Alev Erkilet:Dünyadaki Putlardan Özgürleşebilen Kadın Güçlüdür

04.07.2018

Mevcut sistem içinde güçlü ve etkin kadını nereye konumlandırıyoruz? Bu konumda kadınlar ne kadar özgün bir duruş ortaya koyuyor?

Sosyolog Alev Erkilet, ekonomik ve siyasi alanda kadının güçsüzleştirildiğini ve karar makanizmalarından dışlandığını söylüyor.

Özellikle Müslüman kadının yeterince kadın sorunlarına eğilmediğine dair eleştiri getiren Erkilet, dindarların feminizmle yüzleşmediğine dikkat çekiyor. Sıkıntının mevcut sistemin kendisinden kaynaklandığına anlatan yazar, güç yoğunlaşmasının iyi bir şey olmadığının altını çiziyor. Erkilet ile güçlü kadın tanımını, büyük kapanmayı, geleneksel ve modern yapının bize kaybettirdiği şeyleri konuştuk.

Ekonomide, teknolojide, siyasette ve endüstride gücün pek çok tanımı yapılıyor. Güç denildiğinde sizin aklınıza ne geliyor?

Sosyal tabakalaşma bağlamında sosyal eşitsizlikleri anlamak olarak ele alıyorum. Üç tür tabakalaşma var; Politik, ekonomik, mesleki. Politik kavramını genel manada kullanıyorum. Ekonomik tabakalaşma dediğimizde, zenginler ve yoksullar arasındaki farka, mesleki tabakalaşma dediğimizde saygın kabul edilen ve edilmeyen meslekler arasındaki prestij farkına, güç dediğimizde ise başkaları adına karar alma ve o kararı dayatma imkânı fazla olanlar ile olmayanlar arasındaki farka işaret ediyoruz. Aileler içinde bile bu tarz farklılıkların olduğunu görüyoruz. Çalıştığınız bir yerde patronunuzun sizin için karar alması da bu güç tanımına dâhil. Onların aldıkları kararlara uymak istemeseniz bile uymak zorunda kalıyorsunuz.

Kadın bu gücün neresinde?

Ekonomik, mesleki ve siyasi alanda dünya ölçeğinde kadının güçsüzleştirilmesi söz konusu. Kadın, karar mekanizmalarından dışlanıyor. Çalışsa bile üst mercilere geçişi erkeklere göre daha az oluyor. Batı’da kadın haraketleri boşuna ortaya çıkmıyor. Sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda kadının istihdam edilmesi söz konusu. Ama aynı işi yaptığı hâlde yarım ücret alıyor. Siyasal katılım açısından baktığımızda Peygamber döneminde kadının biatla siyasi sisteme katılması söz konusuyken, Batı’da evrensel oy hakkını kazanmaları çok geç bir döneme takabül ediyor. Osmanlı Batı’nın gerisinde değil. Freud hayattayken, zengin mülk sahipleri oy verebilirken, emekçi sınıflar veremiyor. Osmanlı kadınları bu konuları daha o zaman tartışıyor ve çözüm aramaya çalışıyor. Batı’da özellikle kapitalist sistemin etkisiyle güç ve sermaye yoğunlaşması, saygınlığın belli ellerde toplanması üzerine kurulu bir toplum yapısı var. Bu hep kadının dezavantajına olmuş.  

Kadınlar güçlerini hep erkekler üzerinden tanımlıyor. Erkeğin fiziksel özelliklerine ve kabiliyetlerine göre bakıldığında ‘kadın güçsüzdür’ tanımı ortaya çıkıyor. Kadının ‘kadınsal’ gücü ortadan kalkıyor böylece. Bu algı nasıl oluştu?

Bu toplumsal cinsiyet algılarımızla ilgili bir mesele. Kadın veya erkek olarak doğuyorsunuz. Bunun üzerine toplumun eklediği ikinci bir katman var ki o da cinsiyetlere göre farklılaştırılmış “toplumsal iş bölümü”. Bu ise toplumdan topluma farklılaşan bir şey. Bana göre İslâm’ın kendisi ve Hz. Peygamber’in (s.a.) uygulamaları bu güç eşitsizliklerini tanımamış. Onları reddetmiş ve onları aşan uygulamalar ortaya koymuş. Daha sonra geleneksel toplumlar “kadın şunu yapmalı, şunu yapmamalı” diye ikinci bir görev dağılımı dayatmış. Bu açıdan bakarsak İslâm’dan uzaklaştıkça bu eşitsizliklere daha fazla maruz kalmışız.

Bir örnek vereyim: Sosyolog Mehmet Birekul’un sahabe kadınlarının meslekleriyle ilgili bir çalışması var. Hz. Peygamber döneminde yaşamış sahabelerin yaşam öyküleri üzerinden kadınların sosyal hayatlarını derlemiş. Doktorluk, hemşirelik, zabıta olarak görev yapma, toplumla ilgili kararlara katılma gibi pek çok alanda sahabe kadınların yer aldığını görüyoruz. Geleneksel toplumun dayattığı eşitsizlikleri yıkıyor. Cinsiyetler arası, ırklar arası eşitsizlik ortadan kalkıyor. Peygamberimiz, erkekler arasındaki eşitsizliklerin de karşısında olmuş. “La” diyerek yeryüzündeki putları yıkma yönündeki devrimci müdahale, erkeğin erkekle, kadının kadınla olan ilişkilerini de düzenliyor. Ebeveynlerin çocuk ile ilişkilerini de düzenliyor.

Yeni Bir Muhafazakâr Dalga Var

Bugün peygamber dininden söz edebiliyor muyuz?

Dine karşı bir din oluşturuldu. O eşitsizlik bugün dönüp “dinî” olduğu iddia edilen argümanlarla dindenmiş gibi meşrulaştırılıyor.

Kadın sorunu neden bitmiyor sizce?

Çünkü Müslümanlar kendi doğalarına uygun tavrı koymuyorlar. Kadın sorunuyla sadece feministler ilgileniyor. Müslüman kadın yeteri kadar kadın sorunlarına eğilmiyor.

Peki neden?

Çünkü biz problemlerin sadece modernitenin kendisinden kaynaklandığını düşünüyoruz. Bu bir yanılgı. Moderniteden kaynaklanan çok ciddi sorunlar var. Biz onları yaşıyor ve mücadele ediyoruz. Fakat geleneksel toplumun İslâm’la ilgisi olmayan pek çok yükü var. Müslüman kadın bu sorunlarla yeterince yüzleşmiyor. Kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddetin olduğu, kadının bir çeşit mülk olarak algılandığı bir sistemde, aslında Müslümanların seslerinin daha güçlü bir şekilde çıkması lazım. Hem Hz. Peygamber döneminde hem de 20. yüzyılda Müslüman dünyada kadını en fazla özgürleştiren İslâmî toplumsal hareketler olmuş. Cezayir Bağımsızlık Savaşı, İran Devrimi, İslâm coğrafyasının harekete geçmesi, İhvan örneği, Türkiye’de 28 Şubat başörtüsü mücadelesi gibi dünyanın farklı yerlerinde devrimci olaylar yaşandı. Burada, “Allah’ım, senin kulunum, seninle benim arama giren bütün engelleri sonuna kadar ortadan kaldırmaya kararlıyım, diz çökmüyorum, boyun eğmiyorum, mücadeleye devam ediyorum.” diyen devrimci kadınlar gördük. Özne hâline gelmiş, aktif kadınlar ortaya çıktı. Cumhuriyet bu başarıyı elde etmemişti. Çünkü zorla kadını kamusal alana başörtüsüz olarak çıkarmaya çalışıyordu.

Yeni nesil bu gücü devam ettirebiliyor mu?

Ben genç kızların belli bir geleneğe hapsedildiklerini düşünüyorum. Erkek egemen bir söylem çıktı ortaya. “Yapma, etme” söylemi bu. Bunu hep erkekler kadın bedeni üzerinden dillendiriyor. Aynı Cumhuriyet seçkinleri gibi… Cumhuriyet seçkinleri kadını zorla kamusal alana çıkarıp, “şöyle giyin böyle davran” deyip yönetmeye çalışıyordu. Yeni muhafazakâr bir dalga var. O da kadının üzerinde tahakküm kurmak istiyor. Gençlerin işi zor. Çünkü bu muhafazakârlık din olarak takdim ediliyor. Geride durmanın din olduğuna dair bir söylem geliştiriliyor. Başörtüsü yasaklarına maruz kalmadıkları için belki şanslı görünüyorlar ama öbür taraftan bakıldığında “büyük bir kapanma” var.

Büyük kapanmayla neyi kast ediyorsunuz?

Hem mekânsal olarak, hem de kalben ve manen bir kapatılmadan söz ediyorum. Neden örtünüyoruz? Kamusal alanda tebliğ yapmak için. Sanki bunun anlamı değişiyor. Kendimizi dışa kapatıyoruz. Gençler dar bir alana hapsediliyor gibi geliyor bana.

Kanuni’yi Bağrımıza Basıp Hürrem’i Harcıyoruz

Dünyada bize ideal olarak gösterilen güçlü kadın modeli var. Bize cazip gösterilen güç, bizim kadınsal özelliklerimizi yitirmemize neden olmuyor mu?

Güç yoğunlaşması aslında erkek için de iyi değil. Hz. Peygamber’in örneğinde düşünelim. Vahiyler dışında her şeyi etrafındaki insanlarla istişare ediyor ve uyguluyor. Bugünkü toplumda böyle kaç patron, kaç siyasetçi var. Erkeksiliği bile boğan bir güç yoğunlaşması var. Benim itirazım sisteme. Erkekler de bu sistemden kurtulmalı. Erkekler de daha insanca yaşama hakkına sahip olsun. Biz sistemi olduğu gibi kabul ediyoruz. İçinde kadın olacak mı olmayacak mı onu tartışıyoruz. Hâlbuki biz o sistemi insani hâle getirmeliyiz. Zaten öyle olduğunda şefkat, merhamet ve adaletten söz edebiliriz. Seyid Kutub döneminde profesyonel bir iş sahibi olmayan ama İhvan için çalışan kadınlar güçsüz müydü?

Gerçek gücü nasıl tanımlıyorsunuz?

Allah karşısında dünyadaki putlardan özgürleşebilen kadın güçlüdür. İster evde oturur, ister işe gider, isterse yazar, konuşur. Kocaya ve babaya muhtaç olmadan dikiş dikerek hayatını idame ettiren kadın güçlü değil midir? Fakat İslâmî hayat tarzına bütün şiddetiyle karşı çıkan ailesine tâbi olmak zorunda kalan bir kadın boyun eğdiği için güçsüzdür. Bunu yapmak zorunda kalan kadınlara da kabahat bulacak değiliz. İslâm’ı doğru anlatarak bizim onlara destek olmamız lazım.

Güç ile kadın kelimesi yan yana geldiğinde “acımasızlık- merhametsizlik” akla gelir. Tarihte de böyle örnek kadınlar vardır. Güç merhametsiz midir?

Tarihte Hürrem gibi karakterler erkek bakış açısıyla yorumlanıyor. Kanuni’yi bağrımıza basıp Hürrem’i harcıyoruz. Şehzade öldürülmesi ile ilgili sistemi tartışmıyoruz. Orada kendi şehzadesi ayakta kalsın diye mücadele eden kadına “zalim” diyoruz. Bir benzerini erkek yapsaydı “adil sultan” olacaktı. Ama kadın olunca zalim oluyor. Merhamet sadece kadının özelliği mi? Kadının toplumsal cinsiyet tanımında, “Kadın kırılgandır, duygusaldır” ibareleri yer alıyor. Hâlbuki erkek de duygusaldır. Bazı erkekler duygusaldır, bazıları hiç değildir. Bazı erkekler yine yumuşak ve merhametliyken bazıları acımasızdır. Kadın veya erkek olarak değil, insan olarak bakmamız gerekiyor. Çünkü Allah böyle istiyor. Hz. Peygamber şefkatsiz ve merhametsiz miydi? Neden bir erkek olarak Peygamber Efendimiz örnek alınmıyor. Bugün kadınlara atfetmeye çalıştığımız pek çok sevgi dolu davranış ondan zuhur etmiş. Hz. Peygamber’i daha sonraki dönemin sultanlarına benzeterek okumaya kodlanmışız. Erkek egemen dönemlerin yönetici sultan modeline benzetiyoruz. Hâlbuki onlar kendilerini peygambere benzetmedikleri için birçok hata yapıldı.

Bu model algılar ilk ne zaman empoze edildi?

Biz bunu hep beraber yapıyoruz. Toplumsal bir pasta var ve o pastadan alınacak payı çoğaltmak istiyor insanlar. Eşitsizlik söylemi toplumsal tabakalaşmayla alakalı bir bir şey. Kendi güç alanını yaygınlaştırmak isteyenlere yarıyor. Birileri bunu yaparken ona karşı sessiz kalanlar ve mücadele etmeyenler de bu sürecin parçası oluyorlar.

Sahabe Kadınları Örnek Almıyoruz

Kadın kendi gücünü nasıl keşfedecek?

Gerçekten İslâm’la tanıştığı zaman tüm dünyevi putları yıkar. Akıl, iman, vicdan. İmanın sana zaten “akletmiyor musun?” diyor. Bütün olan bitenlere senin aklın razı mı? İman olunca kadını kimse tutamaz. Allah rızası için dünyayı değiştiren özne kadın olmaktan bahsediyorum. Gerek Türkiye’deki gerekse dünyadaki bağımsızlık mücadelelerinde yer almış kadınlar buna en iyi örnektir. Onlar sadece Allah rızası için bağımsızlığı ve ülkelerini savunmuşlardır. Daha sonra birileri, tarihi erkekler üzerinden okumayı ve yazmayı tercih ediyor. Maço erkek yapısı yine galip geliyor. ‘‘Cezayir Bağımsızlık Savaşı ya da Kurtuluş Savaşı“ aslında bu kadın kahramanlar tarafından da kazanıldı” denmediği sürece kadınlar tarihte yerlerini alamayacaklardır. Biz kendi çocularımızdan böyle bir mücadeleyi bekliyorsak, o zaman kız çocuklarına da güzel örnekler göstermemiz lazım.

Hz. Ayşe zekâsıyla, Hz. Meryem iffetiyle, Hz. Hatice İslâm’ın Kübra’sı olarak sembolize edilir. Bu kadınların güçlü vasıflarına baktığımızda ne görüyoruz?

Hiçbir kişilik tek boyutlu değil. Aklı, merhameti ve direngenliği var. Bazısının yaradılıştan, aldığı eğitimden veya içinde bulunduğu toplumsal koşullardan sadece bir özelliği öne çıkıyor. Bu yine insandan insana değişecektir. Kimi aklıyla, kimi şefkatiyle kimi de anneliği ile parlayacaktır. Hz. Hatice sadece çalışan kadını temsil etmiyor, aynı zamanda kimsenin peygamber olduğuna inanmadığı bir insana koşulsuz inanıyor. Hz. Ayşe’nin zekâsının ne anlama geldiğini kavrayamıyoruz. Çünkü zekânın sadece erkeklere has bir vasıf olduğunu düşünüyoruz. Biz gerçekten sahabe kadınların yapıp ettikleri üzerine bir model inşa etsek, dünya tarihinde gelmiş geçmiş en güçlü kadınlar kuşağını yetiştirebiliriz. O kadınları bize vermeye çalıştıkları mesajla anlamamız gerekiyor. Hz. Peygamber’le eşleri arasındaki ilişkide bugünkü Müslüman kadınlarına vermek istediği mesaja baksak zaten problem kalmayacak.

Müslümanlar Feminizmle Yüzleşemedi

Kadınlar son dönemde erkeklerinde rollerini üstlenmeye başladı. Erkekler kendi toplumsal görevlerini kadınlara yüklüyor. Cinsiyetler arasındaki fark gittikçe azalıyor. Dünya nereye doğru gidiyor?

Erkeklerin normal hayat akışında üstlenmeleri gereken şeyi üstlenmek istemediklerini görüyoruz. “Eşit değiliz, eşit olmamalıyız” diyen bir grup insan da var. Bu da çok tehlikeli. Küresel ölçekte kadınların hâlâ köle derecesinde çalıştırıldığı, yoksulluğun “kadınsı” olarak görüldüğü bu çağda, kadının durumunun iyileştirilmesi bir lüksmüş gibi davranmamalıyız. Kadınların erkeklerin görevlerini üstlenmeleri de eşitlik getirmiyor. Tam tersi kadının üzerine beş kat daha fazla yük bindirmiş oluyor. Nasıl eşit olunur? Mutfağa beraber giriliyorsa, çocuklara beraber bakılıyorsa o zaman eşit olunur. Bu eşitlik talebi feminizm değil. İslâm’ın kalbidir. Burjuva toplumunun iş bölümünü bize gelenek diye sunuyorlar.

Feminizm kadınları daha güçlü kıldı mı?

Feminizm kadına dönük adaletsizlikleri ortadan kaldırmak için girişilmiş iyi niyetli bir harekettir. Bu bağlamda Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda kitabını muhakkak anmak isterim. Woolf bu kitapta sadece kadın olduğu için bir üniversite kütüphanesine girişinin engellenmesinden bahseder. Aktardığına göre, o dönemde kadınlar ancak bir öğretim üyesi eşliğinde ya da bir tavsiye mektubu ile geldikleri takdirde kütüphaneye girebilmektedirler. Bunun gibi, toplumsal cinsiyet meselesini derinlemesine irdelemiş olan Simone de Beauvoir’ın üç ciltlik İkinci Cins kitabına değinebiliriz. Onlar haklı gerekçelerle haksızlıkları gidermeye çalışan düşünür ve eylem insanlarıydı. Peki, amaçlarına tamamen ulaşabilmişler mi? Bunu maalesef söyleyemiyoruz. Çünkü onların çabalarına karşılık, hegemonyacı güçler de direniyorlar.

Hangi güçler?

Mesela kapitalistler. Kapitalist hâlâ çocuk işçi çalıştırmak ister. Kadın işçiyi yarım ücretle çalıştırmak ister. Mücadeleyi bıraktığın an, kadın yarım ücret alır. İçinde doğduğu ve büyüdüğü kontekstte çok anlamlı bir çabadır. Bu başka amaçlarla zorla dayatılırsa o zaman kötü bir şeye dönüşüyor.

Hangi amaçlar?

Batı dışı toplumlara feminizm, modernitenin sopasıyla geliyor. Biz bu hareketi modernleştirici elitin toplumdaki kadınları zorla başörtüsünden arındırarak, kamusal alana çekme çabasının bir parçası gibi algıladık. Seçkinci modernizmin parçası hâline geldiği için bizi irrite ediyor. Müslümanlar feminizm olgusuyla hâlâ gerçek manada yüzleşmediler. Biz onun arkasında döven modernisti görüyoruz. Bunda haksız da değiliz. Her problemi erkeğe indirgeme tabii ki yetersiz bir yaklaşımdır. Sınıf analizini işin içine katmayan bir feminist, analiz duvara tosluyor. Burjuva kadın kocasıyla beraber işçi sınıfı kadınını eziyor aslında. Dünyadaki bütün çelişkiler sadece kadın ve erkek arasına indirgenemez. Kadınla kadın arasında da birbirini ezen bir sistem var. Irk, din, sosyal tabakalaşma gibi unsurlar burada devreye giriyor. Seni bir kadın da ezebilir, siyah olduğun için bir beyaz da ezebilir ya da emekçi olduğun için patronun da ezebilir. Kadın, siyah ve emekçi isen sömürü de üçe katlanmış demektir. Feminizm de zaman içinde bu durumu fark etmiş ve analizlerine dâhil etmeye başlamıştır. Biz tüm bu adaletsizliklere karşı çıkan bir İslâmî söylemi inşa edebilsek, dünyada kimse bizim karşımızda duramaz.

Sivil toplum ve siyasetçiler bu soruna nasıl çözüm bulabilir?

Kadın sorunlarını önemsizleştirme eğilimine karşı net bir duruşa ihtiyaç var. Kadının sorunu sadece iş yaşamından kaynaklanmıyor. Geleneksel bakış açısı kadını aileye bağlayarak sorunlarını çözeceğini düşünüyor. Hâlbuki aile de bazen yeni sorunların kaynağı olabiliyor; taciz, tecavüz, şiddet, engelleme ve kısıtlamalar üzerinden kadınları ve kız çocuklarını bağımlı hâle getirebiliyor. Erkeklerin kadını mülk olarak algılamasının önüne geçecek bir zihniyet değişimine ihtiyaç var. İster kadın olsun ister olmasın sivil toplum ve siyasetçiler buna odaklanmalı ve hakiki İslâmî çözümler üretmeli diye düşünüyorum.

“Dünyadaki Putlardan Özgürleşebilen Kadın Güçlüdür”, Bilimevi Kadın dergisi, Ocak-Şubat-Mart 2018, sayı 4.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye