürü ile görüşüyorlar.Bu hareket onların birlik gücünü zayıflatır dedik.Nitekim oraya katılan arkadaşlar genel müdürün gülerek birlik bozuldu diyerek sevincini dile getiriyor , tabi ki arkadaşlarında morali bozuluyor. Boykotu kıran ve mutabık olduğumuzu zannettiğimiz Fetöye tabi öğrencilerdi.

Olan olmuştu ne yapabilirdik... Şimdi ona bakmalıdıydık. Hemen ortalıkta yayılmıştı; Demirel fetöyü arayarak, seni boşuna mı orada serbestçe konuşturuyoruz, bu boykot hükümete karşı, derhal bunu çözeceksin. Demirel dedi mi demedi mi bilinmez. Ancak ortalıkta söylenti bu idi. Düşündük, çözüm yolu nedir? Madem ki ihanet ettiler, nasihatı dinlediler, hakları kötektir artık diye arkadaşlarla karara aldık ve boykota katılan ne kıran ne kadar fetöcü öğrenci varsa tokattan da, sopadan da nasibini aldı. Bu böyle üç gün devam etti. Boykotu kırmaya  o zaman fruko denilen polis grubu ve burunlu polis arabaları ile gelmişlerdi Üç günde yine bu arabalarla ve polislerle geldiler. Doğrusu o günkü polislerin onları sevdiğini ve koruduğunu söylemek iftira olur.

Bu arada fetö kendi eliyle yazdığı teksir edilmiş dört sayfalık bizim hakkımızda bir bildiriyi gizlice dağıttırmış. O bildiri hala elimde mevcut. Boykotun kafirlerin Peygambermize yaptığı boykotla kıyaslıyor, bizimle görüşmek istediğini ama bulamadığı yalanı ile başlayıp bir sürü yalan ve iftira ile MTTB ve İslam Enstütüsündeki gurubu karalıyordu. Bizim boykotumuzu yeniçeri isyanı ile kıyaslıyor, perde gerisinde iktidar hırsı ile gözleri dönmüş siyasi ihtiraslarını vatanın bile önünde tutan siyasi egoistlerle işbirliği olduğunu öne sürüyordu. Destekleyecekleri partiye bakışları da bu idi.

Vatanı çok sevdiklerini sık sık vurguladıkları o bildiride, bizleride gizli bir teşkilat gibi anlatıyorlardı. Ne kadar vatansever olduklarını gördük.

Önce sadece öğrencilerin geldiği okula daha sonra bir gurupla birlikte fetöde gelmeye başlamıştı.

Kavga büyüyordu. Bizim siyasetçilerden bize destek yoktu. Nede olsa karşı tarafta büyük mürşid(!) hocaefendi(!) vardı. Halbu ki onlar bildirilerinde bizim Akademi için değil MSP için çalışacağımız iftirasını 5-6 defa tekrarlıyorlardı. Tabi ki o zaman için İzmir MSP teşkilatında fetöcü’lerden kimsenin olmadığını söylemekte çok saflık olur.

 O gün etkili ve yetkili abileri fetönün yalancı, sahtekar şarlatan vb. olduğuna inandıramadık. Bizi boykotu sonlandırmada ve onları dövmemede desteklediler!.  Biz İzmir ekibi olarak hayatımız boyunca fetö ile mücadele ettik. Ama bu seferde ‘alnı secdeye gidenlerle uğraşmayın, çok ileri gidiyorsunuz’ tehdidi ile karşılaştık. Maalesef bir çok arkadaşımızda çocukalarını eN yüksek tahsil (!) yaptırma uğruna onlarla kol kola girip yardımlarını esirgemedidiler. Bizi de marjinal kalmakla suçladılar.Ama elhamdülillah bize inanan öğrencilerle birlikte bu güne kadar fetö mücadelesini sürdürdük.

İzmir de mukim o zaman için ekipte ilmine hepimizin saygı duyduğu Hüseyin Avni Kansızoğlu, fetö’ye belam dediği için sadece fetöcüler tarafından değil bizzat tanıdıklarımız tarafından bile sosyal medyada linç edilmeye çalıştı. Şerafettin Aktaş en çok mücadele edenlerden bir tanesi  idi. Diğerleri , tıp fakültesinden bir çok arkadaş fetö karşıtlığında yer aldı.. Ve tabiki her zaman nn başta , en en önde  mücadele eden Şehit BAHATTİN YILDIZ.

Bunları bir hatıra gibi zikretmek istedim. Öyle oldu ki sonunda devletteki bütün işleri onlara verdik. Uyaranları hiç dinlemedik. Hatta uyardığımızda bize karşı fetöyü savunan bazı arkadaşlar daha sonra onun aleyhine kitaplar yazdılar.

Mehmet Ali Öner "Yeşil Sarıklı Ulu Hocalar Neredesiniz" , "Ortalıkta Yoksunuz" diye yazmış. Hiç ümitlenme olumsuzluklar ortaya çıkmadan onlar ortaya çıkmaz. Olumsuzluklar çıkıncaya kadarda yaptıkları ile övünürler.

Birazda yeni oluşumlara dikkat olsun diye.1975’lerde sadece İzmir çevresinde gücü olan bir hareketin nelere mal olduğu düşünülsün ve yeni oluşumlar göz ardı edilmesin…

SUÇLU KİM!..

Yorum Ekle
Yorumlar
Harika bir yazı, hayal değil gerçek, duyma değil yaşanmış olaay.

04.10.2019

Tebrik ve teşekkürlerimi arzederim. Ben de sınıfda haklı dava uğruna, "Hayrettin Temiz diye fetöcü birisini" sıraların üstünden atlayarak omuzlarından tutarak: seni buraya kim gönderdi"dedim o da Hoca fendi dedi, bende onu apar topar okul dışına attım. Başlarım senin hocafendinden dedim. Olay tamamlanmış oldu. Selam ve dualarımla....
Mukaddes Güler

03.10.2019

"yeni oluşumlar göz ardı edilmesin" derken kaydettiğiniz kim veya kimlerdir? ismen zikretmemek herkesi kastedeceği için vebal olur. yine "yeşil sarıklı ulu hocalar" kimlerdir? mürşid-i kamillere ise bu tabir, hem tabi olmayan alaycı dil hem de medet ummak nice tezattır? bir iş bitince "ben zaten bunları sevmezdim" ucuzluğu yerine net ve açık dille kimleri tehlike olarak görüyorsanız yazınız.
Vedat Kahyalar

03.10.2019

1993 yılıydı sanırım.Bosna,da sırpların soykırımı dünya müslümanları gibi bizim de yüreğimizi yakıyor.Elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.Kermesler,konferanslar,kampanyalar, protestolar...Önemli bir toplu katliamdan sonra buyum bir yürüyüş planlıyoruz. Adana gönüllü kültür teşekkülleri olarak bir araya geliyoruz ne yapacağız diye. Bugün feto dediğimiz bu kesime de davet gönderdik.Tık yok.Eylemin başlamasına saatler kala aramışlar hazirlanan bildiriyi görmek şartıyla sadece imza koyabiliriz diye.Hic bir zaman vahdet için risk almadılar.
Dürümiye / Lezzete Davetiye