28 Şubat Davasının Karar Duruşması Başladı
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

28 Şubat Davasının Karar Duruşması Başladı

08.01.2018

28 Şubat Davasının Karar Duruşması Başladı

28 Şubat Ana davasının karar duruşması bugün Ankara Adliyesinde görülmeye başlandı.

 

28 Şubat Postmodern Darbesi’nin ve dönemin sorumlularının yargılandığı davanın karar aşamasına gelindi.

 

O dönem “Şeriat geliyor" şeklinde pompalanan korku politikasının ardından, özellikle inancının gereği olarak başörtüsüyle okumak isteyenlere büyük bir linç kampanyası başlatılmıştı. Tek istekleri eğitimlerine devam etmek olan imam hatip liseleri ve üniversite öğrencilerine okul kapıları birer birer kapanmıştı. 1997 'de Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hemşirelik Okulu mezuniyet töreninde, bölüm birincisi öğrencinin, başörtülü olduğu için tören alanından itilip kakılarak uzaklaştırılması, o yıllarda yapılan zulmün sembolü oldu…

 

Şimdi bu zulümleri yapanların cezalarını çekme vakti.

 

Hertaraf Haber olarak dönemin mağdurlarına ve aktivistlere 28 Şubat davasından beklentilerini ve o dönemde yaşadıklarını sorduk:

 

Hüsnü AKTAŞ (Vahdet Vakfı Başkanı)

 

*Türkiye’de yaşanan askeri darbeler içerisinde ‘Post-Modern Darbe’ denilen 28 Şubat Süreci’nin, müstesna bir yeri vardır. 1996 yılının Ağustos ayında başlayan; başta Hürriyet ve Milliyet gazeteleri olmak üzere merkez medyanın, televizyon kanallarının, üniversitelerin, yargı mensuplarının, sendikaların, işveren örgütlerinin (beşli çete), dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in ve bir grup darbe heveslisi askerin, kendi aralarında bir ‘darbe koalisyonu’ kurarak, Türkiye’yi yangın yerine çevirdikleri malûmdur. Halkı irtica tehlikesiyle korkutmak için yapmadık rezillik ve kurmadıkları tuzak kalmamıştır. Her akşam televizyon ekranlarında ‘zikir yapan’ Aczimendileri ve Almanya’da faaliyet gösteren ‘İslâmi Cemaat ve Cemaatler Birliği’nin gösterilerini yayınlatan darbeci zorbalar psikolojik bir savaş yürütmüşlerdir. Darbeci generallerin gölgesine sığınan, bankalara ve ihalelere saldıran haramzâde zenginler zümresi, Türkiye’nin kaynaklarını talan etmişlerdir. Sonra da çaldıkları paranın bedelini, 2001 finans kriziyle, sıradan vergi mükelleflerine ödettikleri malûmdur. Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkan Vekili Bülent Orakoğlu’nun tesbitlerine göre, resmi soygunun tutarı 296 milyar dolar civarındadır. Post-Modern Darbe’nin ilk aylarında, Vahdet Eğitim-Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı’nın Yönetim kurulu üyeleri, Vakfın gaye maddesinde belirtilen işleri yaptıkları gerekçesiyle tutuklanmışlardır. DGM Savcısı ‘nın hazırladığı iddianamede; ‘vakfın 1990 yılından itibaren 1.810 mahkûma ve 533 mahkûm ailesine yardım ettiği, fakat bu yardımların Türkiye’de İslâmi mücadele veren örgütlerin cezaevinde bulunan elemanlarına tahsis edildiği iddia ediliyordu.’ Elbette bu iddia doğruydu. Zira vakfın kuruluş senedinin gaye maddesinde’‘Cezaevinde bulunan kimselere yardım etmek, onların ailelerinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak’ hassaten belirtilmiştir.

 

 

Bundan beş yıl önce (12 Nisan 2012) başlayan 28 Şubat post-modern darbe teşebbüsü ile ilgili davanın finalini belirleyecek savcılığın esas hakkındaki mütâlâası nihayet 92. celsede açıklandı. Ancak sanıklar için isnad edilen suç  Batı Çalışma Grubu (BÇG) üyeliğidir. Genelkurmay başkanlığı bünyesinde kurulan BÇG “hükümeti yıkmak üzere oluşturulmuş bir cunta yapılanması” olarak değerlendirildi.  Hatırlayacak olursak Meclis’te BÇG tarafından yürütülen faaliyetler mahkemeye intikal ettirilmişse de “TSK’nın yasal görevleri çerçevesinde ve emir komuta zinciri içerisinde kurulmuş bir birim” olarak nitelenmiş ve takipsizlik kararı verilmişti. Gelinen aşamada ise BÇG’nin hiyerarşisini oluşturan bütün cuntacılar için ağırlaştırılmış müebbet hapis talebi tahakkuk etti. Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın yanı sıra aralarında kimi kuvvet komutanlığı da yapmış toplam 61 generalin, hükümeti devirmeye teşebbüs suçundan mahkûmiyetle yüz yüze gelmiş olması Türkiye açısından son derece önemli bir gelişmedir. Üstelik bu sanıklardan beş general (Çetin Doğan, Şükrü Sarıışık, Engin Alan, Metin Yavuz Yalçın ve Doğan Temel) Balyoz davasında da yargılanmışlar ve ceza almışlardı.

 

Son aylarda 15 Temmuz darbe girişimi davalarında görüldüğü gibi; 28 Şubat ve BÇG davasında da hemen hemen bütün sanıklar, işledikleri suçu kökten inkâr etmeyi veya olmadık tevillerle sulandırmayı tercih etmişlerdir. Orgeneral Çevik Bir ve beraberindeki askerlerin tutukluluğunun üzerinden ancak dokuz ay geçtikten sonra (üstelik bizzat Çevik Bir tarafından verilen bir dilekçeyle) dönemin Genelkurmay Başkanı Karadayı adliyeye çağrılabilmiştir.  Maiyetinde çalışan tüm askerlerin tutukluluk gerekçesi olan BÇG için Karadayı “faaliyetlerinden haberdar değilim” şeklinde ifade vermiş ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştır. Org. Çevik Bir “demokrasiye balans ayarı yaptık” tehdidini inkâr etmiş ve bu sözün dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a ait olduğunu ileri sürmüştür. Buna benzer bir aşırı tevili Sincan’da tanklara yürüme talimatı veren dönemin KKK Org. Hikmet Köksal’da da görüyoruz. Org. Köksal, Sincan’da yürütülen tanklarla Kudüs Gecesi arasında kurulan bağı reddedip meseleyi medyanın sansasyonel haber merakına bağlamıştır. İlaveten tankların intikal güzergâhında bulunan bir menfezin zarar görmesi üzerine Sincan merkezinden geçmek zorunda kalındığını ifade ederek, Hükümete yönelik herhangi bir kalkışma niyetinde olmadıklarını beyan etmişti.

 

28 Şubat’ın “post-modern darbe süreci” olarak nitelendirilmesini sağlayan dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Tümg. Erol Özkasnak da suçu bazı gazetecilere atarak işin içinden sıyrılmaya çalışmıştır. Gerçekleri inkâr veya yaşanan hadiseleri tevil yoluna gidip işin cezai müeyyidesinden kurtulmaya gayret etmişlerdir. 28 Şubat dâvâsına yönelik itibarsızlaştırma kampanyaları hiç hız kesmemiştir. Post-modern darbe sürecinde siyaset ve toplum üzerinde uygulanan zorbalık ve yasaklar hemen hiçbir özeleştiriye konu edinmeden yargılama süreci tamamlanmak üzeredir.  Sanıklardan hiç birinde pişmanlık, özeleştiri veya özür beyanı gibi erdemli bir tutum görülmemiştir. Genelkurmay Karargâhı’nda görevli olan askeri bürokratların “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren devirmek, Hükümet’in görevlerini kısmen veya tamamen engellemek, engellemeye teşebbüs etmek, darbeye teşebbüs etmek” suçlarından yargılanmaları elbette önemli bir hadisedir. Neticesini hep birlikte takip etmemizde fayda vardır.

 

MAZLUMDER Ankara Şube Başkanı Abdurrahman Ünlü:

 

28 Şubat Sürecinde MAZLUMDER olarak tüm mazlumların yanında yer aldık… Bu sebepten dolayı 28 Şubat’çılar tarafından , o dönemin MAZLUMDER Genel Merkez Yöneticileri ve bütün Şube Yöneticilerimiz gece yarısı evlerinden alındılar ve baskı altında tutuldular. Tek suçları adaleti ve hakkı savunmak, insan haklarını savunmak. Tarih bunları yazdı..

 

Üzülerek ifade edeyim ki biz daha çok 28 Şubat’lar görürüz…

 

Güçlünün hukuku mu, hukukun gücü mü? Hangisine inanıyoruz?. Çoğumuz gücü elde etmeye ve oradan tahakküm oluşturmaya meyyal vaziyetteyiz. 28 Şubat’ta böyle bir zihnin ürünü idi. Kendi dünya algısını kitlelere dayatma, zorla kabullendirme hali. Oysa aslolan Adalettir.

 

Başkasının varlığını ve hukukunu kendi varlığını ve hukukunu korur gibi korumazsan orada adaletten bahsedemezsin. Sevmesen kabul etmesen dahi.

 

Adaletin olmadığı toplumların ise başından musibet eksik olmaz. Bir gün 28 Şubatçılar başka gün Paralel Devlet Yapılanması. Bu durumlara düşmek istenmiyorsa hukuku ortaya koyup onun için mücadele etmek gerek. Gücü eline alan bunun geçici olduğunu bilerek sağlam bir hukuk toplumu inşa gayretine girmelidir. İş böyle mi oluyor.

 

Maalesef, O yüzden Allah akıp gitmekte olan zamana yemin ediyor. Vel asrı daima hatırlamamız gerek.

 

Recep Karagöz (Hak İnsiyatifi Sözcüsü)

 

Bilindiği gibi 28 Şubat 1997‘deki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alınan kararlarla ve sonrasında kurulan hukuk dışı yapılanmalarla siyasete müdahale edilmiştir. Post Modern Darbe olarak nitelendirilen 28 Şubat Sürecinde evrensel hukuk kuralları ayaklar altına alınarak bir çok kişi ve kurumsal yapılar mağdur edilmiştir. 

 

Bu süreçte Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde ‘Batı Çalışma Grubu‘ (BÇG) adı altında illegal bir yapılanma kuruldu. Bu, kuruluşu bakımından tamamen hukuk dışı bir yapılanma olup idarenin bütünlüğü ilkesine aykırıydı. BÇG’nun aldığı hukuksuz kararlar ve fişlemeler sonucu birçok kişi görevinden alınmış, öğrenciler eğitim haklarından yoksun bırakılmış, disiplin cezaları ile üniversitelerden ilişikleri kesilmiş, farklı görüş ve ideoloji sahipleri hürriyeti bağlayıcı cezalarla tecziye edilmiş, ideolojik kararlarla insanların hayatları karartılmıştır. Bu sebeple binlerce insanın hayatını karartmış olan 28 Şubat süreci siyasi yargı kararlarının iptal edilerek yeniden mahkeme yolunun açılması gerekmektedir.

 

Darbe sürecinde cebir ve tehdit kullanarak 54’üncü hükümetin görevlerini yapmasını engelleyen ve hükümeti ortadan kaldıran şüpheliler TCK ilgili maddeleri doğrultusunda gerekli cezaya çarptırılmalıdır.

 

28 Şubat Postmodern darbe sürecinde alınan siyasi kararlardan dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de sorumludur. Maalesef hesap vermeden bu dünyadan göçmüştür.

 

Yazar Tayyar TERCAN:( 10 yıl Cezaevinde yattı):

 

Bu Şubat zindandaki son Şubat olmalı.

 

28 Şubat darbesi bu toprakların ruhuna vurulmuş bir darbeydi. Ruhu esir alınmış bir beden çaresizce esaret altında yaşayabilir çünkü. Anadolu insanı “her on yılda bir darbe” yapan bu güruhun baskılarına boyun eğmeyince mesele 15 Temmuz işgal girişimine kadar uzandı.

 

15 Temmuz, 28 Şubatın darbeci işgalci zihniyetiyle gerçek manada hesaplaşılmamasının bir ürünü de diyebiliriz.

 

Yani 28 Şubat darbesiyle hesaplaşmak, aslında bu ülke insanının önündeki engelleri kaldırmak demektir. Bağımsızlık yolunda, kendi inancına geleneğine vatanına milletine bağlı insanların ayağındaki prangadan kurtulması demektir.

 

 

28 Şubat döneminde arandığını duyup kendi ayağıyla polise teslim olan ve on yıla yakın bir zaman sonra evine dönebilen bir insanım. On yıl cezaevinde yattıktan sonra darbeci FETÖ’cü kumpasla tekrar tekrar davalar açıldı ve neredeyse bir on yıl daha mahkemelerle sürgünlerle geçti hayatımız.

 

Bugün o darbeciler ve devamı halindeki 15 Temmuz işgalcilerinin ne oldukları ne yapmak istedikleri herkes tarafından malum oldu ama darbecilerin asıl mağdur ettiği yaşayanların mağduriyeti bitmedi.

 

28 Şubat darbecilerinin yaptığı hukuksuz bir çok şey engellendi, duruma göre telafi edildi. Ak Parti iktidarının bu konuda attığı adımları inkar etmek nankörlük olur.

 

Fakat darbecilerden talimat alarak, brifing salonlarında generaller önünde esas duruşa geçen mahkeme yargıçlarının verdiği cezalardan dolayı, yirmi yıldan fazla bir zamandır cezaevinde yatan yüzlerce insan var.

 

Fetö’cü darbeci polisin hazırladığı ve işkenceyle imzalattığı fezleke, Fetö’cü darbeci savcının hazırladığı iddianameye dönüştürüldü ve Fetöcü darbeci hâkimlerin bu iddianameye göre ceza verdiği yüzlerce insan yirmi yıldan fazla bir zamandır zindanda esir…

 

Darbeciyle hesaplaşmanın ilk adımı darbecinin mağdur ettiği insanların mağduriyetini gidermekle olur.

 

Darbecilerin yargılandığı davada, verilecek en üst cezayı bekliyoruz. Hak ettikleri şekilde.

 

Fakat siyasi iradeden beklentimiz, artık bu Şubat darbecilerin zindana attığı insanlar için son Şubat olsun. Bir an önce yasal düzenleme yapılmalı ve darbe mağduru insanlar bir gün dahi bekletilmeden yeniden yargılanarak serbest bırakılmalıdır.

 

28 Şubat’ın darbe olduğunu herkes kabul ederken, darbe hukukunun yargıladığı insanları normal mahkemelerde tekrar yargılamak ve haklarını iade etmek bu kadar zor olabilir mi?

 

Cumhurbaşkanımızın defalarca tekrar edip kamuya duyurduğu gibi, vesayet rejimini isteyen güçlerin mağdur ettiği insanlar hâlâ zindanda.

 

Buna son verilmeli.

 

Bu Şubat zindandaki son Şubat olmalı.

 

Fahri MEMUR ( 8 Yıl Cezevinde Kaldı):

 

28 Şubat yargılamasını yapanların büyük bir kesimi 28 Şubat’ı yapanlarla aynı zihniyettedirler.

 

28 Şubat bin yıl sürecek denildi. Bugünlerde kimi kesim 28 Şubat’ın bin yıl değil on yıl sürdüğünü ve on yıl sonra 28 Şubat etkisinin bittiğini düşünüyor. Bu bir bakışaçısı .

 

Ama ben bu düşüncede değilim. 28 Şubat aslında bir hak-batıl mücadelesi. Bu mücadele 1997 de değil Hz. Adem (as) döneminde başladı ve kıyamete kadar devam edecek bir mücadeledir. 28 Şubat bu mücadelede bir kesittir. Bu mücadele sürecinde benzeri kesitler yani 12 Eylül’ler 27 Nisan’lar, 15 Temmuz’lar olduğu gibi bundan sonra da bazı tarihli isimlendirmeler olacaktır.

 

 

Bu zikrettiğimiz tarihlerde yapılan cürümlerin arkasında farklı kılıklara girilse de hep aynı zihniyet vardır. Bu bazen Haçlı olarak isimlendirilir, bazen Amerika, bazen İsrail, bazen Kenan, bazen Yaşar, bazen Çevik, bazen de Gülen olabilir. İsim ne olursa olsun, zihniyet aynı zihniyet, merkez aynı merkez, gaye aynı gaye yani hak-batıl mücadelesi.

 

28 Şubat Davası olarak yapılan yargılamada, herhangi olumlu bir gelişme bugüne kadar olmadığı gibi bundan sonra da olacağı kanaatinde değilim. Çünkü, 28 Şubat yargılamasını yapanların büyük bir kesimi 28 Şubat’ı yapanlarla aynı zihniyettedirler. 28 Şubat’ta yargılanıp ceza almış birisi olarak o günün şartlarında uydurma delillerle, uydurma ifadelerle, zorlama iddianamelerle verilen cezanın infazından sonra bile, yeniden yargılanmak için yapmış olduğum müracaatlar her aşamada 28 Şubat’ı yapanlar tarafından yani FETÖ’cüler tarafından sürekli engellendi.

 

28 Şubat zihniyetinin yargılayıp ceza verdiği 28 Şubat mağdurları verilen zorlama cezaların mağduriyetlerini hala yaşarken;darbecilerin yıllar sonra açılan Ergenekon, Balyoz vb. davalarda ceza alıp ama bilahare yeniden yargılanarak itibarlarının iade edilmesi manidardır.

 

28 Şubat davası ile FETÖ davaları birleştirilmesi gereken davalardır. FETÖ davası neticelenmeden 28 Şubat davasının neticelenmesi hiçbir şey ifade etmez.

 

AK PARTİ İstanbul Milletvekili Hasan TURAN:

 

28 Şubat darbecilerinin yargılandığı davanın takipçisiyiz. 28 Şubat'ta yalnız milletin inancına, milli iradeye, seçilmiş hükümete, insan hak ve hürriyetlerine darbe vuranlar değil, onlar gibi düşünen vesayet odakları da bugün bu mahkeme huzurunda yargılanmış oluyor.

 

28 Şubat Postmodern darbecileri bu süreç “bin yıl sürecek” demişlerdi. Mahkeme onlardan 60 kişiye müebbet, yani “İki bin yıl” istedi. Milletin silahını millete doğrultan ve milli iradeyi gaspedenler ülkemizde hesap veriyor Elhamdulillah. Vesayet heveslileri ve darbe severlere duyurulur.

 

Nurettin Şirin (Sincan Davası Sanığı - 8 Yıl Hapis Yattı):

 

28 Şubat darbe girişimi Siyonizmin ülkemize yönelik saldırı ve müdahalesidir

 

28 Şubat post modern darbesi, ülkemizdeki emperyalist Siyonist müdahalelerin bir halkası olarak gerçekleşmiştir; zira bu darbenin baş mimarı olarak bilinen Orgeneral Çevik Bir, 2002 yılında Daniel Pipes’in yönetimindeki Middle East Forum adlı Siyonist neocon bir sitede yayınlanan yazısında da, darbenin Türkiye-İsrail ilişkilerinin güçlendirilmesi adına yapıldığını açıkça ifade etmiştir. Dolayısıyla, darbenin arkasındaki asıl iradeyi ve küresel saikleri olduğu gibi bilmeden görmeden 28 Şubat darbesini anlamak ve konuşmak da mümkün değildir.

 

15 Temmuz meşum darbe girişiminin arkasında da bulunan güçler aynı güçlerdir ve Türkiye’nin emperyalist Siyonist sultacılığa karşı bağımsız bir irade ortaya koyduğunda hep böylesi müdahalelerle, işgal ve istila girişimleriyle karşılaşmaktadır.

 

28 Şubat darbe girişiminin iddianamesi ve ilgili darbeciler hakkında nasıl suçlamalarda bulunulduğunu bilmemekle birlikte, bu yargılamanın aynı şekilde emperyalizm ve Siyonizmin ülkemize yönelik saldırı ve müdahaleleri olarak not edilmesi gerektiğini belirtmek istiyorum.

 

Şunu da eklemek gerekir ki, bu darbe sofistike bir darbe girişimidir ve ne yazık ki bu yargılama içinde bulunması gereken bir çok sorumlu dosya içine girmemiştir. Darbeye her çeşit yolla lojistik destek sunan, darbe kışkırtıcılığı yapan, darbenin psikolojik ve sosyolojik zeminini hazırlayan tüm unsurlar bu yargının içine katılmalıdır.

 

Bu dönemde Sincan Kudüs Gecesi dolayısıyla yargılanıp hakkımızda verilen 17,5 yıl hapis cezası da, aynı saiklerle olmuş, dolayısıyla darbeci yargı; Emniyet ve MİT’in aksi raporlarına rağmen kendi vatandaşlarını Siyonizmin çıkarları adına yargılamış ve cezalandırmıştır. Kendi adıma bu davaya bakışım, kişisel anlamda mahkum ve mağdur edilmem değil, ülkemizin esenliği ve geleceğine yönelik bu küresel Siyonist saldırganlık karşısında duyarlılık ve kararlılık oluşmasının önemidir.

 

Ayrıca 28 Şubat dönemi tüm yargılamalarının da, hukuk dışı olduğu gerçeğinden hareketle, brifingli yargının ve güdümlü yargıçların kararlarının hala geçerliliğini sürdürmesi ve nice insanımızın uzun yıllardır hâlâ hapishanelerde olması, 28 Şubat darbesinin etki ve sonuçlarının hâlâ sürdüğünün bir delili olarak karşımızda durduğunu da özellikle belirtmek istiyorum.

 

Yargının bu darbeci sanıklar hakkında vereceği karar ve açıklayacağı gerekçeli karar ardından, kendi adımıza yeni bir dava açacağımızı ve özellikle 28 Şubat dönemi yargısının mağdurlarının özgürlüğü için girişim ve kampanyalara yöneleceğimizi de eklemek isterim.

 

Onlar bizi Siyonizm’in çıkarları adına mahkum ettiler, bu ülkeye ve bu millete tarihin en haince ve barbarca zulümlerini uyguladılar. Allah’tan iki niyazımız vardır; birincisi bu Siyonizm mikrobu ve İsrail adlı kanser urunun tamamen yeryüzünden silinip Kudüs’ümüzün özgürleşmesi, ikincisi de; ilahi adâletin bütünüyle gerçekleşip bütün mücrimlerin hak ettikleri cezayı bulmalarıdır.

 

Talip ÖZÇELİK (Umut Davası- 5 yıl Cezaevinde Kaldı)

 

28 Şubat hukuksuzluğun ve zulmün katmerli uygulanmasıdır

 

Uğur Mumcu cinayeti ve bir çok faili meçhulü üzerimize yıkmaya çalıştılar. Uğur Mumcu’nun ‘Katili’ diye afişe ettiler bizi. Daha sonra Uğur Mumcunun öldürüldüğü günde , Mumcuyu katletti diye manşete çekilen arkadaşımız Abdulhamit ÇELİK’in aynı gün düğünü olduğu ortaya çıktı.. Bir insan hem düğünde hem de cinayet alanında olamaz. Yapılanlar bir algı operasyonu idi. O dönem yayın yapan Selam Gazetesi, Fethullah Gülen aleyhine ve onun yanlış din algısını ifşâ eden yayınlar yapıyordu. O vakitlerde bizlere bu iddiaları yakıştıran Hakim ve savcılar bugün FETÖ’den içeride… Bu sebeple 28 Şubatçıların gerekli cezaları almasını istiyoruz.

 

 

Ayrıca; Öncelikle şunun belirtilmesi gerekiyor; modem veya postmodern bütün darbeler yaşadığımız bölgede, daima emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda yapılmıştır.

 

Batılılardan onay alınmayan hiçbir darbenin başarı şansı yoktur. 15 Temmuz darbe girişimi ise tam olmamakla birlikte istisnai denebilir.

 

Darbeciler 28 Şubat'ın 1000 yıl süreceğini söylemişlerdi… Bu cümle Müslüman halkların 1000 yıl zulme maruz kalmaya müsait olduklarını, bu zulme karşı koyamayacak bir ezilmişliği, horlanmışlığı, hesaba alınmamayı ifade etmesi açısından oldukça önemlidir.

 

 

28 Şubatlar, sadece Türkiye'de değil tüm Müslüman coğrafyada devam etmektedir

 

Darbelerin zalim ve gayrimeşru olmaları darbe yapılan siyasi otoritelerin, hükümetlerin ya da demokrasilerin meşru olduğu anlamına gelmiyor. İslam'a göre demokratik seçimle iktidara gelmeniz bile gayrı şer'i, yani gayri meşrudur...

 

28 Şubat hukuksuzluğun ve zulmün katmerli uygulanmasıdır. 28 Şubat'a kadar her şey adalet ve hakkaniyet üzere değildi ki...

 

Ne yazık ki biz Müslümanlar on birim zülüm varken, bu zülüm -mesela-dört birime inmişse hemen ona razı olup şükretmeye başlıyoruz. Bu durum şimdiye kadar büyük zulümlere maruz kalmış olmak, itilip kakılmışlık ve madun olmakla alakalıdır. 

 

Hiçbir suçu olmadığı halde, kimi zulümlere karşı çıktığı için veya resmi ideolojiye iman etmediği için ya da resmi ideolojiyi eleştirdiği için hayatlarının en güzel yıllarını cezaevinde geçirmiş yüzlerce-binlerce insan var.. Yüzlercesi hâlâ cezaevindedir. 28 Şubat sürecinde zülüm gören bu insanlar için, kimi çevreler vakıf dernek veya hukukçular 12 Eylül gibi 28 Şubat mahkeme kararlarının da siyasi olduğu, hukuki olmadığı için yeniden yargılanma ve beraat taleplerini şu günlerde gündeme getirmektedirler. Topyekün sorgulanması gereken bir sistemde kimi yanlışların giderilmesi ne kadar anlamlı olacaktır?

 

 

Meselâ, çalışanlara asgari ücretten maaş verilerek icra edilen zülüm, ne zaman son bulacak.

 

Bu zülüm her dönemde devam etmektedir. Üstelik Müslüman iş adamlarının bile hiçbir itirazları olmamaktadır.    

                 

"Hakkı müdafaa etmek en büyük ibadettir"  "Ne zalim ol ne mazlum" sözleri çerçevesinde şunu söyleyebiliriz; zulme karşı her hal ve şartta karşı koymayı, bunun en büyük ibadet olduğu bilinciyle, salih amel olarak davranışlarımıza yansıtmazsak bilmeliyiz ki daha çok 28 Şubat’lara maruz kalacağız, zulme uğrayacağız.

 

Zülüm sadece bize yapıldığı için değil kime yapılırsa yapılsın karşı olmak İslami bir görevdir, ibadettir. Bu ibadetin farziyyetinin diğer farzlardan bir farkı yoktur. En azından kalben buğz etmek görevi, imani bir gereklilik olduğu için diğer farzlardan daha güçlü olduğu bile söylenebilir...

 

"Kim olursa olsun zalime karşı, kim olursa olsun mazlumdan yana" olmak ilkesi, önemli bir ülkedir, bu ilkeyi ayakta tutan tüm insanlara selam olsun”

 

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Ahmet çelik

12.01.2018

28 Şubat zalimleri hak ettikleri cezayı cekmezlerse da çok 28 Şubat ları yaşarız
muge

08.01.2018

Demirel gibi çok kişi hesap veremedi, adalet ve siyasal sistem sayesinde. Eski zalimler suçlarını itiraf etselerdi, çekecekleri cezadan daha kıymetli olurdu. Velhasıl kimse pişman değil zulmunden. Çok yazık çok.
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Kardelen Sigorta 0535 828 30 05