AHVAZ SALDIRISI VE İRAN - Süleyman ARSLANTAŞ

25.09.2018

22 Eylül 2018’de İran’ın Ahvaz kentinde, İran-Irak savaşının yıldönümü münasebetiyle düzenlenen askeri tören esnasında bir saldırı gerçekleşti. Kısmen 1981’de Kahire’deki askeri tören sırasında Halid İstanbuli’nin Enver Sedat’ı hedef alan saldırısı gibi. Tabiki Halid İstanbuli direkt olarak Enver Sedat’ı hedef almıştı.

Ahvaz saldırısında ise Hasan Ruhani’nin de bulunduğu şeref trübünü değil yürüyüş korteji ve halk hedef alındı. Saldırı sonrası birçok ölen ve yaralananlar oldu.

Saldırının yapıldığı tarih ve yer önemli. Zira saldırının sekiz yıl süren İran-Irak  savaşının yıldönümünde yapılması, cumhurbaşkanı Ruhani ve ekibinin şeref trübününde olması, saldırının ekseriyeti Arap kökenli olan Huzistan’ın başkenti Ahvaz’da olması da ayrıca önem arz etmektedir. Tabi ki İran-Irak savaşı üzerine birçok yazılar yazıldı, kitaplar yayınlandı v.s.

Tekrar geriye dönerek savaşın nedenleri üzerinde kısaca durmakta fayda var. Belki bu günü de anlamak için gereklidir. Savaşın görünen nedeni, 1937’de İran-Irak Antlaşması sonucu Irak’a bırakılan Şatt-ül Arab’ı Irak’ın geri almak istemesidir. İran ve Irak arasında mezkur mahal için karşılıklı tehditler, atışmalar, yer yer de çatışmalar 1975’e kadar devam etti. 1975’de Cezayir devlet başkanı Bumedyen’in gayretleriyle Cezayir Antlaşması sonucu sulh sağlandı. Savaşın bir başka nedeni de İran’ın 1971’de ele geçirdiği Basra körfezindeki büyük ve küçük Tumb ile Ebu Musa adasından geri çekilmeyi reddetmesidir.

Bu saydıklarımız işin görünen yüzü. Lakin arka planda çok daha önemli nedenler olduğu muhakkak. Malum İran’da 11 Şubat 1979’da İslam adına bir devrim gerçekleşti. Devrimin ortak paydası ve yapılış amacı İslam adına oldu. Fakat daha sonra şia yayılmacılığının ve şia’nın öne çıktığı bir devrim olarak yansıdı.

İran’ın yüzde dokuzu Sünni iken, Irak’ın da yüzde altmışbeşi Şii’dir. Irak’taki Şii’lerin kahır ekseriyeti Arap kökenli diğer bir kısmı da Türkmen kökenlidir. Elbette Irak’taki Sünni kökenli yönetim devrimi ve getirdiklerini kendisi için tehdit olarak algılıyordu. Öte yandan soğuk savaş sonrası İslam’ın alternatif olarak ortaya çıkması başta küresel güç odakları olmak üzere, onların bölgesel tetikçisi İsrail olup-bitenlerden oldukça tedirgin olmaya başlamıştı. Bu tedirginlik Irak yönetimine ilham kaynağı oldu. El-Bekr’e görevden el çektirilerek yerine Saddam Hüseyin getirildi. Saddam 16 Eylül 1980’de Şatt ül Arap Antlaşmasını feshettiğini açıkladı. Ve ardında da ani bir baskınla 22 Eylül 1980’de savaşı başlattı. Bu savaş sekiz yıl sürdü. İmam Humeyni’nin BMGK’nin aldığı 598 sayılı kararı kabul etmesi ile de savaş sonlandırıldı. Savaş sonrası her iki ülke de İsrail için tehdit olmaktan çıktı. Her iki ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynakları önemli ölçüde zarar gördü. İki tarafın can kaybı ise bir milyonun üzerinde oldu..

İran, devrimi gerçekleştirdiğinden bu yana içeride ve dışarıda sürekli saldırılara maruz kalmaktadır. Devrimin başından itibaren yuları Batı’nın elinde olan Mücahidan-ı Halk neredeyse devrimin önde gelen birçok şahsiyetini çeşitli suikastlar sonucu katletti. Mutaharri, Beheşti, Bahonar, Ali Recai bunlardan bazıları.. Keza İmam Humeyni’nin vefatının ardından da bu kez de içeride müthiş kamplaşmalar oldu. Mesela İmam Humeyni’nin beyin takımından ve eski başbakanlardan Mir Hüseyin Musavi, Ayetullah Kerrubi, Muhammed Hatemi gibi şahsiyetler etkisizleştirildiler. Oysa bunlar İran’ın gülen yüzleri idi. Hamaney, Şahruti ve Cenneti gibi yüzler ise ön plana çıktılar. Sadece Muhammed Hatemi bile insanı ve İslam’ı merkeze alan yaklaşımı ile hem devrimi yaygınlaştırabilir ve hem de İslam dünyası ile çeşitli ortak paydalar oluşturabilirdi. Zira Hatemi ve arkadaşlarının ne Pers yayılmacılığı ne de Şia ekseni oluşturmak gibi bir dertleri de yok idi. En azından dışarıdan böyle görünüyor, ama yanılabilirim de tabi.

Ahvaz saldırısı belki de İran’ın içerisinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve dış politika açısından sıkıntılı olduğu bir zaman diliminde parçalanmasına yönelik bir saldırı da olabilir. Keza 2006’da ABD Silahlı Kuvvetler Dergisinde yayınlanan ve Türkçe’ye “Kanlı Sınırlar” olarak çevirisi yapılan makalede de ifade edildiği gibi bölge ülkelerinin iki nedenle parçalanmaları öngörülmektedir. Bu ülkeler İran, Irak, Türkiye ve Suriye’dir. Bu nedenlerden birincisi İslam’ın alternatif olmaktan çıkarılması, ikincisi de bölgede İsrail için hiçbir tehdit unsurunun kalmamasıdır. İran’daki Azeriler İran ekonomisi üzerinde önemli bir paya sahip oldukları için onları sistem aleyhine harekete geçirmek zor görünüyor. Lakin gerek İran’daki ve gerekse Irak’taki Arap Şiası daha çabuk tahrik edilebiliniyor. Ahvaz bu bağlamda en kırılgan bir yer. Nitekim benzer bir saldırı da 16 Haziran 2016’da Ahvaz-Tahran petrol boru hattına yapılmıştı. Adına; “Ahvaz’ın Kurtuluşu İçin Arap Mücadelesi Hareketi” denilen örgüt üstlenmişti. Gerek Aralık 2017’deki Meşhed, Kirmanşah olayları ve gerekse geçtiğimiz aylardaki Irak’ın Basra kenti merkezli İran aleyhtarı hareketlerin birbirlerinden kopuk olduğunu iddia edemeyiz.

Sonuç olarak Ahvaz saldırıları ve benzerleri öncelikle İsrail’in güvenliği açısından İran’ı köşeye sıkıştırma saldırılarıdır. ABD ve İsrail İran’a açıkça şunu söylüyor; “gerek Suriye’de ve gerekse Güney Lübnan’da konuşlandırdığın ve her türlü harp araç ve gereçlerini tedarik ettiğin Hizbullah Örgütünü etkisizleştir. Aksi halde can güvenliğin de toprak bütünlüğün de tehlikede.” Terör saldırısını gerçekleştirenler rahatlıkla Hasan Ruhani’nin bulunduğu yeri de hedef olarak seçebilirlerdi. Saldırıyı kim üstlenirse üstlensin bu saldırı İran’a ve İran yönetimine ikaz amaçlı bir saldırıdır. Elbette bu saldırı nedeniyle İran’ın küresel güç odaklarının isteklerine boyun eğeceğini bekleyemeyiz.

Ama en azından bugünkü İran yönetimi Muhammed Hatemi ve arkadaşlarının ve halkın uyarılarını isteklerini dikkate almalı. Bu bağlamda insan ve İslam merkezli bir anlayış ve yönetimi İran’da hakim kılmanın çabasını ortaya koymalıdırlar.

25.9.2018

Yorum Ekle
Yorumlar
Hüseyin Çolak

30.09.2018

Yazarın fikrini beğenir veya beğenmez siniz bu sizi edepsizliğe küstahça yazma hakkını vermez Güzel tespitler harcanmış emekler var bu sizden öğrendiklerim hiç kimse inanmadığı şeyi yazmaz kendince doğrudur doğruyu ise yalnız ve yalnız Allah bilir ben yazarımız dan çok şeyler öğreniyorum bir okur olarak diğer okurumuz adına özür diliyor o okur içinde ozur dilemeye o okurumuzun süleyman abi diyerek guzel başlaması küstah ca biten yazısı nı yazı sürç mesi olarak görmenizi istiyorum Yeni yazılarınızı sabırla bekliyorum selam ve dua ile
Süleyman Arslantaş

26.09.2018

Murat NAZLI seni tanımıyorum.Tenkit elbette hakkındır.GÖRÜŞLERİME ,YORUMLARIMA KATILMAYABİLİRSİN.Ama önce edepli olman gerekir.Basiretsiz,kör gibi ifadeler beni değil seni küçültür.İlmin önemli bir ayağı da bilmediğni bilmektir.Ruhani o gün Ahvaz da törendeydi.Üstelik Ttump ı hedef alarak ,SENİN DE AKİBETİN SADDAM GİBİ OLACAK sözlerinin ardından patlama oldu.Bak.A Haber 23eylül 2018
murat nazlı

25.09.2018

Süleyman abi ne zaman düzelecek merak ediyorum? Hak ve batılın içiçe olduğu bir yazı...nalına da mıhına da vuruyor...........en önemlisi iyice basiretsiz/kör olmuş...bu tören Ahvaz'da idi, cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise orada değildi...önce bunu öğrensin sonra başka fikirlerini yazar..........))))
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye